T.C. BURSA BAM .... HUKUK DAİRESİ T.C. BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ ... HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : . KARAR NO : .
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...)* KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : BURSA ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :. NUMARASI : .
DAVACILAR : .
DAVA : Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ :. KARAR YAZIM TARİHİ :.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmış olmakla, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkillerinin varisi oldukları Necmettin Sönmez'in 29/06/2013 tarihinde vefat ettiğini, murisin 2013 yılının Mayıs ayında ... AŞ ...Şubesi ile yapmış oldukları kredi kullandırma sözleşmesi sebebiyle davacı sigortacı ... Emeklilik ve Hayat AŞ ile iki adet hayat sigortası sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmelere göre muris ....z'in sigortalı,... Şubesi dain-i mürtehin, müvekkillerinin ise lehtar konumunda olduklarını, dolayısıyla sigortacının, vefat tarihi itibari ile murisin banka kredisi bakiye borcunu ilgili banka şubesine ödedikten sonra kalan meblağı müvekkili mirasçılara ödemesi gerektiğini, davalı sigorta şirketinin hiç ödeme yapmadığını; davalı borcunu ödememek için bahaneler ürettiğini, sigortalı ...'in vefatı ile birlikte sigortacının tazminat borcu doğduğunu, fakat davalının tazminat borcundan sıyrılmak için sigortalının bazı sağlık sorunlarını gizleyerek beyan yükümlülüğünü ihlal ettiğini iddia ettiğini, ancak davalının bu iddiasının gerçeklerle bağdaşmadığını, çünkü sigortalının davalıdan gizlediği herhangi bir sağlık sorununun olmadığını beyanla, davalının sigortacısı olduğu ...sayılı iki ayrı sigorta sözleşmesi gereğince belirsiz alacak davası mahiyetinde toplam 24.000,00-TL vefat tazminatının 29/06/2013 tarihniden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde: Sigortalının sigortalı adayı sağlık beyan formunda sorulan sorulara olumsuz yanıtlar verdiğini, sigortalının sigorta başvuru ve sağlık beyan formunda önemli bir rahatsızlık veya hastalık geçirmediğini beyan ettiğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucu; "...O halde toplanan delillerden yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda, davacıların murisi ...z' in kullandığı kredi sebebiyle davalı ... Hayat A.Ş ile düzenlenen hayat sigorta sözleşmesi kapsamında murisin poliçenin düzenlenmesinden sonra kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Davacı tarafından murisin gizlediği hastalık olmadığını, kendisinin bilgisinin olmadığı ileri sürmüş, davalı ise muriste mevcut bulunan hipertansiyon ve kalp hastalıklarının gizlenmesi nedeniyle sorumlu olduğu savunulduğundan, sigortalının doğru beyan yükümlülüğü kapsamında, sigorta ilişkisinin kurulmasından önce sigortalı muriste bulunan ve sigortacıya bildirilmeyen hipertansiyon ve kalp yetmezliği ile ölüm rizikosu arasında illiyet bağının olup olmadığı konusunda 19/08/2016 tarihli İç Hastalıkları Uzmanı doktor bilirkişisinin raporuna karşı itirazlar üzerine düzenlenen 26/06/2018 tarihli kardiyoloji ve sigortacı bilirkişinin rapor ve ek raporunun ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli düzenlenen bilirkişi heyetinin 04/04/2019 ek raporunda, müteveffanın ... tarihinde sigorta poliçelerinin düzenlenmeden önce kendisinde mevcut hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve orta derecede aort kapak yetersizliği olduğunu bildiği, ölümün kalp yetmezliği ve hipertansiyon sonucunda gerçekleştiği bu hastalıkların davalıdan gizlendiği doğru beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığından..." şeklindeki gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesi ile; murisin ciddi bir kalp rahatsızlığından haberinin olmadığını, bu rahatsızlığı sakladığı iddialarının kötü niyetli olduğunu, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu, taleplerinin 2013 yılında imzalanan 20334541 ve 20334544 sayılı iki ayrı sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacak olduğunu, 2011 yılında imzalanmış olan hayat poliçesine ilişkin taleplerinin bulunmadığını belirterek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davacılar murisi tarafından davalı şirkete yaptırılan hayat sigortası poliçesinden kaynaklı alacak istemine ilişkin eldeki davada, İlk Derece Mahkemesi tarafından, yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davacı yanlarca yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu anlaşılmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341. maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Dava; davacılar murisi tarafından davalı şirkete yaptırılan hayat sigortası poliçesinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir. Sigorta sözleşmesi, 6102 sayılı TTK'nun 1401/(1) inci maddesinde: "Sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir. Sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır. Sigorta ettiren; prim ödeme, doğru beyanda bulunma, ağırlaşan rizikoyu bildirme, rizikodan sonra zararı azaltma ve kurtarma yükümlülüğü altındadır. Sigortacı ise; TTK'nin 1421/(1) maddesi gereğince; "Aksine sözleşme yoksa, sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksidinin ödenmesi ile başlar; kara ve denizde eşya taşıma işlerine ilişkin sigortalarda, sigortacı, sözleşmenin yapılmasıyla sorumlu olur." hükmü gereğince sigortacı poliçe verme ve riziko gerçekleştiğinde sigorta tazminatı