Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2021/15976 E. K.

AYM 01.07.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

EROL TANYILDIZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/15976)

Karar Tarihi: 1/7/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yılmaz AKÇİL

Şaban KAZDAL

Raportör

:

Tahir Hami TOPAÇ

Başvurucu

:

Erol TANYILDIZ

Vekili

:

Av. Bayram MARANGOZ

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kıyı kenar çizgisi tespiti işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/3/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu Yalova ili, Altınova ilçesi, Hersek Mahallesi 40 parsel sayılı taşınmazın hissedarıdır.

A. Adli Yargı Süreci

6. Altınova Mal Müdürlüğü (İdare) 8/1/2008 tarihinde başvurucunun hissedarı olduğu taşınmazın 4.333,35 m²'lik kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ileri sürerek bu kısım yönünden Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde tapu iptal ve tescil davası açmıştır.

7. Mahkeme tarafından hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının 3/2/1958 tarihinde kesinleştiği, davanın 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrası ile geçici 10. maddesi uyarınca öngörülen on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı belirtilmiştir.

8. Hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi (Daire) 7/4/2010 tarihli kararında davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesinde isabetsizlik bulunmadığını belirtmiş, ancak uzman bilirkişiler aracılığıyla mahallinde keşif yapılarak taşınmazın kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalıp kalmadığının saptanması ve tarafların haklılık durumları dikkate alınarak yargılama giderleri, avukatlık ücreti ve harç hakkında hüküm kurulması gerektiğini ifade ederek kararı bozmuştur.

9. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada keşif yapılmış ve bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi raporunda davanın açıldığı tarih itibarıyla taşınmazın yeni kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı belirtilmiştir. Mahkeme tarafından bilirkişi raporuna atıfta bulunularak taşınmazın dava tarihi itibarıyla yeni kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı belirtilip davanın reddine, vekâlet ücretinin İdareden alınarak davalılara verilmesine karar verilmiştir. Bu hüküm, Daire tarafından 10/10/2011 tarihinde onanmıştır.

B. Bireysel Başvuruya Konu İdari Yargı Süreci

10. Başvurucu 4/3/2013 tarihinde ilgili tapu müdürlüğünce söz konusu taşınmaza kıyı kenar çizgisi şerhi konulduğunu öğrenmesi üzerine şerhin kaldırılmasını talep etmiş, bu talebin reddi işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 25/3/1981 ve 8/2/2012 tarihli kıyı kenar çizgisi tespiti işlemlerinin iptali istemiyle 2/3/2016 tarihinde Bursa 3. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde dava açmıştır.

11. Başvurucu; dava dilekçesinde adli yargıda yapılan yargılama sonucunda tespit edilen kıyı kenar çizgisinin İdare tarafından kabul edilmesi gerektiğini, taşınmazın 4168 m²'lik kısmının kullanım hakkının kısıtlandığını ileri sürmüştür.

12. İdare Mahkemesince keşif yapılmış ve bilirkişi raporu alınmıştır. Yargılama sonucunda İdare Mahkemesi; bilirkişi raporu doğrultusunda dava konusu taşınmazın Güncel Plaj Kumları birimi içinde bulunduğu, oldukça düz bir topografyaya sahip, alçak basık kıyı özelliği gösterdiği, iş makinesi ile açılan iki adet araştırma/sondaj çukurundan alınan örneklerde kavkı/kabuk oluştuğunun tespit edildiği, gevşek yapıdaki temiz kum seviyeleri bulunduğu, bu kum seviyeleri içinde kalınlığı 20-30 cm arasında değişen, bol kavkı/kabuk içeren gevşek ince çakıllı seviyeler bulunduğu, gerek gevşek yapıdaki temiz kum gerekse bol fosil kavkısı içeren ince çakıllı seviyelerden alınan örnekler içinde bulunan kavkı/kabuk örneklerinin sığ denizel plaj ortamını temsil eden denizel canlılara ait kalıntılar olduğu, denizel etkinin mevcut olduğu, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu, kumsal ve kıyı kumullarında oluşan kumluk, çakıllık, benzeri alanların doğal sınırları kapsamında yer aldığı gerekçesiyle İdarenin kıyı kenar çizgisi tespiti işleminde hukuka aykırılık görmemiş ve 17/9/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

13. Hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 5. İdare Dava Dairesi, hükmün usul ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle 30/12/2020 tarihinde istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir.

