Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2020/20083 E. K.

AYM 2021-03-10 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

KADİR AYHAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2020/20083)

Karar Tarihi:10/3/2021

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tutukluluk incelemelerinin ve tutukluluğa

itiraz değerlendirmelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/6/2020 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet

haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyet

yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir. Komisyon ayrıca başvurucunun adli yardım

talebinin kabulüne karar vermiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Van Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Başsavcılık) başlatılan bir soruşturma kapsamında Başsavcılığın talimatıyla

5/4/2019 tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Başsavcılık 6/4/2019 tarihinde başvurucuyu uyuşturucu

veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan tutuklanması istemiyle

sulh ceza hâkimliğine sevk etmiştir.

10. Van 2. Sulh Ceza Hâkimliği 6/4/2019 tarihinde

başvurucunun uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan

tutuklanmasına karar vermiştir.

11. Başsavcılık 11/9/2019 tarihli iddianame ile başvurucu

hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan

cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır.

12. Van 6. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 5/10/2019

tarihinde iddianameyi kabul etmiş ve E.2019/577 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte yaptığı tensip

incelemesiyle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar

vermiştir.

13. Mahkeme tensip incelemesinde başvurucunun tutukluluk

durumunun 1/11/2019, 22/11/2019 ve 20/12/2019 tarihlerinde dosya üzerinden

incelenmesine karar vermiştir.

14. Mahkeme 16/1/2020 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun ve müdafilerinin esasa ilişkin savunmalarını almış, ayrıca

tutukluğa dair söyleyeceklerini dinlemiş ve duruşma sonunda başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Mahkeme anılan duruşmada ayrıca

başvurucunun tutukluluk durumunun 13/2/2020, 12/3/2020 ve 10/4/2020

tarihlerinde dosya üzerinden incelenmesine karar vermiştir.

15. Mahkeme, bir önceki celsede alınan karar gereğince

7/5/2020 tarihinde yapılması gereken duruşma gününü beklemeksizin salgın

hastalık nedeniyle alınan tedbirler kapsamında Hâkimler ve Savcılar Kurulunun

(HSK) yazısı uyarınca duruşmaların bir süre ertelenmesi hususunda karar vermek

üzere 6/5/2020 tarihinde resen duruşma açmış (ikinci duruşma), başvurucunun ve

müdafiinin yokluğunda yapılan duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca 1/6/2020, 29/6/2020, 27/7/2020, 24/8/2020,

21/9/2020 ve 19/10/2020 tarihlerinde başvurucunun tutukluluk durumunun dosya

üzerinden incelenmesine karar vermiştir.

16. Başvurucunun anılan karara karşı 15/5/2020 tarihinde

yaptığı itiraz, Van 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5/6/2020 tarihinde reddedilmiştir.

Başvurucu itirazın reddine dair kararın 16/6/2020 tarihinde tebliğ edildiğini

bildirmiştir.

17. Başvurucu 26/6/2020 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

18. Mahkemenin 22/10/2020 tarihinde yaptığı üçüncü

duruşmaya başvurucunun müdafii bizzat, başvurucu ise Ses ve Görüntü Bilişim

Sistemi (SEGBİS) yoluyla katılarak davanın esasına ve tutukluluğa ilişkin

savunmalarını ileri sürmüşlerdir. Mahkeme, duruşma sonunda başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca 16/11/2020,

14/12/2020 ve 11/1/2021 tarihlerinde başvurucunun tutukluluk durumunun dosya

üzerinden incelenmesine karar vermiş, bir sonraki duruşmanın ise 2/2/2021

tarihinde yapılmasını kararlaştırmıştır.

19. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

ilk derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Kanun

Hükümleri

20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri" kenar

başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma

evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk

hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret

kararına itiraz edilebilir."

21. 5271 sayılı Kanun'un "Usul" kenar

başlıklı 105. maddesi şöyledir:

"103 ve 104 üncü maddeler uyarınca

yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya

müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya

adlî kontrol uygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.)

103 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler

hariç olmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından bu

süre yedi gün olarak uygulanır. Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet

savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz

edilebilir."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tutukluluğun incelenmesi"

kenar başlıklı 108. maddesi şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde

şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler

itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda,

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde

hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle

karar verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi,

yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde

bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her

oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada

öngörülen süre içinde de re'sen karar verir."

23. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz olunabilecek

kararlar" kenar başlıklı 267. maddesi şöyledir:

"Hâkim kararları ile kanunun

gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."

24. 5271 sayılı Kanun'un "İtiraz usulü ve

inceleme mercileri" kenar başlıklı 268. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"İtirazı incelemeye yetkili

merciler aşağıda gösterilmiştir:

a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh

ceza hâkimliği kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden

fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen

hâkimliğe; son numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza

mahkemesinin bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı

çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza

hâkimliğine; ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği

varsa, en yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine

aittir.

b) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.)

İtiraz üzerine ilk defa sulh ceza hâkimliği tarafından verilen tutuklama

kararlarına itiraz edilmesi durumunda da (a) bendindeki usul uygulanır. Ancak,

ilk tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimliği, tutuklama kararını itiraz

mercii olarak inceleyemez.

..."

25. 5271 sayılı Kanun'un "Karar" kenar

başlıklı 271. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kanunda yazılı olan hâller saklı

kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak,

gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil

dinlenir."

26. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar

başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim

önüne çıkarılmayan,

c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya

hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı

hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde

hakkında hüküm verilmeyen,

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan

veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya

beraatlerine karar verilen,

f) Mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı

bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen,

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir

şekilde gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı

değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli

tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı

kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya

tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından

yararlandırılmayan, kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler"

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat isteminin

koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

28. 25/3/2020 tarihli ve 7226 sayılı Kanun'un geçici 1.

maddesi şöyledir:

"(1) Covid-19 salgın hastalığının

ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi

amacıyla;

a) Dava açma, icra takibi başlatma,

başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak

düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir

hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından

belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile

arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil)

tarihinden,

b) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra

ve İflas Kanunu ile takip hukukuna ilişkin diğer kanunlarda belirlenen süreler

ve bu kapsamda hâkim veya icra ve iflas daireleri tarafından tayin edilen süreler;

nafaka alacaklarına ilişkin icra takipleri hariç olmak üzere tüm icra ve iflas

takipleri, taraf ve takip işlemleri, yeni icra ve iflas takip taleplerinin

alınması, ihtiyati haciz kararlarının icra ve infazına ilişkin işlemler

22/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden, itibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil)

tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden

günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla,

bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği

günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam

etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez

uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî

Gazete’de yayımlanır.

(2) Aşağıdaki süreler bu maddenin

kapsamı dışındadır:

a) Suç ve ceza, kabahat ve idari

yaptırım ile disiplin hapsi ve tazyik hapsi için kanunlarda düzenlenen

zamanaşımı süreleri.

b) 5271 sayılı Kanunda düzenlenen koruma

tedbirlerine ilişkin süreler.

c) 6100 sayılı Kanunda düzenlenen

ihtiyati tedbiri tamamlayan işlemlere ilişkin süreler.

(3) 2004 sayılı Kanun ile takip

hukukuna ilişkin diğer kanunlar kapsamında;

a) İcra ve iflas daireleri tarafından

mal veya haklara ilişkin olarak ilan edilmiş olan satış gününün durma süresi

içinde kalması halinde, bu mal veya haklar için durma süresinden sonra yeni bir

talep aranmaksızın icra ve iflas dairelerince satış günü verilir. Bu durumda

satış ilanı sadece elektronik ortamda yapılır ve ilan için ücret alınmaz,

b) Durma süresi içinde rızaen yapılan

ödemeler kabul edilir ve taraflardan biri, diğer tarafın lehine olan işlemlerin

yapılmasını talep edebilir,

c) Konkordato mühletinin alacaklı ve

borçlu bakımından sonuçları, durma süresince devam eder,

ç) İcra ve iflas hizmetlerinin

aksamaması için gerekli olan diğer tedbirler alınır.

(4) Durma süresince duruşmaların ve

müzakerelerin ertelenmesi de dâhil olmak üzere alınması gereken diğer tüm

tedbirler ile buna ilişkin usul ve esasları;

a) Yargıtay ve Danıştay bakımından

ilgili Başkanlar Kurulu,

b) İlk derece adli ve idari yargı

mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından Hâkimler ve

Savcılar Kurulu,

c) Adalet hizmetleri bakımından Adalet

Bakanlığı,

belirler."

