Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2013/2307 E. K.

AYM 2016-03-10 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MEHMET DENİZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/2307)

Karar Tarihi: 10/3/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın tescili

davası sonucunda hükmedilen kamulaştırma bedeli miktarı nedeniyle mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin yasallık, öngörülebilirlik ve orantılılık

kriterlerini karşılamaması, 4/11/1983 tarihli ve 2942

sayılı Kamulaştırma Kanunu'un uygulanması ile ortaya çıkan yargı kararlarının birbirleriyle

çelişmesi, dava tarihi ile karar tarihi arasında geçen süre için kamulaştırma

bedeline faiz işletilmemesi, kamulaştırma bedelinin bir kısmının yargılama

gideri ve vekâlet ücreti olarak ödenmek zorunda kalınması, davanın makul sürede

tamamlanmaması, kamulaştırmadan dolayı mesleki faaliyetlerin

gerçekleştirilememesi nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ile özel

hayata ve aile hayatına saygı haklarının, hukuki güvenlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/3/2013 tarihinde Mersin

1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/12/2014tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/3/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 24/7/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüşünde başvurucunun, bireysel başvuruda

bulunduktan sonra 28/12/2013 tarihinde vefat ettiği

belirtilmiş; Anayasa Mahkemesince, Merkezî Nüfus İdare Sistemi üzerinden

yapılan sorgulamada da başvurucunun belirtilen tarihte vefat ettiği

anlaşılmıştır.

7. Vefat eden başvurucunun mirasçılarından Mustafa DENİZ, Devriş DENİZ ve Mehmet DENİZ tarafından Anayasa Mahkemesine

sunulan 28/4/2015, 29/4/2015 ve 5/5/2015 tarihli

dilekçeler ile anılan kişiler murisleri tarafından yapılmış olan bireysel

başvuruyu devam ettirdiklerini, başvuru dosyasındaki ihlal iddialarına

katıldıklarını beyan etmişlerdir.

8. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

Mustafa Deniz'e 21/11/2015 tarihinde, Devriş Deniz'e 19/11/2015 tarihinde ve Mehmet Deniz'e

26/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

9. Bireysel başvuruyu devam ettirdiklerini beyan eden mirasçılar

Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

11. Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), başvurucu aleyhine 22/9/2008 tarihinde Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) açtığı kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına

tescili davasında, mülkiyeti başvurucuya ait olan Mersin ili Gülnar ilçesi Sipahili köyü sınırları içinde bulunan taşınmazın

kamulaştırılmasına karar verildiğini ve idare tarafından oluşturulan kıymet

takdir komisyonunun söz konusu taşınmaz için tespit ettiği bedele bağlı

kalınmaksızın taşınmazın kamulaştırılan kısmının başvurucu adına olan tapu

kaydının iptali ile Maliye Hazinesi adına tesciline karar verilmesini talep

etmiştir.

12. Mahkeme; yargılama boyunca altı

kişilik bilirkişi heyeti, bir mahallî bilirkişi, bir de tanık ile birlikte

ilgili taşınmaz başında keşif yapmış, bilirkişi raporu ve ek rapor aldırmış,

tarafların rapora karşı beyanlarını toplamış, yeni bilirkişi raporu talebi

üzerine yeni bir bilirkişi kurulu ile tekrar keşif yaparak yeniden bilirkişi

raporu ve tarafların itirazları üzerine ek rapor aldırmış, banka şubesinde

hesap açtırarak ikinci raporda belirtilen kamulaştırma bedeli tutarında

meblağın başvurucu adına banka hesabında bloke edilmesini sağlamıştır.

13. Yapılan yargılama sonunda Mahkeme 9/7/2009

tarihli ve E.2008/91, K.2009/83 sayılı kararı ile davanın kabulüne vekamulaştırılması talep edilen yerin yol vasfı ile Maliye

Hazinesi adına tesciline, ikinci bilirkişi heyetince kamulaştırma bedeli ve

taşınmazın kamulaştırmadan artakalan kısmı için değer düşüklüğü bedeli de dâhil

olmak üzere tespit edilip banka hesabında bloke olarak bekletilen 325.856

TL'nin kamulaştırma bedeli olarak tespiti ile kararın kesinleşmesi beklenmeden

başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Dava dilekçesi, taraf beyanları, getirtilen

belgeler, yapılan keşifler, alınan raporlar, dinlenen mahalli bilirkişi, tanık

beyanı ve tüm dosya kapsamı birlikte ele alındığında, dava konusu

kamulaştırılan yerin belediye sınırları içinde olup, tüm belediye

hizmetlerinden yararlandığı, yerleşim yeri olduğu dolayısıyla arsa niteliğinde

değerlendirilerek kamulaştırma bedelinin belirlenmesi gerektiği, yapılan ikinci

keşif sonrasında, ikinci bilirkişi kurulu tarafından verilen rapor ve ek rapora

itibar edilerek raporlarda belirtilen kamulaştırma bedelinin ilk bilirkişi

kurulunun raporlarından daha bilimsel, doğru, gerçeği daha yansıtır nitelikte

olduğu, ikinci bilirkişi kurulunun esas aldığı somut emsalin ilk bilirkişi

kurulunun esas aldığı somut emsalden, ikinci bilirkişi kurulunun raporunda ayrıtıları ile belirtildiği üzere, gerek kamulaştrılan yer ile emsal taşınmazların değeri gerek

bunların konumları ve nitelikleri gerek yüzölçümleri ve gerekse diğer yönlerden

daha uygun olduğu, raporlarda belirtilen kalemlerin ayrıntılı ve gerekçeli

olduğu, arta kalan yerlere ilişkin olarak yapılan değer düşüklüğü ve işe

yaramazlık değerlendirmelerin de gerekçeli olup durumu yansıttığı, kamulaştırmadanarta kalan yerlerde kalan miktarın çok küçük

kalması ve artık herhangi bir şekilde kullanmaya elverişli bulunmayıp tamamen

işe yaramaz kaldığı belirtilen yerlerin de arsa olarak hazine adına

kamulaştırılmasının gerektiği, buralardaki işe yaramazlığın yüzde yüz oranında

bulunduğu anlaşıldığından ikinci bilirkişi rapor ve ek raporlarında belirtilen

kamulaştırma bedeline, belirtilen sebeplerle itibar edilerek, hükmedilmiş ve

aşağıda belirtilen şekilde hüküm kurularak tescile karar verilmiştir.

