Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2016/7271 E. K.

AYM 2019-10-24 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUHAMED SİRAÇ BOZKURT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/7271)

Karar Tarihi: 24/10/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kanun hükümlerinin yanlış yorumlanarak koşullu

salıverilme süresinin hatalı hesaplanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının, eşitlik ilkesi ile suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/4/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, (kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin

(CMK 250. madde ile görevli) 26/9/2008 tarihli kararıyla; 20/7/2002 tarihinde

işlediği nitelikli kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis, 2002

yılının Ağustos ayında işlediği yağmaya teşebbüs suçundan 2 yıl 6 ay hapis,

3/1/2003 tarihinde işlediği yağma ve yağmaya teşebbüs suçlarından 10 yıl hapis

ve 2 yıl 6 ay hapis, 8/1/2003

tarihi ve öncesinde işlediği suç işlemek için kurulmuş çıkar amaçlı örgüte üye

olmak suçundan ise 1 yıl 3 ay hapis cezasına

mahkûm edilmiştir.

9. Anılan hükmün temyiz edilmesi sonunda Yargıtay 1. Ceza

Dairesi 26/5/2010 tarihli kararıyla; suç işlemek için kurulmuş çıkar amaçlı

örgüte üye olmak suçundan verilen mahkûmiyet kararının dava zamanaşımı

nedeniyle bozularak ortadan kaldırılmasına, diğer mahkûmiyet kararlarının ise

onanmasına karar vermiştir.

10. (Kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/2/2016

tarihli kararıyla, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

70., 73. ve devamı maddeleri gereğince başvurucu hakkında kesinleşen hapis

cezalarının neticeten 5 ay 15günlük süresi

geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle ağırlaştırılmış müebbet

hapis cezası olarak toplanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun

anılan karara itiraz edip etmediği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.

11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkındaki

hapis cezalarının ne şekilde infaz edileceğine dair talepte bulunulması üzerine

(kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 14/4/2016 tarihli ek kararıyla,

kesinleşen tüm hapis cezalarının suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan

30/7/1999 tarihli ve 4422 sayılı mülga Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele

Kanunu'nun 13. maddesi ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu'nun 17. maddesi atfı ile 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107. maddesinin dördüncü

fıkrası hükümlerine göre müddetname düzenlenerek

infazın yapılmasına karar vermiştir.

12. Başvurucu, (kapatılan) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin

14/4/2016 tarihli ek kararının kaldırılması için İstanbul 15. Ağır Ceza

Mahkemesi nezdinde itiraz etmiştir.

13. Başvurucu, itiraz dilekçesinde; suç örgütüne üye olma

suçunun zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiğini,

mahkûmiyet kararının gerekçesinde her ne kadar kasten öldürme eyleminin suç

örgütü faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edilmiş ise de kararda hükmün 5275

sayılı Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında infaz edilmesine

dair herhangi bir ibarenin yer almadığını, suç örgütüne üyelikten verilen

mahkûmiyet hükmünün esastan değil dava zamanaşımı nedeniyle bozulmuş olmasının

hâlen infaz edilen mahkûmiyet hükmüne konu adam öldürme eyleminin suç örgütünün

faaliyeti kapsamında işlendiğine işaret ettiği şeklindeki yorumun hukuken

yerinde olmadığını zira hükmün esastan incelenmesi hâlinde suçun sübuta

ermediği ve sair nedenlerle bozulmasının da ihtimal dâhilinde olduğunu, infazın

suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 13/7/1963 tarihli ve 647 sayılı mülga

Cezaların İnfazı Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılması gerektiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, eşitlik ilkesi ile suç ve

cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

14. İtirazı inceleyen Mahkeme 9/3/2016 tarihli kararı ile

başvurucunun itirazını reddetmiştir. Anılan karar, başvurucuya 14/3/2016

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 8/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Metinleri

16. 4422 sayılı mülga Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"Doğrudan veya dolaylı biçimde bir

kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu

hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde, ihale, imtiyaz ve ruhsat

işlemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerde kartel ve

tröst yaratmak, madde ve eşyanın azalmasını ve darlığını, fiyatların düşmesini

veya artmasını temin etmek, kendilerine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak,

seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadıyla tehdit, baskı,

cebir veya şiddet uygulamak (...) suretiyle yıldırma veya korkutma veya

sindirme gücünü kullanarak suç işlemek için örgüt kuranlara veya örgütü

yönetenlere veya örgüt adına faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet

yüklenenlere sadece bu nedenle üç yıldan altı yıla kadar; örgüte üye olanlara

iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezası verilir.