B. Yargıtay

Kararları

29. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 10/9/2018 tarihli ve

E.2018/3760, K.2018/7888 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanununun 141/1-d maddesinde, kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul

sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan kişilerin maddî ve manevî her

türlü zararlarını devletten isteyebileceklerinin belirtildiğini, yine Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinin 3. fıkrasında, bu maddenin l-c

fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca gözaltına alınan veya tutuklu durumda

bulunan herkesin derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili

kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılacağının, kişinin makul süre içinde

yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında salıverilme hakkına sahip olduğunun

ve salıverilmenin, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir

teminata bağlanabileceğinin, aynı maddenin 5. fıkrasında ise bu madde

hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir gözaltı ve tutuklama işleminin mağduru

olan herkesin tazminat istemeye hakkının bulunduğunun düzenlendiğini, bu

kapsamda CMK'nın 141/1-d ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili

maddesinin ihlal edildiğinden bahisle tazminat talebinde bulunduğu dikkate

alındığında,

Soruşturmanın makul bir sürede

tamamlanıp tamamlanmadığının ve davacının makul sürede yargılama mercii

huzuruna çıkarılıp çıkarılmadığının, dolayısıyla davacının manevi tazminata hak

kazanıp kazanmadığının belirlenmesi açısından, tazminat talebinin dayanağı olan

soruşturma dosyası ve özellikle davacı (sanık) hakkında düzenlenmiş olan

gözaltı ve ifade tutanakları, tutuklama kararı, tutuklama ve tahliye

müzekkereleri başta olmak üzere gerekli bütün karar, tutanak, müzekkere ve

belgeler ayrıntılı olarak incelenerek soruşturmaya konu olayın ve savcılıkça yapılan

işlemlerin kapsamı ve niteliği belirlenip davacının iddialarının

gerekçelendirilerek değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde

eksik inceleme ve araştırma ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi... [bozmayı gerektirmiştir.]"

30. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 5/7/2018 tarihli ve

E.2017/7338, K.2018/7621 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“...5271 sayılı CMK'nın koruma

tedbirlerine dayalı tazminat isteme koşullarını düzenleyen 142/1 maddesinde,

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabileceği belirtilmekle birlikte, bazı hallerde tazminat

talebinin dayanağı olan ceza dava dosyası ya da soruşturma dosyasında esas

hakkında bir karar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi gerekmez.

Keza, gözaltı süresi yasada açıkça

belirtilmiş olup, kişinin yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp,

çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığı

gibi bu konudaki talepler hakkında karar verilmesi için davanın esası hakkında

karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır.

Yine aynı şekilde, kanunî hakları

hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine

getirilmeden tutuklanan, Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı

bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen, ya da hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hüküm

verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır.

Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu

etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı talepler değildir ...”

31. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14/12/2015 tarihli ve

E.2014/19906, K.2015/19237 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının tazminat talebinin

reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya

incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı vekili 05.09.2013 tarihli dava

dilekçesi ile müvekkilinin silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 14/04/2012

tarihinde yakalandığını, üç gün gözaltında tutulduğunu, daha sonra 16.04.2012

tarihinde çıkarıldığı ... Özel yetkili (Mülga CMK. 250. madde ile görevli)

Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ifadesi sonrası, tutuklanma talebiyle sevk

edildiği (CMK 250. Madde ile görevli) ... Ağır Ceza Mahkemesi Hakimliği'nce

16.04.2012 tarih ve 2012/35 sorgu sayılı karar ile tutuklanıp ... tipi

Cezaevine gönderildiğini ve daha sonra müvekkili hakkında tutuklandığı suç

dolayısıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK 10.Madde ile görevli)'ca

hazırlanan 12/04/2013 tarih, 2013/174 sayılı iddianame ile ... Ağır Ceza Mahkemesinin