..."

14. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı

başvurucu tarafından, dava konusu taşınmazın m² değerinin Mahkeme kararında ve

bilirkişi kurulu raporunda ifade edilen değerden yüksek olduğu, taşınmazda

kısmi kamulaştırma yapılmasından dolayı taşınmazın kalan kısmının %100'e yakın

değer kaybedeceği, dava tarihi ile karar tarihi arasında geçen sürenin 2942

sayılı Kanun'da öngörülen süreyi aştığı, bu süre içinse kamulaştırma bedeline

kamu alacakları için öngörülen en yüksek oranda faize hükmedilmesi gerektiği

belirtilerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (Sözleşme) güvence altına

alınan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürülmüş ve

temyiz talebinde bulunulmuştur.

15. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 1/3/2010 tarihli ve E.2009/14168, K.2010/2965 sayılı ilamı

ile uyuşmazlık konusu taşınmazın tamamının 7.484,61 m² olduğunu,

kamulaştırmadan sonra kalan 4.945,28 m²'lik kısım için kamulaştırma nedeniyle

en fazla %20 değer kaybının oluşacağının kabulü gerekirken %30 değer kaybı

oluşacağı belirtilen bilirkişi raporunun esas alınarak karar verilmesinin uygun

olmadığını, ayrıca harcı da yatırılarak açılan bir karşı dava olmasına rağmen

bu dava hakkında bir karar verilmesi gerektiği düşünülmeden hüküm kurulduğunu

belirterek İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuş ancak diğer yönlerden kararı

onamış; temyiz peşin harcının talep edilmesi hâlinde başvurucuya iadesine

hükmetmiştir.

16. Başvurucu tarafından aynı Daireye 35,50 TL karar düzeltme

harcı yatırılarak yapılan karar düzeltme istemi de 15/7/2010

tarihli ve E.2010/7229, K.2010/10828 sayılı ilam ile reddedilmiş ve takdiren 172 TL para cezasının başvurucudan alınarak

Hazineye gelir kaydına hükmedilmiştir.

17. Mahkeme; 22/12/2010 tarihli ve

E.2010/246, K.2010/302 sayılı kararla bozma ilamına uyarak tekrar incelemeye

aldığı dosya kapsamında, bozma nedenine göre farklı bilirkişi kurulu ile

yeniden keşif yapmış, keşif sonrası sunulan bilirkişi raporuna karşı tarafların

itirazlarını toplamış ancak itiraz konusu hususların bozma kapsamı dışında

kalarak kesinleştiğini ve söz konusu bilirkişi raporunun hükme elverişli

olduğunu belirterek davanın kabulü ile kamulaştırılması talep edilen yerin yol

vasfı ile Maliye Hazinesi adına tapudan terkinine, bilirkişi raporu

doğrultusunda kamulaştırma bedeli ve kamulaştırmadan artakalan kısım için bozma

ilamında belirtilen oran olan %20 üzerinden değer düşüklüğünü de içerir

234.611,53 TL'nin toplam bedel olarak tespitine, bu durumda başvurucuya önceki

karar gereği ödenen 325.856,00 TL'nin, fazla olan 91.244,47 TL'lik kısmının

bankadan çekildiği tarihe kadar işlemiş yasal faizi ile birlikte başvurucudan

tahsiline, başvurucunun maddi hataların düzeltilmesi ve faiz ödenmesi talepli

karşı davasının da reddine hükmetmiştir.

18. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 25/4/2011 tarihli ve E.2011/2600, K.2011/5559 sayılı ilamı

ile "Mahkemenin ilk kararında

kamulaştırmadan artan ve yararlanmaya elverişli olmadığı kabul edilen631,95

m²'lik kesimin de davacı İdare adına tesciline ve bilirkişi raporunda tespit

edilen bedelinin malike ödenmesine karar verildiği, bu hususun bozma nedeni

yapılmadığı, bozmadan sonraki kararda 631,95 m²'nin de Hazine adına tesciline

karar verildiği halde bu kısım için tespit edilen bedelin malike ödenmesine

karar verilmemiş olması" ve "İdarece

fazladan ödenen bedelin davalı tarafından bankadan çekilmesine kadar işlemiş,

varsa, mevduat faiziyle birlikte idareye ödenmesine karar verilmesi gerekirken

yasal faizi ile ödeme kararı verilmesi" gerekçesine dayanarak

İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuş ve temyiz peşin harcının istenilmesi

hâlinde başvurucuya iadesine hükmetmiştir.

19. Davacının karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin 24/10/2011 tarihli ve E.2011/7972,

K.2011/10574 sayılı ilamıyla taşınmazın KGM adına tapuya tesciline karar

verilmesi gerekirken tapudan terkinine karar verilmesi de doğru görülmemiş, bu

yönden 25/4/2011 tarihli ilamın düzeltilmesine karar verilmiştir.

20. Bozma ilamında belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden

yapılan inceleme sonucu Mahkeme; 8/2/2012 tarihli ve

E.2011/162, K.2012/20 sayılı kararı ile davanın kabulü ile kamulaştırılması

talep edilen yerin yol vasfıyla KGM adına tapuya tesciline, kamulaştırmadan

artakalan, yararlanmaya elverişli olmadığı kabul edilen 631,95 m² kısmın Hazine

adına arsa vasfıyla tapuya tesciline, bu doğrultuda toplam kamulaştırma

bedelinin 285.799,48 TL olarak tespitine, bu durumda başvurucuya 9/7/2009

tarihli karar gereği ödenen 325.856 TL ile son tespit edilen bedel arasındaki

fark olan 40.056,52 TL'nin başvurucu tarafından bankadan çekildiği tarihe kadarişlemiş mevduat faizi ile birlikte davacı idareye

iadesine hükmetmiştir. Mahkeme kararda davacı idarenin yapmış

olduğu yargılama giderlerini 2942 sayılı Kanun'un 29. maddesi uyarınca idare

üzerinde bırakmış, ayrıca başvurucu lehine 1.200 TL vekâlet ücretinin davacı

idareden alınmasına, davacı idare de kendisini vekille temsil ettirdiğinden

1.200 TL vekâlet ücretinin de başvuruculardan alınarak davacı idareye

ödenmesine ve başvurucu tarafından açılan karşı davanın reddedilmesi sonucunda

da bu davada vekil ile temsil olunan idare lehine 1.200 TL vekâlet ücretine

hükmetmiştir.