Örgüt silahlı ise, yukarıda yazılı hallerde

verilecek ceza üçte birden yarıya kadar artırılır. Henüz hiç

bir silahlı eyleme teşebbüs edilmemiş olsa bile, silahlar veya patlayıcı

maddeler örgütün amaçları doğrultusunda hazırlanmış veya elde bulundurulmuş

ise, örgüt silahlı sayılır.

Suç faili, memur veya kamu hizmetiyle görevli kimse

ise yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza, yarıdan bir katına kadar

artırılır.

Suçun işlenmesine ayrılan veya suçun

işlenmesinde kullanılan veya suçtan doğan değer veya ürünlerin veya bunlar

yerine geçen şeylerin ve müsaderesi gereken her türlü eşyanın gelirlerinin veya

suçtan doğan her türlü yararın Devlete intikaline hükmolunur.

Bu madde hükümleri, nasıl adlandırılırsa

adlandırılsın, amaçları yukarıda tanımlanan örgütle aynı olan ve yıldırma veya

korkutma veya sindirme gücünü kullanan açık veya gizli örgütlere de uygulanır.

Örgüt mensuplarınca veya örgüt adına örgüt

üyesi olmayanlar tarafından birinci fıkrada gösterilen amaçları gerçekleştirmek

üzere işlenen suçların ve 01/03/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk

Ceza Kanununun 296 ncı maddesinde öngörülen

cürmün cezaları üçte birden yarıya kadar artırılır.

Bu Kanunda öngörülen suçları işleyen veya örgütlerin

eylemlerini, amaçlarını, hedeflerini, bu kişi veya örgütlere haksız çıkar

sağlamak veya örgütün korkutma, sindirme, yıldırma gücünü artırmak amacıyla

yazılı, sesli veya görsel yayın araçlarıyla yayımlanan veya her ne suretle

olursa olsun propagandasını yapan hakkında iki yıldan dört yıla kadar ağır

hapis ve birmilyar liradan beşmilyar

liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur. Ayrıca yayın organının

faaliyetlerinin bir günden üç güne kadar durdurulmasına karar verilir."

17. 4422 sayılı mülga Kanun'un 13. maddesi şöyledir:

" Bu Kanun kapsamına giren suçlardan

tutuklananlar ile mahkûm olanlar hakkında Terörle Mücadele

Kanununun 16. ve 17'nci maddesi hükümleri uygulanır."

18. 3713 sayılı Kanun'un 18/7/2006 tarihinde yürürlüğe giren

5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 17. maddesi şöyledir:

" Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm

olanlardan, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası alanlar 36 yıllarını,

müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 30 yıllarını, diğer şahsi hürriyeti

bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş olanlar hükümlülük

süresinin 3/4'ünü çekmiş olup da iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları

takdirde talepleri olmaksızın şartla salıverilirler.

Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm

olanlar, hükümlerinin kesinleşme tarihinden sonra bu Kanunun kapsamına giren

bir suçu işlemeleri halinde, şartla salıverilmeden yararlanamazlar.

Bu hükümlüler hakkında,647 sayılı Cezaların

İnfazı Hakkında Kanunun 19 uncu maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile Ek 2 nci maddesi hükümleri

uygulanmaz."

19. 3713 sayılı Kanun'un 5532 sayılı Kanun ile değiştirildikten

sonraki 17. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun kapsamına giren suçlardan

mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin

uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci

maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır."

20.5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrası

şöyledir:

" Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da

örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyet

hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş

olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının

dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden

yararlanabilirler."

21. 5275 sayılı Kanun’un 108. maddesi şöyledir:

" (1) Tekerrür hâlinde işlenen suçtan

dolayı mahkûm olunan;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılının,

b) Müebbet hapis cezasının otuzüç

yılının,

c) Süreli hapis cezasının dörtte üçünün,

İnfaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi

durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanılabilir.

(2) Tekerrür

nedeniyle koşullu salıverme süresine eklenecek miktar, tekerrüre esas alınan

cezanın en ağırından fazla olamaz.

(3)

İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda, hükümlü koşullu

salıverilmez.