2013/79 esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığını, ilk duruşmaya 22/08/2013

tarihinde çıkabildiğini, müvekkilinin yakalanma anından itibaren yaklaşık 16 ay

tutuklu bir vaziyette, hakim karşısına çıkarılmayarak çok uzun süre

tutuklulukta kaldıktan sonra duruşmaya çıkarılmış olması nedeniyle CMK’nın

l41/l-d maddesindeki makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmamış olması

nedeniyle, 5.000 TL. manevi tazminatın, yakalama tarihinden itibaren faizi ile

birlikte, yargılama harç ve masraflarının ve vekalet ücretinin davalı hazineden

alınarak taraflarına verilmesini talep etmiş, mahkemece yapılan inceleme ve

değerlendirme sonunda '... Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/79 esas sayılı ceza

dosyasında davacı (sanık) hakkında yapılan yargılamanın devam ettiğini, CMK’nın

142/1. maddesi gereğince karar ve hükümlerin kesinleşmesi şartının

gerçekleşmediği' gerekçesiyle dava dilekçesinin CMK’nın 142/4. maddesi

gereğince reddine karar verilmiş itiraz üzerine inceleme yapan ... Ağır Ceza

Mahkemesinin 21.03.2014 tarih, 2014/1024 değişik iş sayılı kararı ile verilen

kararın temyizi kabil kararlardan olduğu gerekçesi ile itiraz yönünde karar

verilmesine yer olmadığına dair kararı üzerine esasa ilişkin kararın temyizi

kabil olduğu kabul edilerek dosya incelendi, gereği düşünüldü;

1-5271 sayılı CMK’nın tazminat istemenin

koşulları başlığını taşıyan 142. maddesinde;

'Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde' bulunulabileceği

hükme bağlanmış ve kanundaki bu düzenleme nedeniyle, tazminat istemine konu

davaların esasıyla ilgili verilen kararların kesinleşmesi veya verilen

kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararların kesinleşmesinden itibaren dava

açma süresinin başlayacağı kabul edilmiş, yerleşik uygulama bugüne kadar da bu

şekilde sürdürülmüştür.

Ancak; 5271 sayılı CMK’nın; 'Tazminat

istemi' başlıklı 141. maddesi incelendiğinde, bir kısım tazminat nedenleri

konusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla ilgili bir kararın verilmesi

zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu nedenlere dayalı istemlerde, davanın

sonuçlanmasına gerek bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır.

Örneğin, gözaltı süresi yasada açıkça

belirtilmiş olup, yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp,

çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığı

gibi bu konudaki talep konusunda karar verilmesi için davanın esası hakkında

karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde, kanunî hakları

hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine

getirilmeden tutuklanan, kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı

bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmaları

yakınlarına bildirilmeyen, ya da hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hüküm

verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır.

Somut olayda da tutukluluk süresinin uzun olduğu gerekçesi ile yasa ve mevzuat

ihlali yapıldığına ilişkin iddiaya dayalı tazminat talebi asıl davanın sonucunu

etkileyici veya asıl davanın sonucuna bağlı talep niteliğinde bulunmadığından

hüküm verilmesine veya kesinleşmesine gerek bulunmamaktadır.

...

Somut olayda tazminat isteminin haklı

olup olmadığı irdelemesini yapacak olan mahkemenin temel amacı, tutukluluğun

hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin

bulunup bulunmadığının ve makul sürede yargılama merci huzuruna çıkarılıp

çıkarılmadığının tespitidir.

...

Bu çerçevede, dosya kapsamı itibariyle

16.04.2012 tarihinde tutuklanan tutukluluk hali farklı tarihlerde uzatılan

sanık (davacı) hakkında 5271 sayılı CMK’nın 141/1-a,d maddeleri gereğince uzun

süre tutukluluk halinin sürdürülmesi gerekçelerinin ve makul sürede hakkında

karar verilip verilmediğinin ve dolayısıyla davacının manevi tazminata hak

kazanıp kazanmadığının belirlenmesi açısından, hakkındaki soruşturma ve

kovuşturma kapsamı incelenerek, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesinin

nedenlerinin incelenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, öncelikle

tazminat istemine konu olan dayanak dosyadaki iddianame, davacıya (sanığa) ait

tutuklama kararları, tutuklama inceleme tutanakları, davacı (sanık) ile ilgili

tutanak ve belgeler getirtilip davacının taleplerinin incelenmesi gerektiğinin

düşünülmemesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 19/son maddesi 'Hürriyeti

kısıtlanan kişilerin en kısa zamanda bırakılmasının' sağlanmasını öngördüğü

gibi yine Anayasa'nın 90/son maddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş

milletlerarası antlaşmalardan olan ve uygulama önceliği olan, İnsan Hakları

Sözleşmesinin 5/3. maddesindeki 'Yakalanan veya tutuk durumda bulunan herkes

hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir

görevli önüne çıkarılır' düzenlemeleri ile birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanununun 141/1-d maddesine göre, 'Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul

sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen' kişilere de tazminat verilmesini öngördüğünden, soruşturma ve

kovuşturma sürecinde tutukluluğun yasal dayanağının kalıp kalmadığı da

irdelenerek, tutukluluk hali ve yargılama süreci yönünden makul sürenin

aşıldığı iddiasının değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın

reddine karar verilmesi,

...