21. İlk Derece Mahkemesinin bu kararı Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin 25/6/2012 tarihli ve E.2012/6245,

K.2012/7942 sayılı ilamı ile onanmıştır.

22. Başvurucu tarafından aynı Daireye karar düzeltme isteminde

bulunulması üzerine istem 21/1/2013 tarihli ve

E.2012/13838, K.2013/688 sayılı ilam ile reddedilmiş ve başvurucu aleyhine takdiren 219 TL para cezasına hükmedilmiştir.

23. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucuya 28/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

24. Başvurucu 27/3/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

25. 2942 sayılı Kanun'un "Kamulaştırma

bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili"

kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, ... asliye hukuk

mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle,

... idare adına tesciline karar verilmesini ister.

Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren

en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, ... taşınmaz malın malikine ... bildirerek duruşmaya

katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.

...

Mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada

hakim, taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları

anlaşmaya davet eder. Tarafların bedelde anlaşması halinde hakim, taraflarca

anlaşılan bu bedeli kamulaştırma bedeli olarak kabul eder ve

...

Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedelde

anlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde

keşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede

sayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın

değerini tespit için mahallinde keşif yapar. ...

Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerin

beyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmaz

malın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde

mahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara

tebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veya

vekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi

raporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı

beyanları alınır.

Tarafların bedelde anlaşamamaları halinde

gerektiğinde hakim tarafından onbeş

gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve

hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarından

yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.

Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkının

kamulaştırılma bedelidir. . İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına . dair makbuzun

ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma

bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine ve

paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup tarafların

bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.

(Ek fıkra: 11/04/2013-6459

S.K./6. md) Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde

sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden

itibaren kanuni faiz işletilir.

..."

26. 2942 sayılı Kanun'un

"Kamulaştırma bedelinin tespiti esasları" kenar başlıklı

11. maddesi şöyledir:

"15 inci madde uyarınca oluşturulacak

bilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yere

mahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinledikten

sonra taşınmaz mal veya kaynağın;

a)Cins ve nevini,

b) Yüzölçümünü.

c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik ve

unsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,

d)Varsa vergi beyanını,

e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarca

yapılmış kıymet takdirlerini,

f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağın

kamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması

halinde getireceği net gelirini.

g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden önceki

özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,

h) Yapılarda, (.)(2) resmi birim fiyatları ve

yapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,

ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer

objektif ölçüleri,

Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün bu

unsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını da

dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmaz

malın değerini tespit ederler.

Taşınmaz malın değerinin tespitinde,

kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları

ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate

alınmaz.

..."

27. 2942 sayılı Kanun'un "Kısmen

kamulaştırma" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

"Kısmen

kamulaştırılan taşınmaz malın değeri;

...

b) Kamulaştırma dışında kalan kısmın kıymetinde, kamulaştırma nedeniyle

eksilme meydana geldiği takdirde; bu eksilen değer miktarı tespit edilerek,

kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan

kamulaştırma bedeline eksilen değerin eklenmesiyle bulunan miktardır.

...

(b) ve (c) bentlerinde sözü edilen bedelin düşüş ve artış miktarları,

11 inci maddede belirtilen esaslara göre bedel takdiri suretiyle tespit

olunur."

28. 2942 sayılı Kanun 'un "Giderlerin

ödenmesi" kenar başlıklı 29. maddesi şöyledir:

"10 uncu madde uyarınca mahkeme heyetinin harcırahları, 15 inci

madde uyarınca mahkemece oluşturulan bilirkişilerin ve keşifte dinlenilen

muhtarın mahkemece takdir edilecek ücretleri ile, tapu

harçları ve bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler kamulaştırmayı yapan idarece

ödenir."

29. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Usul

ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde

yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

31. Başvurucu; 22/9/2008 tarihinde

Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine açılan kamulaştırmabedelinini

tespiti ve taşınmazın tescili davası sonucunda hükmedilen kamulaştırma bedeli

miktarı nedeniyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasallık,

öngörülebilirlik ve orantılılık kriterlerini karşılamadığını, 2942 sayılı

Kanun'un uygulanması ile ortaya çıkan yargı kararlarının birbirleriyle çelişir

olduğunu bu anlamda kamulaştırmaya konu olan taşınmazların gerçek değerlerinin

tespiti noktasında belirsizlikler oluştuğunu dolayısıyla hukuki güvenlik

ilkesinin sarsıldığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına ve

2942 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine rağmen dava tarihi ile karar tarihi

arasında geçen süre için tespit edilen kamulaştırma bedeline faiz işletilmediğini,

kamulaştırma bedelinin bir kısmını yargılama gideri ve vekâlet ücreti olarak

ödemek zorunda kaldığını, davanın anılanKanun'da

öngörülen sürede tamamlanmadığını, mülkiyet ve adil yargılanma hakkı konusunda

Sözleşme hükümlerinin uygulanmadığını, bu şekilde Anayasa'nın 90. maddesinin

beşinci fıkrası hükmünün dikkate alınmadığını, kamulaştırmadan dolayı mesleki

faaliyetlerin gerçekleştirilemediğini belirterek adil yargılanma ve mülkiyet

hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş; nihai Mahkeme kararı nedeniyle idareye geri ödemek zorunda kaldığı

meblağın ödenmesinin tedbir kararı verilerek durdurulmasını, ihlallerin tespit

edilmesi ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

33. Başvurucunun, yukarıda sayılan şikâyetlerinden açılan dava

sonucunda hükmedilen kamulaştırma bedeli miktarı nedeniyle mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin yasallık, öngörülebilirlik ve orantılılık kriterlerini karşılamadığı, davada Sözleşme hükümlerinin

uygulanmayarak Anayasa'nın 90. maddesinin ihlal edildiği, geçimini sağladığı

taşınmazın elindenalınması nedeniyleözel

hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği veAİHM

içtihatlarına ve 2942 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine rağmen dava tarihi ile

karar tarihi arasında geçen süre için tespit edilen kamulaştırma bedeline faiz

işletilmediği şikâyetlerinin mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun

görülmüştür. Bununla birlikte başvurucunun, 2942 sayılı

Kanun'un uygulanması ile ortaya çıkan yargı kararlarının birbirleriyle çelişir

olduğu bu anlamda kamulaştırmaya konu olan taşınmazların gerçek değerlerinin

tespiti noktasında belirsizlikler oluştuğu dolayısıyla hukuki güvenlik

ilkesinin sarsıldığı şikâyetinin özünün ise yine yargılama sürecinde

kamulaştırmaya konu taşınmazın bedelinin tespitine yönelik olduğu

anlaşıldığından bu şikâyet de mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında

incelenmiştir.

