Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2014/12092 E. K.

AYM 2019-04-03 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AHMET SEVİM BAŞVURUSU (2)

(Başvuru Numarası: 2014/12092)

Karar Tarihi: 3/4/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, basın yolu ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu

ileri sürülerek açılan manevi tazminat davasında karar düzeltme isteğinin

reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile şeref ve itibar hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/7/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, olayların meydana geldiği tarihte bir devlet

okulunda tarih öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

9. Ulusal ölçekte yayın yapan Cumhuriyet gazetesinin (gazete)

30/4/2006 tarihli nüshasında "Lisede

Şeriat Propagandası" başlıklı bir haber yayımlanmıştır. Öğrenci

velilerinin beyanlarına dayanılarak yapılan haberde; bir devlet okulunda

öğrencilerin namaz kılmaya ve başlarını örtmeye zorlandıkları, okuldaki tarih

dersi öğretmenlerinden olan başvurucunun da Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı

yaptığı, laik demokratik hukuk devletine karşı açıkça yürütülen bu mücadeleye

okul idaresinin göz yumduğu iddiaları aktarılmıştır.

10. Haberin gazetede yayımlanmasının ardından Millî Eğitim

Bakanlığı (MEB) müfettişleri tarafından okul idaresi ve başvurucu hakkında

soruşturma açılmıştır. Soruşturma kapsamında öğrencilerin beyanları alınmış,

yalnızca bir öğrencinin iddiaları doğrulaması üzerine iddiaların

ispatlanamadığı gerekçe gösterilerek başvurucu hakkında işlem yapılmasına yer

olmadığı kararı verilmiştir.

11. Başvurucu; anılan haberin gerçeğe aykırı olduğunu, haber

nedeniyle hakkında idari soruşturma açıldığını ve kişilik haklarının

zedelediğini ileri sürerek gazetenin sorumlu müdürü ve Cumhuriyet Vakfı

aleyhine 15.000 TL manevi tazminat davası açmıştır.

12. Sivas 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 21/2/2008 tarihinde davanın

kısmen kabulü ile başvurucuya 7.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

vermiştir. Mahkeme, MEB müfettişleri tarafından iddiaların ispatlanamadığı

gerekçe gösterilerek başvurucu hakkında işlem yapılmasına yer olmadığı kararı

verildiğini hatırlatmıştır. Mahkeme bir haberin yayımlanmadan önce haberin

gerçeğe uygun olup olmadığının araştırılması gerektiğini, gerçek dışı haber vermenin

hukuka aykırı olduğunu ve başvurucu hakkında haberde yer alan iddiaların

gerçeğe uygun olduğuna ilişkin delil bulunmadığını belirtmiş ve haberin

başvurucunun kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu kanaatine varmıştır.

13. Davalıların temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. Hukuk

Dairesince (Daire) 2/3/2009 tarihinde oyçokluğuyla bozulmuştur. Daire; dava

konusu haberin öğrenci velilerinin şikâyeti, iddiaları ve gazeteye yaptıkları

açıklamalar üzerine yapıldığının anlaşıldığını, bu nedenle haberin görünür

gerçekliğe uygun olduğunu belirterek soruşturma sonucunda başvurucu hakkında

işlem yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasının haberi hukuka aykırı

hâle getirmeyeceği sonucuna varmıştır.

14. Bozma üzerine yargılamaya Sivas 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde

devam edilmiştir. Mahkemece 10/12/2009 tarihinde bozma ilamına uyularak davanın

reddine karar verilmiştir.

15. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Dairece 10/6/2013

tarihinde oyçokluğuyla onanmıştır. Başvurucu, karar düzeltme talebinde

bulunmuştur. Daire 29/5/2014 tarihinde karar düzeltmeye konu tutarın 11.100

TL'den az olması durumunda bu yola başvurulamayacağı, somut olayda söz konusu

tutarın bu düzeye ulaşmadığı gerekçesiyle dilekçenin reddine karar vermiştir.

16. Dilekçenin reddi kararı başvurucuya 24/6/2014 tarihinde

tebliğ edilmiştir. Başvurucu 17/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Kanun Hükümleri

17. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“I. Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya

tebliğden itibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar

düzeltilmesi istenebilir;

...

III. Yargıtayın

aşağıdaki kararları hakkında karar düzeltmesi yoluna gidilemez.

1-Miktar veya değeri ALTI MİLYAR liradan az

olan davalara ait hükümlerin onanması veya bozulmasına ilişkin kararlar''

18. 1086 sayılı mülga Kanun’un 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı

Kanun’un 19. maddesiyle eklenen ek 4. madde şöyledir:

“Görev, kesin hüküm, istinaf, temyiz, Yargıtayda duruşma, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki

taksim davalarında muhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki

parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda

uygulanan parasal sınırların, o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun

mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit

ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu

şekilde belirlenen sınırların onmilyon lirayı aşmayan

kısımları dikkate alınmaz. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce görevsizlik

kararı verilemez.

Yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı

başından geçerli olmak üzere uygulanan parasal sınırların artışı, artışın yürürlüğe

girdiği tarihten önce ilk derece mahkemelerince nihaî olarak karara bağlanmış

davalar ile bölge adliye mahkemesi kararı üzerine yeniden bakılan davalarda ve Yargıtayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece

yeniden bakılan davalarda uygulanmaz.”

19. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’na 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesiyle eklenen

geçici 3. madde şöyledir:

(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004

tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de

ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize

ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama

tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında,

kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı

Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin

uygulanmasına devam olunur.

(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine

görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086

sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır."

B. Yargıtay İçtihatları

20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 31/1/2007 tarihli ve

E.2007/4-48, K.2007/46 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme

sırasında, işin esasına geçilmeden önce, davanın müddeabihi

itibariyle Hukuk Genel Kurulu kararına karşı karar düzeltme talebinde

bulunulmasının mümkün olup olmadığı ön sorun olarak incelenmiştir.

Öncelikle belirtilmelidir ki; karşı davada N.

3.000.000.000 TL., C. ve S. İse ayrı ayrı 9.000.000.000 TL. manevi tazminat

talep etmiş olup mahkemece 2’şermilyar TL.ye hükmedilmiştir. Mahkemece verilen

bu kararı sadece karşı davalı D. vekili 'karşı davanın reddedilmesi gerektiği'

gerekçesi ile temyiz etmiş, karşı davacılar ise reddedilen kısım yönünden

kararı temyiz etmemiştir. O halde reddedilen kısım yönünden dava

kesinleşmiştir; dolayısıyla, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın

ilişkin bulunduğu tutar her bir karşı davacı için 2.000.000.000 TL.’den ibarettir.

Karar düzeltme sınırı belirlenirken davadaki

miktar ve değer yerine asıl istemin kabul ve reddedilen bölümü esas

alınacaktır. Ancak somut olayda karşı davacılar davanın reddedilen kısmını

temyiz etmemişlerdir, eğer C. ve S. reddedilen kısım için yani 7.000.000.000

TL. için temyiz yoluna gitmiş olsalardı ancak o zaman karar düzeltme

isteyebileceklerdi. Çünkü isteklerinin reddedilen kısmı 6.580.000.000 TL.(6.580

YTL.) den fazladır.

Yargıtay Hukuk Genel Kururulu’nun

27.04.2005 gün 2005/4-295-287; 04.05.2005 gün 2005/5-292-307; 12.10.2005 gün

2005/4-523-576; 19.10.2005 gün 2005/13-548-593 sayılı kararlarında da

benimsendiği üzere; Yargıtay kararına karşı karar düzeltme yoluna gidilip

gidilemeyeceği belirlenirken, kararın düzeltilmesini isteme hakkının doğduğu

(Yargıtay kararının verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; temyiz

incelemesi sonucunda Yargıtay Daireleri ya da Hukuk Genel Kurulu’nca verilen

karar tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükmü, karar düzeltme sınırı yönünden

hangi düzenlemeyi içeriyor ise, ona bağlı kalınmalıdır.

Somut olayda, uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu

tutar 2.000.000.000 TL. (2.000 YTL.) olup, karar düzeltme istemi Hukuk Genel

Kurulu’nun 11.10.2006 günlü kararına yöneliktir.

Söz konusu tarihte karar düzeltme sınırı 5219

ve 5236 sayılı Kanunlar uyarınca 6.580.000.000 TL.(6.580 YTL.) olduğuna ve

eldeki davada uyuşmazlık konusu olan miktar bu sınırın altında kaldığına göre,

karar düzeltme yoluna başvurulması mümkün değildir.''

21. HGK'nın 25/11/2005 tarihli ve

E.2014/13-443, K.2015/2688 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Hukuk Genel Kurulundaki görüşme

sırasında; işin esasına girilmeden önce, bozma ve direnme kararları ile hükme

konu miktar ve karar tarihi itibariyle, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla

uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 427.maddesi gereğince, direnme kararının miktar

itibariyle temyizinin mümkün olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.

Belirtilmelidir ki, davacının sair yönlere

ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmekle, yerel mahkemenin önceki

kararının, davacı avukatın Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde düzenlenen

karşı taraf vekalet ücreti (350,00 TL) dışında kalan kısımları, hükmün o

bölümünün onanması niteliğinde olduğundan ve davacı tarafındankarar

düzeltme yoluna da gidilmediğinden kesinleşmiştir.