14. Kesin karar başvurucu vekiline 28/2/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

15. Konu hakkında ilgili hukuk için bkz. Abdullah Tantaş ve diğerleri [GK], B. No: 2018/2739 , 15/12/2021, §§ 19-36.

V . İNCELEME VE GEREKÇE

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

16. Başvurucu; yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını, adli yargı merciilerince verilen kesin hükme karşın taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığının kabul edilip şerh konulduğunu, istinaf mercii kararının gerekçesiz olduğunu belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Bakanlık görüşünde; başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevap sunmamıştır.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucu; mülkiyet hakkı dışında adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucunun asıl şikâyetinin kıyı kenar çizgisi sebebiyle maliki olduğu taşınmazdan dilediği gibi yararlanamadığına, taşınmazını kullanamadığına ve ondan tasarruf edemediğine yönelik olduğu anlaşıldığından başvurucunun bu yöndeki şikâyetleri mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmiştir.

1 . Mülkiyet Hakkının İhlali İddiaları

19. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

20. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39 , K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir ( Mahmut Duran ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/11441 , 1/2/2017, § 60).

21. Somut olayda başvurucunun bireysel başvuruya konu taşınmazın hissedarı olduğu açıktır. Dolayısıyla mülkün varlığı konusunda bir tartışma bulunmamaktadır.

22. Başvurucu adına kayıtlı taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı tespit edilmiş ve bu husus taşınmaz kaydına şerh düşülmüştür. Şerhin taşınmaz üzerindeki hak ve yetkilerin kullanımının sınırlandırmasına sebebiyet verebileceği gözetildiğinde müdahalenin mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel nitelikli birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

23. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

" Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

24. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir ( Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546 , 2/2/2017, § 62).

25. Başvurucunun hissedarı olduğu taşınmazın bir kısmının 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu hükümlerine göre yapılan belirleme neticesinde kıyı kenar çizgisinin kıyıda kalan kısmında olduğu tespit edilmiş ve bu husus tapu kaydına şerh düşülmüştür. Dolayısıyla müdahalenin kanuni bir dayanağının olduğu kuşkusuzdur.

26. Anayasa'nın 43. maddesine göre, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyılar özel mülkiyete konu olamaz. Kıyılar; doğasına uygun olarak genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak kullanımına açık bulunmalıdır ve kıyılardan yararlanma ancak kıyının herkese açık olması ile mümkün olabilir (AYM, E.1990/23 , K.1991/29, 18/9/1991). 3621 sayılı Kanun kıyıların ortak kullanımını düzenlemek, yararlanmaya ilişkin karar ve önlemleri almak amacıyla çıkarılmıştır. Kanun'un amacı çerçevesinde kıyı kenar çizgisindeki taşınmazların kamu hizmetine tahsis edilmesi, bu bağlamda kıyıdan herkesin istifade edebileceği değerlendirildiğinde müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmiştir. ( Melahat Altın ve Filiz Freıfrau Von Thermann [1. B.], B. No: 2014/11408 , 8/12/2016, §§ 52-54).

27. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111 , K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16 , K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817 , 19/12/2013, § 38).

28. Başvurucunun hissedarı olduğu taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle tapu kaydına şerh düşülmesinin meşru amaca ulaşılması bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.

29. Eldeki başvuruda asıl incelenmesi gereken müdahalenin orantılı olup olmadığıdır. Müdahalenin orantılılığı bağlamında öncelikle incelenmesi gereken mesele ise başvurucuya iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânının tanınıp tanınmadığıdır. Bu bağlamda başvurucuya iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanındığı, başvurucunun kendisini avukatla temsil ettirebildiği anlaşılmaktadır.