34. Öte yandan başvurucunun, kamulaştırma bedelinin bir kısmını

yargılama gideri olarak ödemek zorunda kaldığı ile davanın 2942 sayılı Kanun'nda öngörülen sürede tamamlanmadığı iddiaları adil

yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlaline İlişkin İddialar

i. Taşınmazın Bedel

Tespitine İlişkin Şikâyetler

35. Başvurucu; aleyhine açılan kamulaştırmabedelinini

tespiti ve taşınmazın tescili davası sonucunda hükmedilen kamulaştırma bedeli

miktarının taşınmazın gerçek karşılığı olmadığını, kamulaştırma işlemine ve

taşınmazın bedelinin hesaplanmasına dayanak olan 2942 sayılı Kanun'un 10. ve

11. maddelerinin AİHM içtihatları doğrultusunda yasallık kriterini

karşılamadığını, 2942 sayılı Kanun'un uygulanması ile ortaya çıkan yargı

kararlarının birbirleriyle çelişir olduğu bu anlamda kamulaştırmaya konu olan

taşınmazların gerçek değerlerinin tespiti noktasında belirsizlikler oluştuğunubelirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde başvurucunun şikâyetinin; delillerin

takdiri, hukuk kurallarını yorumlaması ve Mahkeme kararının sonucuna yönelik

olduğu belirtilerek bu konuda daha önce verilmiş Anayasa Mahkemesi kararlarına

atıfta bulunulmuştur.

37. Bireysel başvuru incelemesi henüz sonuçlanmadan başvurucunun

vefat etmesi üzerine (bkz. § 6) başvuruyu sürdüreceklerini belirten

başvurucunun mirasçılarına iletilen Bakanlık görüşüne karşı mirasçılar tarafındanherhangi bir beyanda bulunulmamıştır.

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.

39. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının

salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

40. Somut başvurunun dayanağını oluşturan konulardan biri olan

kamulaştırılan taşınmazın gerçek değerinin ödenmesi talebi, Anayasa'nın 35.

maddesinde yer alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa'nın 35.

maddesinde mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla

sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 13. maddesi

temel hak ve hürriyetleri sınırlanmada genel ilkeleri tespit ederken devlet ve

kamu tüzel kişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi

veren ve kamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa'nın 46. maddesi, mülkiyet

hakkının sınırlanmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa'nın

bütünselliği ilkesi gereği başvurucunun bahsedilen talebinin

değerlendirilmesinde Anayasa'nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).

41. 2942 sayılı Kanun'un 10. ve 11. maddelerinde

bir taşınmazın kamulaştırılması ve bu kamulaştırmanın satın alma usulü ile

gerçekleştirilememesi hâlinde uyuşmazlığın yargıya taşınacağı hüküm altına

alınmış, asliye hukuk mahkemelerinin görevli kılındığı bu yargılama sürecinde

uygulanacak usule ilişkin kurallar ile kamulaştırmaya konu taşınmazın bedelinin

belirlenmesine yönelik yöntem ve işlemler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir (bkz.

§§ 23, 24). Yine

2942 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile de kısmi bir kamulaştırma işlemi yapılması

hâlinde kamulaştırılan kısmın dışında kalan bölümlerde kamulaştırma nedeniyle

değer kaybı söz konusu olduğunda bu kaybın da anılan Kanun'un 11. maddesi

hükümleri uyarınca telafi edileceği düzenlenmiştir (bkz. § 25). Bu durumda söz

konusu düzenlemeler ışığındakanun koyucunun,

bireylerin mülkiyet hakkına kamulaştırma yolu ile müdahalede bulunulduğunda bu

müdahalenin bireylerde yarattığı külfetin adil biçimde giderilebilmesi niyetini

taşıdığı görülmektedir.

42. Bu kapsamda başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti ve

taşınmazın idare adına tescili davasında İlk Derece Mahkemesi 2942 sayılı

Kanun'un 10. maddesi doğrultusunda kamulaştırmaya konu taşınmaz başında

oluşturulan bilirkişi heyeti, mahallî bilirkişi ve tanık beraberinde keşif icra

etmiştir. Mahkeme, keşfin ardından düzenlenen bilirkişi raporu ve ek rapora

tarafların itirazı üzerine yeniden bilirkişi heyeti oluşturulmasına karar

vererek tekrar keşif icra etmiş; bu keşfin ardından da düzenlenen bilirkişi

raporuna ve ek rapora karşı tarafların itirazlarını dinlemiş ancak ikinci

bilirkişi raporunu hükme elverişli bularak 9/7/2009

tarihli kararı ile bu raporda yapılan tespitler üzerinden taşınmazın bedeli

hususunda hüküm oluşturmuştur. İlk Derece Mahkemesi kararının temyize konu

edilmesi sonucu ise Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 1/3/2010

tarihli ilamı ile kararı, kamulaştırılan kısımda oluştuğu kabul edilen değer

düşüklüğü oranı yönünden bozmuş ancak diğer temyiz itirazlarını kabul etmemiş

ve bu itirazlar yönünden karar kesinleşmiştir. Daire, karar düzeltme istemini

de 15/7/2010 tarihli ilamı ile reddetmiştir.