İsabetsiz olup ... [hükmün] BOZULMASINA ... oybirliğiyle

karar verildi."

32. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 5/5/2014 tarihli ve

E.2014/3087, K.2014/10836 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının maddi tazminat talebinin

reddi ile, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı

vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği

düşünüldü:

Davacı vekili 18.12.2007 tarihli

dilekçesi ile davacının kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede

yargılama mercii önüne çıkarılmadığı, serbest bırakılmadığı ve hakkında karar

verilmediği nedeni ile 5.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olup, yapılan inceleme sonunda mahkemece, davacının tazminat

talebinin dayanağı olan yargılandığı mahkemedeki davanın henüz sonuçlanmamış

olması nedeniyle davanın CMK'nın 142/1 maddesi gereğince reddine dair,

07.03.2008 tarih ve 2007/320 esas, 2008/90 sayılı hükmünün davacı vekilince

temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 01.11.2012 tarih, 2012/25534 esas,

2012/22659 karar sayılı ilamı ile, davacı vekilinin sair temyiz itirazları

reddedildikten sonra, ''10.06.2006 tarihinde tutuklanan sanık (davacı) hakkında

29.01.2007 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, tensiple birlikte

tutukluluğun devamına karar verildiği, sanığın değişik cezaevlerine nakli

dolayısıyla 28.09.2007 tarihinde savunmasının talimatla alındığı ve 26.10.2007

tarihinde yargılandığı mahkeme huzuruna çıkarılıp serbest bırakıldığı,

davacının 5271 sayılı CMK'nın 141/1-d maddesindeki Kanuna uygun olarak

tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmadığı' ve

yargılandığı mahkemede hazır bulundurulmadığından tazminata hak kazandığı,

Dairemizin 04.04.2012 tarih ve 2011/15700 esas ve 2012/9187 karar ve 17.09.2012

tarih ve 2012/20227 ve 18818 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi bir kısım

koruma tedbirleri nedeniyle sanıklar hakkındaki davaların sonuçlanmasının

gerekmediği, devam eden davada davacının beraat etmesi halinde de ayrıca

CMK'nın 141/1-e maddesindeki 'Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan

sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar

verilenler' kapsamında tazminat talep edebileceği hususu gözetilmeden 'Tazminat

istemine konu davanın derdest olup sonuçlanmadığı ve kesinleşmediği'

gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi,'' nedeniyle bozulmuş olup; 5271

sayılı CMK’nın; 'Tazminat istemi' başlıklı 141. maddesi incelendiğinde, bir

kısım tazminat nedenleri konusunda karar verilmesi için, davanın esasıyla

ilgili bir kararın verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı dolayısıyla bu

nedenlere dayalı istemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek bulunmadığı yasal

düzenlemeden açıkça anlaşılmaktadır. Örneğin, gözaltı süresi yasada açıkça

belirtilmiş olup, yasadaki bu süre içinde hakim önüne çıkarılıp,

çıkarılmadığının saptanmasının davanın esasıyla herhangi bir ilgisi bulunmadığı

gibi bu konudaki talep konusunda karar verilmesi için davanın esası hakkında

karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde, kanunî hakları

hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine

getirilmeden tutuklanan, kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan, yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı

hâllerde sözle açıklanmayan, yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına

bildirilmeyen, ya da hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen, kişilerin tazminat istemleri konusunda, asıl davada hüküm

verilmesinin veya verilen hükmün kesinleşmesinin beklenmesine gerek

bulunmamaktadır. Zira bu talepler, asıl davanın sonucunu etkileyici veya asıl

davanın sonucuna bağlı talepler değildir.