ya da bedelini ödeme yükümlülüğü altındadır. Sigorta sözleşmeleri iyi niyet sözleşmeleri olup, taraflar sözleşme kurulması aşamasında birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Riziko ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK’nin 1439. Maddesinde; "(1)Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440. maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. (2)Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder." düzenlemesi yer almaktadır. Öte yandan, "Aydınlatma Yükümlülüğü" başlıklı TTK 1423. Maddesi: "(1)Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar. (2)Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir. (3)Hazine Müsteşarlığı, çeşitli ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliğinin düzenlemelerini dikkate alarak, tüketiciyi aydınlatma açıklamasının şeklini ve içeriğini belirler." hükmünü haizdir. Yukarıda açıklanan madde hükmüne göre poliçenin sigortalıya tesliminden sonra sigortalı tarafından 14 gün içinde itiraz edilmemişse geçerli hale geleceği düzenlenmiştir. Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme (ihbar) yükümlülüğünü düzenleyen 6102 sayılı TTK 1435, 1439 ve 1440. maddeleri her ne kadar mal sigortalarına ilişkin bulunmakta ise de, Yargıtay'ın yerleşik kararları ile hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. Hatta anılan bu düzenleme, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi ile sözleşme hükmü halini almıştır. Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Hayat sigortaları vefat riskinin üstlenildiği sözleşmeler olup, riske yönelik değerlendirmeler akdin kurulup kurulmamasına da etki eden en önemli unsurdur. Bu bağlamda sorulara verilen cevapların doğruluğu akdin kuruluşuna esas teşkil etmektedir. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay incelendiğinde ise; davanın, davacılar murisi tarafından davalı şirkete yaptırılan hayat sigortası poliçesinden kaynaklı alacak istemine ilişkin olduğu, sigorta sözleşmeleri karşılıklı iyiniyet ve güven esasına dayalı olarak kurulan sözleşmeler olup, güven ve iyiniyet ilkesi ile yasal düzenlemeler gereği, sigorta yaptıranın önemli tüm hususları poliçenin tanzimi sırasında sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu; bu haliyle somut davaya bakıldığında ise, dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğinde, davacılar murisinin sigortalıya poliçe tanzim ettirmeden önce, kendisinde mevcut hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve orta derecede aort kapak yetersizliği olduğunu bildiği, murisin ölümünün de kalp yetmezliği ve hipertansiyon sonucunda gerçekleştiği, dolayısıyla da davacılar murisinin kalp rahatsızlığını ve hipertansiyonunu sigortacıya bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususları dikkate alındığında, bu durumun yaptırımını düzenleyen TTK'nun 1439/2. maddesine göre değerlendirme yapılması gerektiği, hal böyle olunca da; kredi borçlusu ve davacıların murisinin TTK'nın 1435 ve Hayat Sigortaları Genel Şartları C.2-2 maddelerine aykırı olarak sözleşmeden önce var olan kalp hastalığı ve hipertansiyonun poliçenin tanzimi esnasında sigorta şirketine bildirmeyerek tam ve doğru beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu durumun sigorta poliçesine ve teminatına aykırılık oluşturduğu, muris tarafından beyan edilmeyen rahatsızlığın sigortacının akdi yapmaması veya daha ağır koşullarda yapmasını gerektirecek hallerden olduğu, sözü edilen hastalık ile ölüm arasında uygun illiyet bağı bulunduğu anlaşıldığından, mahkemece yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik görülmemiştir (Bknz. benzer davalarda, Yargıtay 17. H.D.'nin, 2016/10271 Esas-2019/8657 - Karar, 2016/16554 Esas-2019/8671 Karar, 2016/3452 Esas-2019/5680 Karar ve 2016/17561 Esas 2019/7472 Karar sayılı kararları). Bu itibarla da; tarafların iddia ve savunmaları ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve İlk Derece Mahkemesi'nin objektif, mantıksal ve bilimsel veriler ile dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine, davanın vasıf- mahiyetine, ispat hukuku hükümleri çerçevesinde delillerin takdirinde ve hukuki mevzuatın olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ayrıca istinaf talebine konu kararın hukuki güvenlik ve istikrarın temini açısından uygulama hukukuna yönelik istikrar kazanmış yüksek mahkeme kararlarına ile yargısal içtihatlara uygun olarak Dairemiz'ce de benimsenen usule ve maddi hukuka ilişkin yasal ve hukuksal gerekçelere dayandırılarak verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin karar yerinde tartışıldığı, bu doğrultuda ortaya konulan gerekçenin isabetli olduğu değerlendirilerek; davacı yanların istinaf talepleri yerinde görülmemiş, açıklanan nedenlerle de, davacıların İstinaf başvurusunun HMK. 353/1-b.1 inci maddesi gereğince, esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 inci maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli istinaf karar harcı 615,40 TL olduğundan, davacılar tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama masraflarının ilgilisi üzerinde bırakılmasına, 4-HMK 333. maddesi uyarınca artan gider avanslarının yatıran tarafa iadesine, 5-Kararın tebliği ile harç ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu HMK 362/1-a maddesi gereğince miktar itibarıyla KESİN olmak üzere 12/12/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
... Başkan ...
... Üye ...
... Üye ...
... Katip ...