43. İlk Derece Mahkemesi bozma ilamı doğrultusunda dosyayı

yeniden incelemeye alarak bozma nedenine göre yeni bir bilirkişi heyeti ile

tekrar keşif icra etmiş, ardından düzenlenen bilirkişi raporuna tarafların

itirazlarını dinlemiş, itirazların daha önceki kararın kesinleşen kısımlarına

yönelik olduğunu tespit etmiş ve söz konusu bilirkişi raporunda belirtilen

değer düşüklüğü oranında kamulaştırma bedelini belirleyerek 22/12/2010

tarihinde tekrar hüküm kurmuştur. Bu hükmün de temyize konu edilmesi sonucunda

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 25/4/2011 tarihli ilamı ile

Mahkemenin ilk kararında taşınmazın kamulaştırmadan artakalan ve yararlanmaya

elverişli olmadığı kabul edilen kısmının idare adına tesciline ve bedelinin

başvurucuya ödenmesine hükmedildiğini ancak bozma sonrası verilen ikinci

kararda, bu kısım için tespit edilen bedelin başvurucuya ödenmesine

hükmedilmediğini belirtmiş ve bu yönden bozmaya hükmetmiştir. Karar düzeltme

istemini de 24/10/2011 tarihli ilamı ile taşınmazın

KGM adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken tapudan terkinine karar

verilmesi nedeniyle kabul etmiş, bu yönden 25/4/2011 tarihli ilamın

düzeltilmesine hükmetmiştir. İkinci bozma ilamından sonra dosya tekrar

kendisine gelen Gülnar Asliye Hukuk Mahkemesi, 8/2/2012

tarihli kararı ile nihai olarak kamulaştırma bedeli olarak toplam 285.799,48

TL'ye hükmetmiş ve bu doğrultuda başvurucuya 9/7/2009 tarihli ilk kararının

ardından ödenen toplam 325.856 TL'den artakalan 40.056,52 TL'nin bankadan

çekildiği tarihe kadar işlemiş mevduat faizi ile birlikte davacı idareye geri

verilmesine karar vermiştir. Mahkemenin bu kararı Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

25/6/2012 tarihli ilamı ile onanmış, karar düzeltme

isteminin de 21/1/2013 tarihli ilamla reddi üzerine kesinleşmiştir.

44. Başvuruya konu olan ve yukarıda

özetlenen yargılama sürecinde, kamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespitinde

kullanılan yöntem, taşınmazın kendine has özelliklerinin değerine etkisinin

belirlenmesi ve emsalleri ile karşılaştırılması gibi somut olayın durumuna göre

dikkate alınacak hususlar, ilgili kanun hükümlerinin öngördüğü sınırlar

dâhilinde hâkimin takdir yetkisinde olmakla birlikte yargılama bir bütün olarak

değerlendirildiğinde kamulaştırma bedelinin tespiti hususunda gerek tarafların

talep ve itirazları gerekse Yargıtayın tespitleri

dikkate alınarak değerlendirmeler yapılıp karara varıldığı ve bunun sonucunda

mülkiyet hakkına kamulaştırma yolu ile yapılan müdahalenin karşılığı tespit

edilerek müdahalenin giderimi yoluna gidildiği, karşılığın da başvurucuya İlk

Derece Mahkemesi kararının hemen ardından ödendiği tespit edilmiştir.

45. Öte yandan 2942 sayılı Kanun'un somut başvuruya konu edilen

yargılamaya uygulanan 10. ve 11. maddelerinin son hâllerini, 24/4/2001

tarihli ve 4650 sayılı Kanun ile aldığı, 12. maddesinin de 2942 sayılı Kanun'un

yürürlüğe girdiği tarih olan 8/11/1983'ten beri mevcut olduğu, bu bağlamda

somut olaya uygulanan ilgili maddelerde belirlenen usul ve esasların, 1983 ve

2001 yıllarındanbu yanabu

tür uyuşmazlıklara uygulandığı dolayısıyla söz konusu usul ve esaslarınbireyler için erişilebilir ve bilinebilir olduğu,

2008 yılında başvurucu aleyhine açılan davada da başvurucu açısından uygulanan

usul ve esasların öngörülebilir durumda olduğu anlaşılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkına yönelik açık ve

görünür bir ihlal bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Kamulaştırma Bedeline Faiz Ödenmemesine

İlişkin İddia

47. Başvurucu, dava tarihi olan 22/9/2008

ile karar tarihi olan 8/2/2012 tarihi arasında geçen süre için tespit edilen

kamulaştırma bedeline faiz işletilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

48. Bakanlık görüşünde Anayasa Mahkemesininbu

konuda verilmiş önceki kararlarına atfen görüş sunulmasına gerek görülmediği

bildirilmiştir.

49. Somut olayda başvurucunun taşınmazının yol yapılması

amacıyla KGM kararıyla kamulaştırıldığı ve kamulaştırma sürecinin 2492 sayılı

Kanun’a göre sürdürülerek tamamlandığı görülmektedir. Bu durumda mülkiyetten

yoksun bırakmanın meşru amacının bulunduğu ve Kanun'a uygun olarak yapıldığı

anlaşıldığından başvurucuların faiz ödenmemesine yönelik şikâyeti Anayasa’nın

35. maddesi kapsamında ölçülülük ilkesi yönünden incelenecektir.

50. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleri ancak

kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmek suretiyle

ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği

kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları hâlinde elde edilecek kamu yararı

ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasında adil bir denge

kurulması gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, § 37).

51. Ölçülülük ilkesi; “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını; “gereklilik”, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu

olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün

olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak

istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade

etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

52. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu

yararı” olduğu kabul edilen kamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet

hakkının, malikin rızası olmaksızın kamu yararı için ve karşılığı ödenmek

koşuluyla devlet tarafından sona erdirilmesidir. Kamu yararı bulunması,

kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve usullerine uyulması, gerçek

karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal ögeleridir (AYM,

E.2004/25, K.2008/42, 17/1/2008).

53. İdarenin, malikin rızasına gerek olmaksızın yapabileceği bir

işlem olan kamulaştırma nedeniyle peşin ödemesi gereken bedeli ödemede

gecikmesi durumunda hissedilir değer kaybına neden olan unsurların varlığının

dikkate alınmaması hâlinde ödenen bedelin gerçek karşılık olarak nitelendirilemeyeceği

açıktır. Başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olabilmesi için ödenen tutarların enflasyonun etkilerinden

arındırılarak güncelleştirilmesi yani kamulaştırma tarihi ile ödeme tarihi

arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafi edecek biçimde faiz

uygulanması gerekir Bu çerçevede gerçek karşılığa ulaşmayı engelleyen düzenleme

ve uygulamaların Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkını da

zedeleyeceği açıktır (Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, §§ 42, 43).

54. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre kamulaştırma

bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformunun uygulanması,

büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi,

yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla

kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesi taksitlendirilebilmektedir.

Kanun'un taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hâllerde ve herhangi bir sebeple

ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faiz

işletilebilir. Yargıtayın istikrar kazanan

içtihatlarına göre de Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz oranı ancak

kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir (Yargıtay 18.

Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).

Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin dava tarihinden

itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesi talebinin

yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmış bir

uygulaması bulunmamaktadır (Mehmet Akdoğan

ve diğerleri, § 50).

55. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri gereğince

tarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel hususunda anlaşamamaları

hâlinde taşınmazın bedeli adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde mahkemece dava

tarihi itibarıyla tespit edilmelidir. Değer tespitinin dava tarihine göre

yapılması, Kanun gereği olduğu gibi dava sürecinde taşınmazın değerinde meydana

gelecek artış veya azalışların bedele etki etmemesi ve bu şekilde bedel

tespitine belirlilik kazandırmanın da gereğidir. Aksi hâlde taşınmazın değeri

uzun süren davalarda artabileceği gibi azalabilme ihtimali de olduğundan idare

veya vatandaşlara olumsuz etkide bulunabilir. Ancak bu durum taşınmazın gerçek

değerinin enflasyon karşısında korunması için dava tarihine göre belirlenen

bedele faiz işletilmesine mâni değildir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, § 52).

56. Bu durumda somut başvuruya konu kamulaştırma sürecinde de

kamu yararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul

bir orantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan başvurucunun üzerine orantısız

ve aşırı bir yük yüklenip yüklenmediğinin araştırılması gerekmektedir.

57. Başvuru konusu davada İlk Derece Mahkemesince nihai şekilde

285.799,48 TL olarak belirlenen ve kesinleşen kamulaştırma bedelinin

başvurucuya, İlk Derece Mahkemesinin daha sonra bozmaya konu olan 9/7/2009 tarihli kararı ile 325.856 TL olarak ödendiği

görülmektedir. Dolayısıyla esasen yargılama süreci sonunda 285.799,48 TL olarak

belirlenip kesinleşen bedel, başvurucuya 9/7/2009

tarihli kararın ardından 325.856 TLolarak ödenmiştir.

58. İlk dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma

bedeli başvurucuya 9/7/2009 tarihli karar ile dava

tarihinden on ay sonra 325.856 TL olarak ödenmiştir. Bu durumda başvurucuyayapılan ödemenin de idarece kamulaştırma ile

gözetilen amaç doğrultusunda, başvurucu üzerine orantısız bir yük yüklenip

yüklenmediğinin değerlendirilmesi gerekmekle birlikte bu değerlendirmeninbaşvurucuya

yapılan 325.856 TL'lik ödeme üzerinden değil, yargılama sürecinin sonunda nihai

olarak belirlenip kesinleşen 285.799,48 TL üzerinden yapılması gerekmektedir.

59. Bu değerlendirme için davanın açıldığı ve bedel tespitine

esas alınan Eylül 2008 ile ödemenin yapıldığı Temmuz 2009 tarihleri arası dönem

dikkate alınmalıdır. Merkez Bankası verilerine göre Eylül 2008 ile Temmuz 2009

tarihi arasında enflasyonda meydana gelen artış %5,18'dir. Bu orandaki değer

kaybının ise başvurucuya orantısız ve aşırı bir yük getirmediği açık olmakla

birlikte esasen yargılama sonunda 8/2/2012 tarihli

kararla 285.799,48 TL olarak belirlenen ve kesinleşen bedelin, başvurucuya

9/7/2009 tarihli karar ile 325.856 TL olarak ödendiği dolayısıyla iki karar

arasında geçen yaklaşık iki yıl yedi aylık süreçte başvurucunun fazladan ödenen

40.056,52 TL'lik meblağa serbestçe tasarruf edebileceği ve Merkez Bankası

verilerine göre yine bu dönemde enflasyonda gerçekleşen artışın %24,02 olduğu

ve yargılama sonunda başvurucudan, fazla ödemenin iadesinin yalnızca paranın

bankadan çekildiği tarihe kadar işlemiş mevduat faizi oranı üzerinden istendiği

hususlarından başvurucu üzerindeki yükün daha da hafiflediği anlaşılmaktadır.

60. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkına yönelik açık ve

görünür bir ihlal bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

i. Kamulaştırma

Bedelinin Bir Kısmının Yargılama Gideri Olarak Ödendiğine İlişkin İddia

61. Başvurucu; taşınmaz maliklerinin

kamulaştırma yapmak isteyen idare ile uzlaşmak zorunda olmadıklarını, bu

durumda idarelerin dava açmak zorunda olduklarını ancak açılan bu davalarda

idare lehine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğini ve ilgili yargılama

süreçlerinde maliklerin kanun yolu masraflarına katlanmak zorunda kalmamaları

gerektiğini ifade etmiş ancak yapılan yargılama sonunda lehine kamulaştırma

bedeline hükmedilse bile bu süreçte katlanmak zorunda bırakıldığı yargılama

giderlerinin, hükmedilen bedelden kesinti anlamına geldiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

62. Bakanlık görüşünde başvurucu tarafından şikâyet konusu

edilen yargılama giderlerine idarece açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ile

taşınmazın tescili davası sonucunda değil, başvurucu tarafından açılan karşı

davanın reddi sonucunda hükmedildiği, bu karşı davanın da 2942 sayılı Kanun'da

idari başvuru hakkının süresinde kullanılmaması sonucu, başvurucunun kendi inisiyatifi ile açıldığı bildirilmiştir.

63. Bireysel başvuru incelemesi henüz sonuçlanmadan başvurucunun

vefat etmesi üzerine (bkz. § 6), başvuruyu sürdüreceklerini belirten

başvurucunun mirasçılarına iletilen Bakanlık görüşüne karşı bu kişiler herhangi

bir beyanda bulunmamışlardır.