(4)

Hâkim, mükerrir hakkında cezanın infazının

tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi

belirler.

(5) Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim

süresinde, koşullu salıverilmeye ilişkin hükümler uygulanır.

(6)

Hâkim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına

karar verebilir. Denetim süresi en fazla beş yıla kadar uzatılabilir.

(7) (Ek

fıkra: 18/06/2014-6545 S.K./82. md) Cezanın infazı tamamlandıktan sonra devam

eden denetim süresi içinde, bu madde hükümlerine göre kendilerine yüklenen

yükümlülüklere ve yasaklara aykırı hareket eden mükerrirler,

infaz hâkimi kararı ile disiplin hapsine tabi tutulur. Disiplin hapsinin süresi

on beş günden az ve üç aydan fazla olamaz.

(8) (Ek

fıkra: 18/06/2014-6545 S.K./82. md) Çocuğa karşı işlenen bir suçtan dolayı ağırlaştırılmış

müebbet hapis cezasına veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde birinci

fıkradaki koşullu salıverilme süreleri uygulanır.

(9) (Ek

fıkra: 18/06/2014-6545 S.K./82. md) Birinci fıkradaki koşullu salıverme

süreleri, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırı

suçundan, 103 üncü maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçundan,

104 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında tanımlanan reşit olmayanla

cinsel ilişki suçundan, 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı

madde imal ve ticareti suçundan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında

da uygulanır. 188 inci madde hariç olmak üzere bu suçlardan dolayı hapis

cezasına mahkûm olanlar hakkında, cezanın infazı sırasında ve koşullu

salıverildikleri takdirde denetim süresi içinde, aşağıdaki tedavi veya

yükümlülüklerden bir veya birkaçına infaz hâkimi tarafından karar verilir:

a) Tıbbi tedaviye tabi tutulmak

b) Tedavi amaçlı programlara katılmak

c) Suçun mağdurunun oturduğu ve çalıştığı

yerleşim bölgesinde ikamet etmekten yasaklanmak

d) Mağdurun bulunduğu yerlere yaklaşmaktan

yasaklanmak

e) Çocuklarla bir arada olmayı gerektiren bir

ortamda çalışmaktan yasaklanmak

f) Çocuklar hakkında bakım ve gözetim

yükümlülüğünü gerektiren faaliyet icra etmekten yasaklanmak

(10)

(Ek fıkra: 18/06/2014-6545 S.K./82. md) Dokuzuncu fıkra hükümleri çocuklar

hakkında uygulanmaz.

(11)

(Ek fıkra: 18/06/2014-6545 S.K./82. md) Bu maddenin

dokuzuncu fıkrasının uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığının

görüşü alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelikle

düzenlenir."

22.647 sayılı mülga Kanun'un 19. maddesi şu şekildedir:

"Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis

cezasına hükümlüler 25 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20

yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahküm

edilmiş olanlar hükümlülük süresinin 1/2'ni; çekmiş olup da Tüzüğe göre iyi

halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi

şartla salıverilirler."

23. 647 sayılı

mülga Kanun'un ek 2. maddesi şu şekildedir:

"Hükümlülerin

yarı açık veya açık cezaevlerine seçilmelerine karar verme işlemi, Adalet

Bakanlığınca her yılın Ocak ayı içerisinde tespit

edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına bildirilen şartla salıverilme tarihine göre

yapılır. Bakanlıkça bildirilen bu tarih aşılmamak ve kapalı kurumlarda

çalışanlara öncelik tanınmak kaydıyla; 9, 10 ve 11 inci maddeler gereğince tabi

tutulacakları müşahadeleri sonucu yarı açık veya açık

müesseselere naklolunan hükümlülerin; anılan

müesseselerde kaldıkları her ay için 6 gün, 19 uncu maddenin 1, 2 ve 3 üncü fıkralarına göre tespit edilecek şartla salıverilme

tarihlerinden indirilmek suretiyle şartla salıverilme işlemi yapılır."

24.26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7.

maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Suçun işlendiği zaman yürürlülükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren

kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz

edilir.”

(3) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu

salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin

hükümler, derhal uygulanır."

