Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2021/5115 E. K.

AYM 2024-10-31 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

FATMA İRİ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/5115)

Karar Tarihi: 31/10/2024

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; terör saldırısı sonucu meydana gelen ölüm

nedeniyle yaşam hakkının, ölüm olayına ilişkin olarak açılan tazminat davasının

süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

2. Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11/5/2013 tarihinde biri

belediye binası önünde diğeri postane binası yakınlarında olmak üzere bomba

yüklü iki aracın infilak ettirilmesi suretiyle terör saldırısı

gerçekleştirilmiştir. Saldırı sonucu 51 kişi yaşamını yitirmiş, 222 kişi

yaralanmıştır. Başvurucuların murisi M.İ. söz konusu saldırı sonucu hayatını

kaybedenlerden biridir. Başvurucu Hasan Hüseyin İri tarafından 21/5/2013

tarihinde Hatay Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna yapılan başvuru üzerine

sulhname hazırlanmış, 17/7/2004 tarihliğ ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca 25.842,95 TL

tutarında maddi tazminatın M.İ.nin mirasçılarına ödenmesine karar verilmiş

ancak sulhname başvurucular tarafından imzalanmamış 14/10/2013 tarihinde

uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiştir.

3. Söz konusu terör saldırısıyla ilgili olarak İçişleri

Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen 30/6/2014 tarihli ön

inceleme raporunda özetle Hatay Emniyet Müdürlüğüne olay öncesi konuyla ilgili

çok sayıda ihbar geldiği, istihbarat birimleri tarafından araç plakası, şahıs

isimleri gibi bilgilerin de belirtilmesi suretiyle Hatay Emniyetine bilgi

sunulduğu, patlamanın meydana gelmesinde önlem almayan emniyet birimlerinin

hizmet kusuru olduğu ve ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

4. İlgili emniyet görevlileri hakkında Hatay Valiliği

tarafından soruşturma izni verilmesi üzerine Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca

30/12/2014 tarihinde görevi kötüye kullanma suçundan iddianame düzenlenmiş,

iddianamenin kabulü ile Hatay 7. Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde 19/1/2015

tarihinde kamu davası açılmıştır.

5. Başvurucular 18/11/2015 tarihinde İçişleri Bakanlığına

sundukları dilekçe ileM.K.nın ölümü nedeniyle uğradıkları manevi zararların

ödenmesi için talepte bulunmuştur. Başvurucular, talebin 26/11/2015 tarihli

işlemle reddedilmesi üzerine 25/1/2016 tarihinde tam yargı davası açmıştır.

Dava dilekçelerinde patlamanın ve ölümlerin yaşanmasında idarenin ihmali

olduğunu, istihbarat bilgisi bulunmasına karşın önlem almadığını ileri sürmüş;

dava açma süresine ilişkin açıklama yaparak 5233 sayılı Kanun'dan ayrı olarak

kusur sorumluluğu temelinde dava açtıklarını vurgulamıştır.

6. Hatay İdare Mahkemesi 26/2/2016 tarihli kararıyla

davayı süre aşımı yönünden reddetmiş; gerekçede 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca olay tarihinden itibaren bir yıl içinde

en geç 12/5/2014 günü idari başvuru yapılıp sonucuna göre altmış gün içinde

dava açılması gerekirken ölümün (ve ayrıca Uyuşmazlık Tutanağı'nın) üzerinden

uzun süre geçmesinin ardından dava açma süresini canlandırma olanağı olmayan

18/11/2015 tarihli idari başvuru üzerine verilen ret cevabının ardından

25/1/2016 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğunu ifade etmiştir.