64. Başvurucunun, söz konusu şikâyeti mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenecektir.

65. 36216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, . açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

66. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının

salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

67. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya

mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Hukuki konularda

mahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı

"mahkemeye gitme hakkı"nı da kapsamaktadır

(Ayşe Başcı ve

diğerleri, B. No: 2013/5367, 25/2/2015, §

35).

68. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamaların;

hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık

ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Ulaşılmak istenen kamu yararının gerekleri

ile bireylerin temel hakları arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan ve

başvuranlara çok yüksek bir külfet yükleyen düzenlemeler mahkemeye erişim

hakkını ihlal edebilir (Ayşe Başcı ve diğerleri, § 36).

69. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve AİHM kararlarında da

geçen "kaybeden öder"

ilkesi, tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen

değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarına hükmedilmesine ilişkin

düzenlemeleri ifade eder (Hüseyin Sezen, B.

No: 2013/1793, 18/9/2014, § 50).

70. AİHM, bu ilke gereği muhtemel

davacıları mahkeme önüne abartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği için

mahkemeye erişim hakkını engelleyici bir sonuç doğurabilecek nitelikteki

düzenlemelerin tek başına adil yargılanma hakkıyla çelişmeyeceğini, bununla

birlikte davanın koşulları çerçevesinde hesaplanan masrafın miktarının bu

hakkın engellenip engellenmediğini tespitte önemli bir faktör olduğunu ifade

etmektedir (Ayşe Başcı

ve diğerleri, § 38).

71. Öte yandan gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkların makul sürede bitirebilmesi amacıyla karar düzeltme istemlerinin

reddi hâlinde uygulanan ve yüksek miktarlı olmayan cezalar, başvurucular

üzerinde aşırı bir yük oluşturmadığı gibi bu yola başvurulmasını imkânsız hâle

getirmediği veya aşırı derecede zorlaştırmadığından mahkemeye erişim hakkının

ihlali niteliğinde kabul edilemez (Faik

Gümüş, B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 36).

72. Somut olayda başvurucunun katlanmak zorunda kaldığından

şikâyet ettiği yargılama giderleri, idare tarafından açılan kamulaştırma

bedelinin tespiti ve tescil davasına ilişkin yargılama sürecinde ortaya

çıkmıştır. Başvurucu, vekili vasıtasıyla davaya katılmış ve yargılama sürecine

aktif olarak dâhil olmuştur. Somut başvuruya konu kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil davası sonunda Mahkeme, yargılama giderlerini davacı idareye

yüklemiş ancak başvurucu ve davacı idarenin vekille temsil edilmeleri nedeniyle

karşılıklı olarak birbirlerine 1.200 TL vekâlet ücreti ödemelerine karar

vermiştir. Öte yandan yargılama sürecinde başvurucu

tarafından yapılan temyiz taleplerinin biri ve karar düzeltme taleplerinin

ikisi Yargıtay 18. Hukuk Dairesince reddedilmiş ve başvurucu bu nedenle toplam

124,65 TL temyiz karar harcı ile temyiz yoluna başvurma harcına, toplam 85,95

TL karar düzeltme harcına, reddedilen karar düzeltme talepleri nedeniyle de

172,00 TL ve 219 TL para cezasına katlanmak durumunda kalmıştır.

73. Bu durumda yargılama sürecinde başvurucular ile davacı

idarenin karşılıklı olarak birbirlerine 1.200 TL vekâlet ücreti ödenmesine

karar verildiği, yargılama sürecinde İlk Derece Mahkemesinin 9/7/2009

tarihli kararının ardından başvurucuya toplam 325.856 TL kamulaştırma bedeli

ödendiği, elde edilen kamulaştırma bedeli ile kıyaslandığında ödenen vekâlet

ücretinin makul bir miktar olduğu, ayrıca karşılıklı ödenmesine karar

verildiğinden başvuruculara da aynı miktarda vekâlet ücreti ödendiği gözönünde bulundurulduğunda başvurucular aleyhine

hükmedilen vekâlet ücretinin başvurucuların mahkemeye erişimini engelleyecek

mahiyette ve oranda olmadığı, bunun yanında kanun yollarında yapılan ve

yukarıda ayrıntılı gösterilen toplam 210,60 TL harç ve toplam 391 TL para

cezasının da dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere

meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacı taşıdığı ve

yine bu meblağların kanun yolu incelemelerine ulaşmayı engelleyecek şekilde

yüksek bir miktara ulaşmadığı anlaşıldığından mahkemeye erişim hakkına yönelik

açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

74. Öte yandan aynı yargılama sürecinde başvurucu tarafından

açılan ve idarece açılan dava ile birleşen karşı davanın reddi nedeniyle

aleyhine ayrıcavekâlet ücreti olarak hükmedilen 1.200

TL yargılama giderinin, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

şikâyetinin kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığından bu yönden değerlendirme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

75. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

ilişkin iddiası yönünden açık ve görünür bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

76. Başvurucunun söz konusu şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı anlaşıldığından ve şikâyetin kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek bir neden de görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

77. Başvurucu, yargılama sürecinin 2942 sayılı Kanun'da

öngörülen sürenin çok üzerinde bir sürede tamamlanmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

78. Bakanlık görüşünde Anayasa Mahkemesinin bu konuda verilmiş

önceki kararlarına atfen görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

79. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, esasen Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa'nın 141. maddesinin de -Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği- makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§§ 38, 39).

80. Makul sürede yargılanma hakkının

amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları

maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup hukuki uyuşmazlığın

çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı

edilemeyeceğinden yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru

açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (Güher Ergun ve diğerleri, § 40).

81. Makul süre incelemesinde yargılamaya intikal eden maddi

vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk

kurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindeki

tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usul haklarını kullanırken

gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri, yargı makamları yanında dava

süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir

yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup

olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin

gösterilip gösterilmediği, başvurucu için hukuki korumanın bir an önce

gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğine

ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir

(Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 58).