25. Suçun

işlendiği tarihte yürürlükte olan 765 sayılı mülga Kanun'un 73. maddesi

şöyledir:

" Cezalardan biri ağırlaştırılmış müebbet

ağır hapis ve diğeri şahsî hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave

edilecek cezanın nev'i ve miktarına göre yirmi günden az ve altı seneden fazla

olmamak üzere geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle

ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tatbik olunur.

Cezalardan biri müebbet ağır hapis ve diğeri

şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat bir ceza ise, ilave edilecek cezanın nevi ve

miktarına göre on günden az ve üç seneden fazla olmamak üzere geceli gündüzlü

bir hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezası tatbik

olunur."

26. 4/11/2014 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

Yürürlük ve Uygulanma Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı

fıkrası şöyledir:

"(3) Lehe olan hüküm,

önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya

çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir."

2. Yargıtay Kararları

27. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 27/3/2013 tarihli ve

E.2013/5247, K.2013/6089 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

" ...

Dosya kapsamına göre; 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkında Kanun'un 107/4. maddesinde yer alan '

Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti

çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet

hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı

yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis

cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda

çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.' şeklindeki

düzenleme dikkate alındığında, her ne kadar İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

17/10/2007 tarihli ve 2005/22 esas, 2007/409 sayılı kararında, sanık hakkında

çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak suçundan sehven hüküm kurulmamış ve bozma

sonrasında da bu suçtan dolayı açılan kamu davasının, 765 sayılı Kanun'un

102/2. ve 104/son. maddeleri uyarınca zamanaşımı

nedeniyle düşürülmesine karar verilmiş ise de, sanığın cezalandırılmasına karar

verilen ve kesinleşen hürriyeti tahdit ve gasp suçlarını suç örgütü faaliyeti

çerçevesinde işlediği gözetilmeksizin itirazın kabulü yerine yazılı şekilde

reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması

Dairemizden istenilmiştir.

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosyaiçeriğine

göre yerinde görüldüğünden kabulüile Kocaeli 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 04.11.2012 günve2012/1611 sayılı değişik iş sayılı kararının 5271

sayılı CMK.nın 309. maddesi gereğince bozulmasına...[karar verildi]."

28. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 7/7/2015 tarihli ve E.2015/3049,

K.2015/4356 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"Hükümlü

G. T. hakkında çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak suçundan açılan kamu

davasının, 765 sayılı Kanun’un 102/2 ve 104/son, CMK’nun

223/8. maddeleri uyarınca dava zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar

verilmiş ise de, hükümlünün cezalandırılmasına karar

verilen ve kesinleşen öldürme, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma

suçlarını suç örgütü faaliyeti kapsamında işlendiği,

5237

sayılı TCK’nun 7/2. maddesine göre suçun işlendiği

zamanda yürürlükte bulunan Kanun ile sonradan yürürlüğe giren Kanun

hükümlerinin farklı olması halinde hükümlünün lehine olan Kanunun uygulanacağı

ve infaz olunacağı, aynı maddenin 3. fıkrasına göre infaz rejimine ilişkin

hükümlerin derhal uygulanacağı fakat koşullu salıverilmenin, infaz rejimine ilişkin

hükümlerin derhal uygulanmasının istisnaları arasında sayıldığı dikkate

alındığında; koşullu salıverme ile ilgili olarak da lehe infaz Kanununun tespit

edilmesi gerektiği; suç tarihinde yürürlükte bulunan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı

Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’nun 13. maddesinde bu Kanun kapsamına giren

suçlardan mahkum olanlar hakkında Terörle Mücadele Kanununun 17. maddesi

hükümlerinin uygulanacağı atfının bulunduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanununun 18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile

değiştirilmeden önceki lehe olan 17/1. maddesine göre 647 sayılı Kanunun 19.

maddesinin bir ve ikinci fıkraları ile Ek 2. maddesi hükümlerinin

uygulanmayacağı ve koşullu salıverilme için hükümlülük süresinin dörtte üçünün

iyi halli olarak çekilmesi gerektiği, bu durumda 3713 sayılı Kanunun 5532

sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 17/1. maddesi hükümleri ile sonradan

yürürlüğe giren ve 5275 sayılı Kanunun 107/4. maddesi hükümleri arasında

yapılacak lehe Kanun değerlendirmesinde, her iki durumda da koşullu salıverilme

için cezaevinde iyi halli olarak geçirilmesi gereken sürenin hükmedilen süreli

hapis cezasının dörtte üçü olacağı bu durumda ise değerlendirmeye konu edilen

her iki Kanun hükmünün aynı sonucu vermesi ve 5275 sayılı Kanunun 107.

maddesinde öngörülen denetim süresinin infaz rejimine ilişkin olup TCK’nun 7/3. maddesine göre derhal uygulanması gerektiği

buna göre hükümlü hakkındaki cezaların infazının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 107/4 maddesi uyarınca yapılması

gerektiği anlaşıl[mıştır]."