Bu kapsamda somut olay incelendiğinde;

10.06.2006 tarihinde tutuklanan sanık (davacı) hakkında 29.01.2007 tarihli

iddianame ile kamu davası açıldığı, tensiple birlikte tutukluluğun devamına

karar verildiği, sanığın değişik cezaevlerine nakli dolayısıyla 28.09.2007

tarihinde talimatla savunmasının alındığı ve 26.10.2007 tarihinde yargılandığı

mahkeme huzuruna çıkarılıp serbest bırakıldığı, kanuna uygun olarak

tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmadığı ve

yargılandığı mahkemede hazır bulundurulmadığı ve 5271 sayılı CMK.nun 141/1-d

maddesi gereğince manevi tazminata hak kazandığı, bunun için davanın

sonuçlanmasının ve beraat etmesinin gerekmediği, her ne kadar davacı maddi

tazminat isteminde bulunmuş ise de, davanın tutuklu sanığın (davacının) makul

sürede yargılama mercii önüne çıkarılmamış olmasına dayalı olması, bu aşamada

maddi bir kaybının oluşmamış olması, yargılandığı davada beraatine karar

verilecek olması durumunda maddi zararlarını ayrıca isteyebilecek olması

gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddi ile, manevi tazminat talebinin

kısmen kabulüne ilişkin hükümde isabetsizlik görülmemiştir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

33. Mahkemenin 10/3/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucu, dosya üzerinden yapılan tutukluluk

incelemelerinde ve tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara yapılan

itirazın reddi kararlarında kendisi ve müdafii dinlenmeksizin dosya üzerinden

karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu kapsamda, Mahkemece 6/5/2020 tarihinde

resen duruşma açılarak kendisinin ve müdafiinin yokluğunda tutukluluk hâlinin

devamına ve uzun bir süre tutukluluk durumunun dosya üzerinden incelenmesine

karar verilmesi nedeniyle tutukluluğa ilişkin itirazlarını etkili şekilde ileri

süremediğini belirtmiştir.

35. Bakanlık görüşünde öncelikle Anayasa Mahkemesinin

konuya ilişkin içtihatlarına atıfla başvurucunun bireysel başvuruda bulunduktan

sonra duruşmaya katılarak mahkeme önünde tutukluluğuna ilişkin savunmalarını ileri

sürebildiği belirtilmiş ve bu itibarla 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

düzenlenen tazminat davasının başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini

haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu, dolayısıyla söz konusu şikâyet yönünden

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesi

gerektiği ileri sürülmüştür.

36. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesince esastan

inceleme yapılacak olması durumunda ise kovuşturma aşamasında tutukluluk

incelemesi için otuz günde bir duruşma yapma zorunluluğunun bulunmadığına

değinilmiş ve başvurucunun 16/1/2020 ve 22/10/2020 tarihlerinde yapılan

duruşmalara katılarak savunmalarını ileri sürme imkânını elde ettiği

belirtilerek somut olayın kendine özgü koşulları da dikkate alındığında

başvurucunun şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez bulunması gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

37. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun,

hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013 §

16). Somut olayda başvurucunun yargılamayı yapan Mahkemece, tutukluluk

durumunun uzunca bir süre dosya üzerinden incelenmesine karar verilmesi

nedeniyle tutukluluğa ilişkin itirazlarını etkili şekilde ileri süremediğinden

şikâyet ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla başvurucunun şikâyetinin

Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında incelenmesi gerekir.

39. Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini

düzenleyen 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru

hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması

gerekir."

41. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel

başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

42. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen

koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar

verilenler ile kanuni gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayanların yine

kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde yargılama mercii huzuruna makul sürede

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyenlerin maddi ve manevi

her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu

hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte aynı

Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

belirtilmektedir (Zeki Orman, B. No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

43. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının

ulaşılabilir olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde

başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması da gerekir.

Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp

uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının

kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §

29).

44. Bu bağlamda Yargıtay 12. Ceza Dairesi birçok

kararında, asıl davanın sonucuna bağlı veya asıl davada verilecek kararları

etkileyici talepler yönünden 5271 sayılı Kanun'a dayalı olarak açılan tazminat

davalarının görülebilmesi için mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen

karar veya hükmün kesinleşmesinin zorunlu olduğunu ancak bazı hâllerde tazminat

talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında veya soruşturma dosyasında esas

hakkında bir karar verilmesinin ve bu kararın kesinleşmesinin beklenmesine

gerek olmadığını belirtmiştir. Bu kapsamda gözaltı süresinin aşıldığını ileri

süren, kanuni hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından

yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, kanuna uygun olarak

tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan,

yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine,

yazıyla, bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen ya da hakkındaki

arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen kişilerin tazminat istemleri

konusunda asıl davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün kesinleşmesini

beklemeye gerek bulunmadığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 29-32).