82. Kanun koyucu, 2942 sayılı Kanun'un 37.

maddesiyle basit yargılama usulünün uygulanmasını kabul etmekle beraber

taşınmazı kamulaştırılan kişilerin dava süresince geçen zaman nedeniyle hak

kaybına uğramamaları ve taşınmazın bedelinin ilgilisine kısa sürede ödenmesini

sağlamak için kamulaştırma davalarının diğer davalara oranla daha hızlı bir

şekilde karara bağlanması amacıyla Kanun'un 10. maddesinde ayrıca özel

hükümlere yer vermiştir. Anılan maddeye göre tarafların kamulaştırma bedeli

konusunda anlaşamamaları ve idarenin bedel tespiti ve tescil davası açması

hâlinde mahkemenin otuz gün sonrası için duruşma günü tayin etmesi ve taraflara

duruşma gününü tebliğ etmesi, duruşmada bedel konusunda anlaşma sağlanamaz ise

yine otuz gün sonrası için duruşma günü tayin etmesi ve bu sırada bilirkişi tayin

ederek keşif yapması, taraflar yine anlaşamazlar ise on beş gün sonrasına

duruşma günü tayin etmesi ve ikinci bilirkişi raporuna başvurması ve bunun

sonucunda bedeli tespit ederek davayı sonuçlandırması gerekmektedir. Görüldüğü üzere kanun koyucu,

kamulaştırma davalarının kısa sürede bitirilmesini öngörmektedir. Bu öngörüye

bağlı olarak yakın zamana kadar kamulaştırma bedelinin tespiti davaları için

yasal faiz öngörülmemiştir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 38).

83. Taraflar için 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesinde

kamulaştırma bedelinin tespiti davalarının sonuçlandırılması için öngörülen

süreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup

mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri

kararların geçerli olduğuna şüphe yoktur. 2942 sayılı Kanun gereği yapılması

gereken duruşmalar ve duruşma aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi ve

tebligat işlemleri gözönünde bulundurulduğunda bu

sürelerin aşılabileceği görülmektedir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, §§ 47, 48).

84. Nitekim AİHM de benzer şekildeki düzenleyici sürelerin

yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığını vurgulamaktadır. AİHM, ulusal

mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl

yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi olmadığını belirterek

davaların "makul süre"de tamamlanıp

tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününü ele almakta

ve bu sürenin Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasına uygun olup olmadığı

hususunda sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Çalık/Türkiye,

B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10, 12/3/2013).

85. 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesindeki sürelerin düzenleyici

nitelikte süreler olduğu ve dava süreci gözönünde

bulundurulduğunda bu sürelerin aşılabileceği kabul edilmekle birlikte

kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında kamulaştırma işlemlerinin

başlamasıyla kişilerin mülkiyet haklarını kullanmalarının kısıtlandığı,

kamulaştırma bedelini ancak dava sonunda alabildikleri ve bu bedele 11/04/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'la yapılan

değişiklikten önce faiz uygulanmadığı gözönünde

bulundurulduğunda bu davaların süratle sonuçlandırılması gerektiği de açıktır (Tahsin Erdoğan, § 41).

86. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde

açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescile ilişkin bir davanın söz konusu

olduğu görülmekle 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğuna kuşku yoktur.

87. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih 22/9/2008'dir.

88. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Bu kapsamda, somut

yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme

talebinin Yargıtay 18. Hukuk Dairesince reddedildiği 21/1/2013'tür.

89. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

yargılamanın konusunun bir adet taşınmaza ilişkin kamulaştırma bedelinin

tespiti ve tescil talebi olduğu, 22/9/2008 tarihinde

açılan davanın yargılama sürecinde İlk Derece Mahkemesince verilen 9/7/2009 ve

22/12/2010 tarihli kararların, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 1/3/2010 ve

25/4/2011 tarihli ilamları ile bozulduğu, bu ilamlara karşı yapılan karar

düzeltme taleplerinin değerlendirildiği, tüm yargılama sürecinde taşınmaz başındaüç kez keşif yapıldığı, keşiflerin ardından

bilirkişi raporları alındığı ve itirazlar üzerine ek raporlar alındığı akabinde

İlk Derece Mahkemesinin 8/2/2012 tarihli kararının Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin 25/6/2012 tarihli ilamı ile onandığı, karar düzeltme isteminin de

21/1/2013 tarihinde reddedilmesi üzerine kesinleştiği ve böylece yargılama

sürecinin yaklaşık dört yıl dört ayda tamamlandığı anlaşılmaktadır.

90. Yargılama sürecinde tarafların yargılamayı geciktirici

yöndeki işlem ve davranışları kural olarak yargılamanın uzamasında taraf kusuru

olarak kabul edilmekte ise de yargılama makamlarının ilgili usul imkânlarını

kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır (Haydar İzgi, B. No: 2012/673, 19/12/2013, § 41). Nitekim AİHM bir kararında AİHM'e başvuru konusu edilen davada uzun yargılama

şikâyetini incelerken ulusal hukukta açtığı diğer bir davanın bekletici mesele

yapılmasını başvuranın kendisinin istediğini tespit etmiş ancak davaların

ivedilikle görülmesini sağlamanın ulusal mahkemelerin görevi olduğunun altını

çizerek uzun yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşmıştır (Nebahat Tanrıverdi, B.

No:2012/13, 6/3/2014,

§ 83).

91. Bu durumda başvuruya konu kamulaştırma bedelinin tespiti ve

tescili davasının toplam dört yıl dört ay sürdüğü ve başvuruya konu davada

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

92. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

93. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

94. Başvurucu, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

95. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır.

96. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucunun, başvuruyu devam ettiren mirasçıları Mustafa Deniz, Devriş Deniz ve Mehmet Deniz'e mirasçı sayısı dikkate

alınarak ayrı ayrı net 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

97. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

98. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucunun başvuruyu devam ettiren mirasçılarına

müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Taşınmazın bedel tespiti nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kamulaştırma bedeline faiz ödenmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kamulaştırma bedelinin bir kısmının yargılama gideri olarak

ödenmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun, başvuruyu devam ettiren mirasçıları Mustafa

Deniz, Devriş Deniz ve Mehmet Deniz'e ayrı ayrı net

500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucunun,

başvuruyu devam ettiren mirasçıları Mustafa Deniz, Devriş

Deniz ve Mehmet Deniz'e MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/3/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah PERDECİOĞLU

Başvurucu

:

Mehmet DENİZ

Mirasçıları

:

1. Mustafa DENİZ

2. Devriş

DENİZ

3. Mehmet DENİZ