B. Uluslararası Hukuk

1. Sözleşme Metinleri

29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" kenar

başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından

verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun

olarak tutulması;

..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İçtihadı

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kanun gereği

yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan bağımsız ve yeterli güvencelere

sahip yargısal organ olarak mahkemece verilen ve özgürlükten mahrumiyete yol

açan her türlü mahkûmiyet kararı,

Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamına

girmektedir (Engel ve diğerleri/Hollanda,

B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 68). Anılan

bentte belirtilen sonra ifadesi,

tutmanın sadece zaman bakımından mahkûmiyetin ardından gelmesi anlamına

gelmemektedir. Aynı zamanda tutma, mahkûmiyetin bir sonucu olmalı, mahkûmiyetin

ardından ve mahkûmiyete bağlı olarak veya mahkûmiyet sebebiyle gerçekleşmelidir

(Weeks/Birleşik Krallık, B. No: 9787/82,

2/3/1987, § 42).

31. AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinin bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlı tahliye veya kesin

tahliye durumlarından yararlanmasını güvence altına almadığını belirtmektedir (Alican Demir/Türkiye, B. No: 41444/09,

25/2/2014, § 89). Ancak yetkili makamların bu tür bir tedbirden faydalanmak

için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese herhangi bir takdir

yetkileri bulunmadan bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum

farklı olacaktır (Del Rio Prada/İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013,

§ 126).

32. AİHM; hapis cezasının hatalı bir şekilde hesaplanması

dolayısıyla kişinin fazla hapis yatmasını (Pezone/İtalya, B. No: 42098/98, 18/12/2003, §§ 31-38), kişinin

ulusal hukuk sisteminin öngördüğünden daha uzun bir süre hapsedilmesini (Grava/İtalya, B. No: 43522/98, 10/7/2003, §§

31-46; Şahin Karataş/Türkiye, B.

No: 16110/03, 17/6/2008) Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ihlali olarak kabul etmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 24/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucu; suç örgütüne üye olma suçunun zamanaşımı

nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, mahkûmiyet kararının

gerekçesinde her ne kadar kasten öldürme eyleminin suç örgütü faaliyeti

kapsamında işlendiği kabul edilmiş ise de infaz edilecek hükümde hiçbir

duraksamaya yer olmayacak şekilde infazın 5275 sayılı Kanun'un 107/4. maddesi

kapsamında infaz edilmesine dair herhangi bir hüküm yer almadığını, suç

örgütüne üyelikten verilen mahkûmiyet hükmünün esastan değil dava zamanaşımı

nedeniyle bozulmuş olmasının hâlen infaz edilen mahkûmiyet hükmüne konu adam

öldürme eyleminin suç örgütünün faaliyeti kapsamında işlendiğine işaret ettiği

şeklindeki yorumun hukuken yerinde olmadığını zira hükmün esastan incelenmesi

hâlinde suçun sübuta ermediği ve sair nedenlerle bozulmasının da ihtimal

dâhilinde olduğunu, salt karar gerekçesindeki kabule istinaden suçun örgüt

faaliyeti kapsamında işlendiğinden bahisle infazın 5275 sayılı Kanun'un 107/4.

maddesi uyarınca yapılması gerektiğinin kabul edilemeyeceğini, ceza ve ceza

usul kanunlarında lehe yorumun esas olduğunu, infaz edilecek hükümdeki

belirsizliğin hükümlü lehine yorumlanması gerektiğini, infazın suç tarihi

itibarıyla yürürlükte bulunan 647 sayılı mülga Kanun hükümlerine göre yapılması

gerektiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, eşitlik ilkesi ile

suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, kanun

hükümlerinin yanlış yorumlanması nedeniyle koşullu salıverilme süresinin hatalı

hesaplanmasına bağlı olarak daha uzun bir süre hürriyetinden yoksun bırakılması

olduğundan başvurunun tamamının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

36. Anayasa'nın 19. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; ... halleri dışında

kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz."

37. Kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan

Anayasa'nın 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanıdığı

durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik

tedbirlerinin yerine getirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu

nedenle yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis

cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkını ihlal etmez (Tahir Canan (2), B. No: 2013/839,

5/11/2014, § 33).

38. Mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet kararlarının yerine

getirilmesi dolayısıyla ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma hâlleri,

Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına dâhil ise de anılan kural,

mahkûmiyet kararının değil tutmanın hukuka uygun olmasını güvence altına

almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen hapis

cezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, §

18).

39. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

"mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile bağlantılı bir ihlal iddiası söz

konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin hürriyetten yoksun

bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda gerçekleşip gerçekleşmediğini

tespit etmekle sınırlıdır. Bir kimse Anayasa'da yer alan diğer sebepler

(yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi) dışında ancak "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların

ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında

hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Eğer tutmanın kısmen veya tamamen bu

koşulları taşımadığı tespit edilirse bu durumun meşru bir amacının olduğundan

veya ölçülü olduğundan söz edilemez, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

ihlal edilmiş olur (Şaban Dal, B.

No: 2014/2891, 16/2/2017, § 31).

40. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın

19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19.

maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya

karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine

getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,

§ 38).

41. Bir kimsenin

"mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik

tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında hürriyetinden

yoksun bırakıldığının söylenebilmesi için her şeyden önce hürriyeti kısıtlayıcı

ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi gereklidir.

İkinci olarak yerine getirilecek kararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya

güvenlik tedbirlerine ilişkin olması gerekir. Son olarak hürriyetten yoksun

bırakılmanın mahkemece verilen hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik

tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir (Şaban

Dal, B. No: 2014/2891, 16/2/2017, § 32). Bununla birlikte Anayasa'da

yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin

kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz (Abdullah

Ünal, § 39).

42. Bu itibarla hükümlülerin ceza infaz kurumlarında kalacağı

süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen durumların Anayasa'nın 19.

maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

değerlendirilmesi gerektiği Anayasa Mahkemesince kabul edilmiştir (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711,

23/7/2014, § 26; Günay Okan,§ 13).

43. Koşullu salıverilme cezanın çektirilmesinin

kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle ceza infaz kurumundaki tutum ve

davranışlarıyla (iyi hâliyle) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren

hükümlünün şarta bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen

cezadan daha kısa bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu

iyi davranışıyla kanıtlaması durumunda ceza infaz kurumunda daha fazla kalması

gereksiz olabilir. Bu durumda koşullu salıverilme, infaz sistemindeki en etkili

araçtır. Koşullu salıverilmenin en önemli ögeleri, cezanın belirli bir süre

çekilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi hâl göstermesi, koşullu

salıverildikten sonra gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin

gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararının geri

alınabilmesidir (Günay Okan, §

20; AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).

44. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası, bir hükümlünün

koşullu salıverilmeden otomatik olarak yararlandırılmasını güvence altına

almamaktadır. Ancak koşullu salıverilmeden yararlanmak için kanunda öngörülen

tüm şartları taşıyan hükümlüler bakımından ilgili yargı organlarının takdir

yetkisinin bulunmadığı durumlarda koşullu salıverme hükümlerinin uygulanmaması

Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır (Şaban

Dal, § 36).

45. Bir mahkûmiyet kararının nasıl infaz edileceğine ilişkin

olarak Anayasa’nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte

herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olması ve bu hakka

getirilebilecek sınırlamaların ayrıntılı olarak madde metinlerinde

belirtilmesi, keyfî bir biçimde

bu haktan kimsenin mahrum bırakılmamasını amaçlamaktadır. Yetkili bir mahkeme

tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve ceza infaz

kurumunda tutma süresi de bu hak kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza

mahkemelerinin kararına uygun hareket edilmesi de hakkın korunması açısından

bir zorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları

sürenin mahkûmiyet kararına ve ilgili yasal mevzuata uygun olması Anayasa’nın

19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına

alınmıştır (İbrahim Uysal, § 32).