Böylece davacı tarafından temyize konu edilen

ve direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık sadece, davacı

avukatın Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde düzenlenen karşı taraf vekalet

ücreti olan 350,00 TL’dir.

Bilindiği üzere, 21.7.2004 gün ve 25529 sayılı

Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar

dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.7.2004 tarih ve 5219

sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”; yürürlük tarihinden

sonra Yerel Mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar

TL. olarak değiştirmiştir.

Sonraki yıllarda 5219 ve 5236 sayılı

Kanunlarda öngörülen katsayılar çerçevesinde miktarlar arttırılmıştır. Buna

göre, 01.01.2013 tarihinden 31.12.2013 tarihine kadar katsayı artışı sonucu

uygulanması gereken kesinlik (temyiz edilebilirlik sınırı) "1.820,00

TL'dir.

Eldeki davada, temyiz istemine konu direnme

kararının verildiği 24.10.2013 tarihinde, 5219 ve 5236 Sayılı Kanunlar gereği

temyiz (kesinlik) sınırını 1.820,00 TL olarak değiştiren hükmü yürürlükte

bulunduğuna ve müddeabih 350,00 TL olup, bu sınırın

altında kalmakla kesin olduğuna göre, anılan karara karşı temyiz yoluna

gidilmesi, miktar itibariyle mümkün değildir.''

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 3/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, dava konusu değerin karar düzeltme yoluna

başvurabilmek için gerekli parasal sınırın üstünde kalmış olmasına rağmen

parasal sınırın altında kaldığı gerekçesiyle karar düzeltme dilekçesinin

reddedildiğini belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

24. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir."

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve

Hakkın Kapsamı

26. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim

hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

27. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

28. Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının en temel

unsurlarından biridir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Anayasa Mahkemesi ilk derece

mahkemesinde dava açma hakkının yanında itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun

yollarına başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkının da bu

kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, § 49).

29. Somut olayda dava konusu değerin karar düzeltme yoluna

başvurabilmek için gerekli parasal sınırın altında kaldığı gerekçesiyle karar

düzeltme dilekçesi usulden reddedilmiştir. Karar düzeltme talebinin

incelenmemesi ile başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede

bulunulduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

30. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

31. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

32. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

33. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 1086 sayılı mülga

Kanun’a 5236 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle eklenen ek 4. maddenin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır.

(2) Meşru

Amaç

34. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması

ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkların makul

sürede bitirebilmesi amacıyla yargılamanın taraflarıiçin

belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu

otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Somut olayda öngörülen parasal sınırın

kanun yolu mercilerinin iş yükünü azaltma ve böylece davaların uzamasını

önlemek ve en genel ifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk

devleti ilkesinin bir gereği olan hukuk alanında istikrarın sağlanması şeklinde

meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

35. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkı mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak Anayasa'nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi uyarınca anılan sınırlamaların mahkemeye

erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir.

Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen hukuki veya fiilî sınırlamalar

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

36. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

37. Ölçülülük ilkesi; öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen

amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen amaç bakımından

müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak

istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade

etmektedir. Öngörülen tedbirin kişiyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına

sokması durumunda müdahalenin ölçülü olduğundan söz edilemez (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2014/176,

K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37,

5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

Müdahalenin ölçülülüğü değerlendirilirken ilgili yasal düzenlemelerle birlikte

somut olayın koşulları ve başvurucunun tutumu da gözönünde

bulundurulmalıdır (Ahmet Ersoy ve diğerleri,

B. No: 2014/4212, 5/4/2017, § 50).

38. Yargısal başvuruların birtakım usul kurallarına tabi

kılınması tek başına mahkemeye erişim hakkını zedelemez. Bununla birlikte

yargısal başvuru usullerinin belirli ve öngörülebilir olması gerekir. Öte yandan

mahkemeler kanun yollarına başvuru için getirilen koşulları uygularken

kişilerin mahkemeye erişimlerini engelleyecek veya aşırı derecede zorlaştıracak

ölçüde şekilcilikten kaçınmalıdır. Bu kapsamda Yargıtayın

etkinliğini artırmak ve konusu itibarıyla daha fazla önem arz eden

uyuşmazlıklar üzerinde yoğunlaşmasını sağlamak amacıyla daha önceden temyiz

incelemesinden geçen kararların bir süzgeçten geçirilerek düşük miktarlar

içeren bir kısım uyuşmazlıklara karşı karar düzeltme yolunun kapatılmasının ulaşılmak

istenen hedef bakımından elverişsiz olduğu ya da gerekli olmadığı söylenemez.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