7. Danıştay Onuncu Dairesi 28/3/2018 tarihli kararıyla

süre ret kararını bozmuş; gerekçede özetle 2577 sayılı Kanun'da tam yargı

davaları için öngörülen bir ve beş yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ortaya

çıktığı andan itibaren hesaplanmasının şart olduğunu, somut olayda ise eylemin

idariliğinin 19/1/2015 tarihinde açılan ceza davası ile başvurucu tarafından

öğrenildiğinin kabulü gerektiğini, bu nedenle de ceza davasının açılmasından

itibaren bir yıl içinde 18/11/2015 tarihinde yapıldığı anlaşılan idari başvuru

üzerine açılan davanın süresinde olduğunu belirtmiştir. Karar düzeltme

aşamasında ise Daire, bozma kararını kaldırarak Hatay İdare Mahkemesinin

26/2/2016 tarihli süre ret kararını 19/10/2020 tarihinde onamıştır.

8. Başvurucu, nihai kararı 28/1/2021 tarihinde

öğrenmesinin ardından 12/2/2/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

9. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

A. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

10. Başvurucular terör saldırısının gerçekleşmesinde

idarenin kusuru bulunduğunun olay tarihinde öğrenilmesinin mümkün olmadığını,

süre ret kararındaki yorumun mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede

sınırladığını ve saldırının yaşanmasında kusuru olan idarenin bu ihmalinin

yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirterek adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık)

görüşünde, somut olay süreci ve insan hakları yargısı içtihadı ile mevzuat

detaylı olarak aktarılmış; yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat

hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü

koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık

görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki hususları yinelemiştir.

11. Olayın niteliği ve formdaki iddialar doğrultusunda bu

kısma ilişkin inceleme adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkı kapsamında yapılmıştır.

12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

13. Somut sürece bakıldığında mahkemeye erişim hakkına

davanın süre yönünden reddedilmesi suretiyle yapılan müdahalenin kanuni

dayanağı (2577 sayılı Kanun'un 13.maddesi) olduğu ve sınırlamanın meşru amacı

bulunduğu (idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu

öngörülmesinin en genel ifadeyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru

amaca hizmet ettiği yönündeki ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe

Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner, B.

No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme

Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limitet Şirketi, B. No:

2014/12354, 9/11/2017, § 52) görülmüştür.

14. Kanunilik ve meşru amaç şartlarını sağladığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale ölçülülük ilkesi bakımından

değerlendirilmelidir.

15. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını

uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten

kaçınmaları gerekir. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı anın

tespiti de mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında

büyük önem taşımaktadır. Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını

belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine

aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin

başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi

yoktur. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin

hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili olarak derece

mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın

koşulları ışığında incelemektir. Bu kapsamda dava açma süresinin hak sahibinin

henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar

çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin olmadığı bir

dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden

ölçülülük ilkesini zedeleyebilir. Uğranıldığı ileri sürülen zararın öğrenildiği

veya öğrenilmesi gereken tarih hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava

açma süresine ilişkin bazı kategorik kabul ve değerlendirmelerle davaların süre

yönünden reddedilmesi mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Eylemin

idariliği ve doğurduğu zarar, bazen eylemin gerçekleşmesinden sonra değişik

araştırma, inceleme hatta ceza yargılamaları sonucunu ortaya çıkarabilmektedir.

Vakanın sebebinin, olayı çevreleyen koşulların adli veya idari soruşturmalarla

ortaya çıktığı durumlarda ilgililerin bu koşulları bilmelerinin takip

edecekleri usul ile başvuracakları idari/adli mercilerin belirlenmesinde ve

dolayısıyla tam yargı davası açma iradeleri üzerinde önemli etkisi vardır. Bu

durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalin varlığına dayandırıldığı

durumlarda önemlidir. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın

ya da illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği

durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul

edilmelidir (aktarılan ilkeler için bkz. Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013;

Şeyma Kayaoğlu, B. No: 2014/5491, 5/7/2017; Kamil Koç, B. No:

2012/660, 7/11/2013; Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017; Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017)

16. Başvurucular, idarenin kusurlu olduğunun, emniyet

birimlerinin olayda ihmali olduğunun ceza davası ile öğrenildiğini, idari

başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak ölüm olayının gerçekleştiği tarihin

esas alınmasının mahkemeye erişim haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

17. Yukarıda da belirtildiği üzere (bkz. § 15) adli ya da

idari soruşturmaların başlaması veya sonuçlanmasıyla elde edilen bilgiler

ilgililerin dava hakkı olup olmadığının ve takip edecekleri usulün

belirlenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Bir başka ifadeyle vakanın

koşullarına dair bilginin idarenin kusuruna dayanılarak tazminat davası açılıp

açılmamasına yönelik tasarruf hususunda yönlendirici bir etkisi olduğu açıktır.

18. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikteki

başvurularda verilen kararlarda belirtildiği üzere eylemin idariliğinin her

vakada -özellikle ölümle sonuçlanan olaylarda- eylemle hemen öğrenilmesi mümkün

olmayabilir. Dolayısıyla idariliğin, yol açtığı zararın ya da arasındaki

illiyet bağının eylemden sonra anlaşıldığı ya da ortaya konulabildiği

durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul

edilmektedir.

19. Somut olayda ölümün 11/5/2013 tarihinde meydana gelen

terör saldırısı sonucu gerçekleştiği konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan inceleme, akabinde gerçekleşen soruşturma

izni verilmesi işlemleri ve olayda ihmali/kusuru bulunduğu düşünülen emniyet

görevlileri hakkında 19/1/2015 tarihinde açılan ceza davası ile eylemin veya

eylemsizlik/ihmal halinin değerlendirilebilir olduğu, bir başka ifadeyle olayda

idarenin kusurunun bulunması durumunun açığa çıktığı görülmüştür. Dolayısıyla

başvurucuların anılan süreçten önce ölüm olayına sebebiyet veren olguya dair

ihmale, eylemsizliğe ve dolayısıyla eylemin idariliğine ilişkin bir bilgiye,

veriye sahip olmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda başvurucuların murislerinin

ölümüne neden olan terör saldırısında idarenin kusur doğurabilecek

eylemsizliğini (önlem almama hali), zararla idari eylemsizlik arasında illiyet

bağı olduğunu ölüm olayıyla derhâl öğrendiğinden söz edilemez.

20. Bu itibarla başvurucuların olayın gerçekleştiği

11/5/2013 tarihini esas alarak uğradıkları zararla ilgili olarak idari başvuru

yapmak suretiyle dava açmalarının beklenmesi başvuruculara orantısız bir külfet

yüklemektedir.

21. Buna göre Mahkemenin dava açma sürelerini

belirlemesine ilişkin yorumunun başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelik

katı bir yorum olduğu ve bu yorumun mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede

güçleştirerek neredeyse imkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir. Bu nedenle

davanın süre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucuların mahkemeye erişim

hakkına yönelen müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucular, terör saldırısının yaşanmasında kusuru

olan idarenin bu ihmalinin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirterek

yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Görüşünde somut olay sürecini

ve insan hakları yargısı içtihadı ile mevzuatı detaylı olarak aktaran Bakanlık

yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa

Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate

alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında

başvuru formundaki hususları yinelemiştir. Yaşam hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddia, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

nedeniyle idari yargı makamları tarafından yapılacak yeniden yargılamada

inceleneceğinden bu aşamada yaşam hakkı yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

III. GİDERİM

24. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama

yapılması ve ayrı ayrı 100.000 TLtazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

25. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince

yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK],

B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.

No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK],

B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

26. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Yaşam hakkı yönünden İNCELEME YAPILMASINA GEREK

OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamında

mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Hatay İdare Mahkemesine (E.2016/106,

K.2016/247) GÖNDERİLMESİNE,

E. Tazminat talebinin REDDİNE,

F. 487,60 TL harç ve 30.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 30.487,60 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onuncu

Dairesine (E.2018/3997, K.2020/3976) GÖNDERİLMESİNE,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 31/10/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

İrfan FİDAN

Muhterem İNCE

Raportör

:

Volkan ÇAKMAK

Başvurucular

:

1. Fatma İRİ

2. Faysal İRİ

3. Hasan Hüseyin İRİ

4. Selver İRİ

5. Semra İRİ

6. Yusuf İRİ

Başvurucular Vekili

:

Av. Tahsin KOÇ