46. Müddetnamenin yürürlükteki mevzuat

hükümlerine göre doğru bir şekilde hesaplanıp hesaplanmadığının tespiti,

başvurucunun hukuk sistemince belirlenenden daha fazla bir süre hürriyetinden

yoksun kalmasının Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında

-mahkemece verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezanın infazı olarak- hukuka uygun

bir tutma niteliğinde bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından önem arz

etmektedir.

47. Somut olayda, başvurucu hakkında çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak

suçundan açılan kamu davası sonucunda verilen mahkûmiyet hükmünün dava

zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ise de başvurucunun

cezalandırılmasına karar verilen ve kesinleşen kasten nitelikli öldürme, yağma

ve yağmaya teşebbüs suçlarının suç örgütü

faaliyeti kapsamında işlendiği hem ilk derece mahkemesince hem de

temyiz incelemesi yapan Yargıtay tarafından tespit edilmiştir (bkz. §§ 8, 9).

48. Başvurucu, mevzuat hükümlerine aykırı olarak lehine olan

koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamadığını ileri sürmüştür. 5237

sayılı Kanun'un 7. maddesinde kanunların zaman bakımından uygulanmasına dair

kurallar düzenlenmiş ve anılan bu Kanun maddesinin üçüncü fıkrasında da kural

olarak infaz rejimine ilişkin düzenlemelerde derhâl uygulanırlık

ilkesinin geçerli olduğu belirtilmiştir. Ancak aynı fıkrada, infaz rejimini

ilgilendirmekle birlikte koşullu salıverilmeyle ilgili düzenlemelerin bunun

istisnası olduğu açıklanmıştır. Bu nedenle koşullu salıverilme zamanını öne

çeken bütün mevzuat değişikliklerinden hükümlülerin yararlandırılması gerekmektedir.

Bununla birlikte başvurucuya isnat edilen eylemlerin işlendiği tarihte

yürürlükte bulunan 4422 sayılı mülga Kanun'un 13. maddesinde bu Kanun kapsamına

giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesi

hükümlerinin uygulanacağı atfının açık bir şekilde bulunduğu da görülmüştür.

49. 3713 sayılı Kanun'un 18/7/2006 tarihinde yürürlüğe giren

5532 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 17. maddesinin birinci fıkrasına

göre 647 sayılı mülga Kanun'un 19. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile

ek 2. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı ve başvurucunun infaz edilecek hapis

cezasının mahkemece içtimaen ağırlaştırılmış müebbet

hapis olarak belirlenmesi karşısında (bkz. § 10) somut olayda koşullu

salıverilme için hükümlülük süresinin 36 yılının iyi hâlli olarak çekilmesi

gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durumda 3713 sayılı Kanun'un 5532 sayılı Kanun

ile değiştirilmeden önceki 17. maddesinin birinci fıkrası ile sonradan

yürürlüğe giren 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin birinci fıkrasının hükümleri

arasında yapılacak lehe kanun değerlendirmesinde, her iki durumda da koşullu

salıverilme için ceza infaz kurumunda iyi hâlli olarak geçirilmesi gereken

sürenin 36 yıl olduğu, bu anlamda değerlendirmeye konu edilen her iki Kanun

hükmünün aynı sonucu vermesi ve 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinde öngörülen

denetim süresinin infaz rejimine ilişkin olup 5237 sayılı Kanun'un7. maddesinin

üçüncü fıkrasına göre derhâl uygulanması gerektiği tespit edilmiştir.

Dolayısıyla derece mahkemesince başvurucu hakkındaki içtimalı

cezanın infazının 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası

uyarınca yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmış olmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

50. Sonuç olarak yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler dikkate

alındığında; mahkemelerce başvurucu hakkında hapis cezalarının infazına ilişkin

olarak verilen kararlarda mevzuat hükümlerine bir aykırılık olmadığı

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda başvurucunun cezasının infazında ilgili kanun

maddeleri gözetilerek herhangi bir keyfîlik içermeden

infazın kapsamı belirlenmiştir. Belirtilen bu hususlar doğrultusunda

başvurucunun hukuk sistemince belirlenen çerçevede hürriyetinden yoksun

kalmasının hukuki bir temelinin bulunduğu anlaşıldığından başvurucunun

iddialarına ilişkin açık ve görünür bir ihlal olmadığı sonucuna varılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığının açık olmasından dolayı başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

24/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ali Rıza

SÖNMEZ

Başvurucu

:

Muhamed Siraç

BOZKURT