39. Başvuru konusu olayda başvurucu, ulusal ölçekte yayımlanan

bir gazetede yer alan haber nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri

sürerek 15.000 TL manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi,

başvurucunun davasının kısmen kabulüne karar vererek başvurucu lehine 7.000 TL

manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Hüküm bu aşamada yalnızca davalı

tarafından temyiz edilmiştir. Daire, söz konusu haberin basın özgürlüğü

kapsamında kaldığını belirterek kararı bozmuştur. Bozma ilamına uyularak

yapılan yargılamada ilk derece mahkemesi davanın reddine karar vermiş ve

başvurucunun temyiz talebi üzerine karar onanmıştır.

40. Onama kararı üzerine başvurucu, karar düzeltme talebinde

bulunmuştur. Dava konusu değer (15.000 TL), karar düzeltme yoluna başvurabilmek

için karar tarihindeki gerekli parasal sınır olan 11.100 TL'nin üzerinde

olmasına rağmen dava konusu değerin karar düzeltme yoluna başvurabilmek için

gerekli parasal sınırın altında kaldığı gerekçesiyle karar düzeltme

dilekçesinin reddine Dairece karar verilmiştir.

41. Bireysel başvuruya konu somut olayda başvurucu 15.000 TL

manevi tazminat talebiyle dava açmışsa da ilk derece mahkemesinin 21/2/2008

tarihli kararıyla isteğin 8.000 TL'lik kısmı reddedilmiştir. Yargıtay

içtihatları uyarınca aleyhe temyiz bulunmadığından reddedilen bu kısım yönünden

hüküm kesinleşmiş olup uyuşmazlık, bu aşamadan sonrakalan

7.000 TL'ye ilişkindir ( bkz. §§ 20, 21).

42. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği ilgili

mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruda incelediği husus, derece mahkemelerinin gerekçelerine esas

yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvence altına temel hak

ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir.

43. Bu itibarla derece mahkemelerinin başvurucunun 21/2/2008

tarihli karar ile reddedilen kısım yönünden temyiz yoluna gitme imkânı varken

bu hakkını kullanmaması nedeniyle uyuşmazlığı kalan miktar ile sınırlı tutarak

bir değerlendirme yapmasının Yargıtayın önceki

içtihatları nazara alındığında başvurucu için öngörülemez nitelikte olduğu

söylenemez(bkz. §§, 20, 21). Öte yandan ilk hükmü temyiz etmesi hâlinde ikinci

hükmün temyizinden sonra verilen Yargıtay kararına karşı karar düzeltme yoluna

gitmesi mümkün olan başvurucunun ilk hükmü kendi isteğiyle temyiz etmediği

dikkate alındığında derece mahkemelerinin yorumunun aşırı şekilci (katı)

olmadığı gibi mahkemeye erişimi aşırı derece zorlaştırmadığı ya da imkânsız

hâle getirmediği anlaşılmaktadır.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

B. Şeref ve İtibar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvurucu; ulusal ölçekte yayın yapan Cumhuriyet gazetesinde

yer alan bir haber nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini, ilk derece

mahkemesince davanın reddine karar verilmesi nedeniyle şeref ve itibar hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64.

maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının

tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

47. Başvurucu 15.000 TL manevi tazminat talebiyle dava açmışsa

da talebin 8.000 TL'ye ilişkin kısmı 21/2/2008 tarihli kararla reddedilmiş olup

temyiz isteği de bulunmadığından anılan tarihte kesinleşmiştir. Talebin 7.000

TL'ye ilişkin kısmı ise ilk derece mahkemesinin 10/12/2009 tarihli kararıyla

reddedilmiş, anılan karar Dairece 10/6/2013 tarihinde onanmıştır. İlgili onama

kararında karar düzeltme yoluna gidilebileceğine ilişkin bir ibare yer almadığı

ve inceleme tarihi itibarıyla uyuşmazlığa konu değer karar düzeltme sınırının

altında olduğundan karar düzeltme istemi reddedilmiş olmakla hükmün 10/6/2013

tarihli onama kararıyla kesinleştiği ve başvurucunun nihai kararı en geç

düzeltme talebinde bulunduğu 11/7/2013 tarihinde öğrendiği kabul edilmelidir.

Başvurucunun nihai kararı öğrendiği 11/7/2013 tarihinden itibaren otuz günlük

başvuru süresi geçtikten sonra 17/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

süre aşımı nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

3/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Heysem KOCAÇİNAR

Raportör Yrd.

:

Derya ATAKUL

Başvurucu

:

Ahmet SEVİM

Vekili

:

Av. Fatih SEVİM