45. Buna göre kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmayan ve tutukluluk incelemeleri

yargılama mercii önünde incelenemeyen kişilerin tazminat istemleri konusunda

karar vermek için asıl davada hüküm verilmesini veya verilen hükmün

kesinleşmesini beklemeye gerek bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun asıl

davanın sonuçlanmasını beklemeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine

göre tazminat talep etmesi mümkün görünmektedir.

46. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi de kanunda öngörülen

gözaltı süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı

olduğu iddialarına ilişkin olarak (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B.

No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No:

2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64;§§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B.

No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya,

B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Neslihan Aksakal, B. No:

2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37) tutuklama kararı sırasında müdafi yardımından

yararlandırılmama nedeniyle yasal hakların kullanılamamasının hukuka aykırı

olduğu iddialarına ilişkin olarak (Adem Gedik, B. No: 2013/2950,

14/10/2015, § 40) bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl

davanın sonuçlanmadığı durumlarda dahi -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır.

47. Anayasa Mahkemesi yine tutukluluğun kanunda öngörülen

azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından da bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu

tahliye edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No:

2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016, §§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018,

§ 26).

48. Anayasa Mahkemesi inceleme konusu olan uzun süre

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetine ilişkin olarak ise Salih Sönmez

(B. No: 2016/25431, 28/11/2018) kararında yaptığı incelemede, Aydın Yavuz ve

diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 326-359) ve Erdal

Tercan ([GK], 2016/15637, 12/4/2018, §§ 229-251) kararlarına değindikten

sonra anılan kararlardan farklı olarak başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olduğunu, bu nedenle verilecek bir ihlal

kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını ve serbest kalmasını

sağlamayacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda yalnızca kişinin

uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti

ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği

değerlendirmesini yapmış ve ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak asıl

dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Salih Sönmez, §§ 164-167).

49. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi anılan kararlarda;

-inceleme konusu şikâyet bakımından başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması kaydıyla- bu tür ihlal iddiaları bakımından

öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru yollarının tüketilmesi ve

bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel başvuruda bulunulması gerektiğini

ifade ederek 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun

başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu

olduğu tespitini yapmış ve başvuru yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.

50. Anayasa Mahkemesi aynı şikâyete ilişkin olarak yakın

zamanda verdiği Tarık Korkmaz (B. No: 2019/13057, 9/7/2020) kararında

ise olağanüstü hâl döneminde uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkamama şikâyetinin

incelendiği Erdal Tercan ve Salih Sönmez kararlarına değindikten

sonra Anayasa Mahkemesinin olağan dönemde tutukluluk incelemelerinin duruşmasız

yapılabileceğine dair azami bir süre belirlemesinin söz konusu olmadığını,

dolayısıyla somut olaydaki durumun anılan kararlardan farklı olduğunu

belirterek mevzuata uygun şekilde -en geç 1 ay 26 gün içinde- gerçekleşen

duruşmasız inceleme yönünden tazminat yoluna başvurmanın etkisiz olacağını

değerlendirmiş ve 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun

tüketilmesine gerek olmadığı sonucuna varmıştır (Tarık Korkmaz, § 102).

51. Somut olayda başvurucu; tutukluluk incelemesinin

duruşmalı olarak yapıldığı 16/1/2020 tarihinden 9 ay 6 gün sonra

22/10/2020 tarihinde SEGBİS yoluyla mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili

bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun duruşmanın

SEGBİS yoluyla yapılmasına dair herhangi bir şikâyeti bulunmamaktadır.

52. Bu kapsamda öncelikle başvurucunun yasal mevzuattaki

durumunun belirlenmesi gerekmektedir. 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında olağan dönemde soruşturma sürecinde tutukluluk

incelemelerinin en geç otuz günde bir şüpheli ve müdafi dinlenerek yani duruşma

açmak suretiyle inceleneceği açıkça belirtilmiştir. Bununla birlikte kovuşturma

sürecine ilişkin düzenlemenin yer aldığı aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında

(1) numaralı fıkraya atfen tutukluluk durumunun en geç otuz günde bir

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen duruşma açılması gerektiği

yönünde açık bir düzenleme mevcut değildir.