30. Başvurucu, adli yargı mercilerince verilen kesin hükme karşın açılan davanın reddedilmesinden yakınmaktadır. Bu noktada adli yargı mercilerinin yaptığı incelemenin davanın açıldığı tarih itibarıyla taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde bulunup bulunmadığının tespitine ilişkin olduğu, buna karşılık idari yargı sürecinde tartışılan hususun ise idarenin yaptığı kıyı kenar çizgisi tespit işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine dair olduğu, bu bağlamda adli yargı kararının idari işlemin denetimi bakımından bağlayıcılık arz etmediği belirtilmelidir. Buna göre İdare Mahkemesi kararının açık ve bariz takdir hatası içermeyip uyuşmazlık yönünden ilgili ve yeterli gerekçeye sahip olduğu ve başvurucunun tüm usul güvencelerinden yararlandığı kabul edilmiştir.

31. Nihai olarak tapu kaydına şerh düşülmesinin başvurucunun kaçınılmaz olanın ötesinde zarara uğramasına yol açıp açmadığı değerlendirilmelidir. Bu noktada başvurucunun zarara uğradığı iddiasıyla adli mercilere başvuruda bulunmasının önünde bir engel bulunmadığı dikkate alınmalıdır. Başvurucunun zarara uğradığı iddiasıyla yargısal merciler önünde dava açma imkânı gözetildiğinde kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul dengenin kurulduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

32. Sonuç olarak başvurucunun hissedarı olduğu taşınmazın tapu kaydına kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı hususunda şerh düşülmesinin başvurucuya katlanması gerekenin ötesinde bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar ile kamusal yarar arasındaki dengenin sağlandığı ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğu kanaatine varılmaktadır.

33. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu sonuca katılmamıştır.

2. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

34. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan Veysi Ado ([GK], B. No: 2022/100837 , 27/4/2023) kararında anılan şikâyetle ilgili olarak uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

35. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 1/7/2026 tarihinde karar verildi.

​

​

​

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Kıyı kenar çizgisi tespiti işleminin iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun ulaştığı başvurunun açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki karara katılmamaktayım.

2. Eldeki dosyada hissedarı olduğu taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı gerekçesiyle adli yargıda açılmış olan davanın taşınmazın dava tarihi itibarıyla yeni kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı belirtilip reddiyle sonuçlanmasından sonra başvurucunun ilgili tapu müdürlüğünce söz konusu taşınmaza kıyı kenar çizgisi şerhi konulduğunu öğrenmesi üzerine başvurucu bu kez şerhin kaldırılmasını talep etmiş, bu talebin reddi işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 25/3/1981 ve 8/2/2012 tarihli kıyı kenar çizgisi tespiti işlemlerinin iptali istemiyle Bursa 3. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde dava açmıştır.

3. Bu davada ise İdare Mahkemesi idarenin kıyı kenar çizgisi tespiti işleminde hukuka aykırılık görmeyerek iptal istemini reddetmiştir.

4. Bununla birlikte İdare Mahkemesi kararında başvurucunun açmış olduğu iptal davasındaki esaslı iddialarından birisi olan adli yargıda önceden aynı taşınmazla ilgili olarak görülen davada başvurucunun taşınmazının kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı şeklindeki tespiti bulunmasına rağmen sonradan yeni çizgi belirlenmesi konusuyla ilgili iddiası hakkında yeterli bir değerlendirme yapılmamıştır.

5. Oysa başvurucunun bu iddiası doğrudan davanın esası ile ilgili olup davanın sonucunu etkileyebilecek niteliktedir. Dolayısıyla başvurucunun bu iddiasının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir.

6. Bilindiği üzere Anayasa’nın 141. maddesinde de ifade edildiği gibi bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere gerekçeli karar hakkı kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Tarafların uyuşmazlığın sonucuna etkili nitelikteki iddia ve itirazlarının mahkemesince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekir. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan iddia ve itirazların bu defa kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açar (bkz.: Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800 , 18/6/2014, §§ 35-39; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486 , 4/12/2013, §§ 56, 57; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847 , 9/3/2016, §§ 36-48).

7. Açılan iptal davasında davanın sonucunu da etkileyebilecek nitelikteki bahse konu iddianın İdare Mahkemesince karşılanmaması başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik müdahalesindeki usul güvencelerinden yeterli biçimde yararlanamaması sonucu doğurmaktadır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu gerekçesiyle eldeki dosyada başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.

Üye

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

​

​

​