53. Yine tutukluluğa ilişkin kararların itiraz incelemesi

bakımından aynı Kanun'un 271. maddesinde itirazın kural olarak duruşma yapılmaksızın

karara bağlanacağı ancak gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra

müdafi veya vekilin dinlenebileceği düzenlemesine yer verilmiştir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 334). Dolayısıyla itiraz incelemeleri

bakımından da herhangi bir şekilde duruşma açma zorunluluğu öngörülmemiştir.

54. Öte yandan salgın hastalık nedeniyle alınan

tedbirlere dair düzenlemeler içeren 7226 sayılı Kanun'da; 5271 sayılı Kanun'da

yer alan koruma tedbirlerine ilişkin sürelerin kapsam dışı bırakıldığı, ayrıca

duruşmaların ve müzakerelerin ertelenmesi de dâhil olmak üzere alınması gereken

diğer tüm tedbirler ile buna ilişkin usul ve esaslar konusunda Yargıtay ve

Danıştay bakımından ilgili Başkanlar Kuruluna, ilk derece adli ve idari yargı

mercileri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri bakımından HSK'ya, adalet

hizmetleri bakımından ise Bakanlığa yetki verildiği görülmektedir. Buna karşın

söz konusu Kanun'da tutuklu işlere ilişkin olarak doğrudan herhangi bir

düzenleme yapılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla bu dönemde getirilen

düzenlemelerin de başvurucunun tutukluluk durumunun incelenmesi konusunda bir

değişiklik yapmadığı anlaşılmaktadır.

55. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasından kaynaklanan temel güvencelerden biri de tutukluluğa karşı itirazın

hâkim önünde yapılan duruşmalarda etkin olarak incelenmesi hakkıdır. Zira

hürriyetinden yoksun bırakılan kimsenin bu duruma ilişkin şikâyetlerini,

tutuklanmasına dayanak olan delillerin içeriğine veya nitelendirilmesine

yönelik iddialarını, lehine ve aleyhine olan görüş ve değerlendirmelere karşı

beyanlarını hâkim/mahkeme önünde sözlü olarak dile getirebilme imkânına sahip

olması, tutukluluğa itirazını çok daha etkili bir şekilde yapmasını

sağlayacaktır. Bu nedenle kişi, bu haktan düzenli bir şekilde yararlanarak

makul aralıklarla dinlenilmeyi talep edebilmelidir (Firas Aslan ve Hebat

Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 66; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 267; Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 333).

56. Nitekim Anayasa Mahkemesi Erdal Tercan (aynı

kararda bkz. §§ 215-246) kararında bu kapsamda yaptığı incelemede darbe

teşebbüsünden sonraki süreçte darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olan

FETÖ/PDY veya terörle bağlantılı suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin

on sekiz ayı aşan bir sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının

olağanüstü hâl döneminde de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği

sonucuna varmıştır.

57. Anayasa Mahkemesi Ulaş Kaya ve Adnan Ataman (B.

No: 2013/4128, 18/11/2015) kararında ise olağan dönemde başvurucunun tutukluluk

hâlinin 3 ay 17 gün boyunca duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden yapılan

incelemeler sonucunda verilen kararlar ile devam ettirilmesinin Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasını ihlal ettiği sonucuna varmıştır (aynı kararda

bkz. § 61). Bu bağlamda 9 ay 6 gün boyunca hâkim/mahkeme önüne çıkamayan

başvurucu yönünden anılan karardan farklı değerlendirme yapmayı gerektiren bir

durum söz konusu değildir.

58. Öte yandan başvurucu hâlihazırda hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmış olması dolayısıyla Anayasa Mahkemesince verilecek bir ihlal kararı

başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacak ve serbest kalması

sonucunu da doğurmayacaktır. Bu durumda yalnızca kişinin hâkim/mahkeme önüne

9 ay 6 gün boyunca çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve

gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinilecektir.

Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını

sağlayan başvuru yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde

bireysel başvuruda bulunulması gerekir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Salih

Sönmez, § 169). Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla başvurucunun

anılan şikâyetlerine ilişkin bir hukuka aykırılık tespit edildiğinde görevli

mahkemece lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

59. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,

etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan

bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yollarını tüketmeden bireysel başvuru

yaptığı anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 10/3/2021 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Muammer TOPAL

Recai AKYEL

Selahaddin MENTEŞ

İrfan FİDAN

Raportör

:

Fatih HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Kadir AYHAN

Vekili

:

Av. İdris ERÇETİN