Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2016/34610 E. K.

AYM 2020-09-09 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HÜSEYİN DOĞAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2016/34610)

Karar Tarihi: 9/9/2020

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; sağlık problemlerine karşın tutuklanma

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, ceza infaz kurumunda sağlık

hizmetlerine erişememe ve uygun olmayan tutma koşulları nedeniyle kötü muamele

yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 5/10/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü

bozma suçu isnadıyla 3/5/2016 tarihinde tutuklanmış; hakkında Mardin 2. Ağır

Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Başvurucu 8/6/2016 tarihinde Mardin E

Tipi Ceza İnfaz Kurumundan Diyarbakır D Tipi Ceza İnfaz Kurumuna

nakledilmiştir.

9. Başvurucu 24/8/2016 tarihli duruşmada sağlık sebepleri

ve diğer gerekçelerle tahliye talebinde bulunmuş, tahliye talebi reddedilerek

tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Tutukluluk hâlinin devamına

ilişkin karara karşı yapılan itirazın 7/9/2016 tarihinde reddedilmesi üzerine

başvurucu 5/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

10. 16/11/2016 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine

karar verilmiştir.

11. Başvurucu hakkında 2/11/2018 tarihinde verilen beraat

kararı istinaf edilmeden kesinleşmiştir.

12. Başvurucu, beraat kararının kesinleşmesinin akabinde

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi

uyarınca tazminat davası açtığını Anayasa Mahkemesine bildirmiştir. Bu dava

sürecinin sonuçlanıp sonuçlanmadığına ilişkin bilgi sunmamıştır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

13. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi"

kenar başlıklı 141. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,

tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan

sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.

(2) Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen

kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve

bu husus verilen karara geçirilir."

14. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği

Kanunu'nun "İnfaz hâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı 4.

ve "İnfaz hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı 5.

maddeleri şöyledir:

" MADDE 4. – İnfaz hâkimliklerinin görevleri

şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve

tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları,

ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması,

bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin

yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya

faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahedeye tâbi

tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri;

tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin

şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

3. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin

tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri

ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve

karara bağlamak.

4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme

kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve

tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri

raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar

vermek.

5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan konulara

ilişkin hükümler saklıdır.

MADDE 5. – Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü

ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlerin

kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu gerekçesiyle

bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren onbeş gün, her halde

yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet yoluyla infaz hâkimliğine

başvurulabilir.

Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz hâkimliğine

yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumu ve tutukevi

müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışında yapılan

başvurular hemen ve en geçüç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir. Sözlü

yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.

Şikâyet yoluna, kendisi ile ilgili olmak kaydıyla hükümlü

veya tutuklu ya da eşi, anası, babası, ayırt etme gücüne sahip çocuğu veya

kardeşi, müdafii, kanunî temsilcisi veya ceza infaz kurumu ve tutukevi izleme

kurulu başvurabilir.

Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlem veya

faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi güç

veya imkansız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukuka aykırı

olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veya faaliyetin

ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 9/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

16. Başvurucu; hukuka aykırı şekilde tutuklandığını ve

sağlık problemlerine karşın ceza infaz kurumunda tutulmaya devam edildiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutukluluk hâlinin devamı

kararına karşı yapılan itirazın gerekçesiz şekilde reddedilmesi nedeniyle de

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

17. Bakanlık görüşünde, öncelikle 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesi uyarınca başvurucunun tazminat davası açması yolunu tüketmesi

gerektiğinin dikkate alınması hususu belirtilmiştir. Esasa ilişkin ise

Bakanlık; tutuklamaya esas alınan delillerin objektif bir gözlemciyi,

başvurucunun üzerine atılı suçu işlemiş olabileceği konusunda ikna edecek

yeterlilikte olduğu ve tutuklama anında da makul şüphenin bulunduğunun değerlendirildiğini

bildirmiştir.

18. Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde başvurucu;

ne tutuklamanın hukukiliği konusunda ne de tutukluluğun devamı hâlinde

yaşanacak sağlık problemlerine ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

uyarınca açılacak davanın etkili olmadığını, bu dava yolunun bir tahliye imkânı

sağlamadığını, beraat kararının kesinleşmesi üzerine anılan Kanun hükmü

uyarınca dava açtığını belirtmiştir. Başvurucu; hakkında gizli tanık ifadesi

dışında delil bulunmaksızın hukuka aykırı şekilde tutuklandığını, nitekim

yargılama sonunda beraat ettiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun hukuka aykırı şekilde tutuklandığı ve gerekçesiz olarak

tutuklamanın devamına karar verildiğine ilişkin iddiaları kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

20. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir hak aramayoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

21. Anayasa Mahkemesi, yakalandıktan veya tutuklandıktan

sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen

kişilerin tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarına ilişkin olarak 5271

sayılı Kanun'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Kamil Erdoğan,

B. No: 2017/4023, 19/4/2018, §§ 39-42; Hüseyin Hançer, B. No: 2013/8319,

7/1/2016, §§ 38-40).

22. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği

141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (e) bendinde yer alan, Kanun'a uygun

olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer

olmadığına veya beraatlerine karar verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü

zararını devletten isteyebileceğine ilişkin hükmün bu hususta bir başvuru

mekanizması öngördüğü görülmektedir. Anılan bent uyarınca haklarında yakalama

veya tutuklama tedbiri uygulanan kişilerle ilgili olarak soruşturmanın sonunda

kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ya da kovuşturmanın sonunda beraate

hükmedildiği durumlarda anılan tedbirlerin kanuna uygun olup olmadığından

bağımsız olarak kişilere tazminat imkânı tanınmıştır. Nitekim kişiler

hakkındaki yakalama veya tutuklama tedbirlerinin kanuna uygun olmasının

tazminat istemine engel teşkil etmediği anılan hükmün içeriğinden açıkça

anlaşılmaktadır (Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §

38).

23. Diğer taraftan aynı fıkranın (a) bendinde kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına

karar verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararını devletten

isteyebileceği düzenlenmiştir (Ertuğrul Raşit Benal, § 39).

24. Bu kapsamda haklarındaki soruşturma süreci

kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla veya kovuşturma süreci beraat kararıyla

sonuçlanan kişilerin -5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (e) bendi uyarınca- yakalama veya tutuklama tedbirlerinin kanuna

uygun olup olmadığından bağımsız olarak tazminat isteminde bulunmaları mümkün

olduğu gibi -anılan fıkranın (a) bendi uyarınca-bu tedbirlerin kanuna aykırı

olduğu iddiasıyla tazminat talep etme imkânları da mevcuttur (Ertuğrul Raşit

Benal, § 40).

25. Anayasa Mahkemesi tutukluluğun kanunda öngörülen

azami veya makul süreyi aştığı iddialarıyla ilgili olarak da 5271 sayılı Kanun'da

öngörülen tazminat davası açma yolunun bireysel başvuru öncesinde tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğuna karar vermiştir (birçok karar arasından

bkz. Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §§ 34-50; Erkam

Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

26. Somut olayda başvurucu hakkında beraat kararı

verilmiş ve anılan beraat kararı 10/11/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde beraat kararının

kesinleşmesinin ardından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarınca tazminat

talepli dava açtığını bildirmiştir. Anılan davanın sonuçlanıp sonuçlanmadığına

ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bilgi veya belge sunmamıştır.

27.5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen,

başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu

olan tazminat yoluna başvurduğu anlaşılmakta ise de bu davanın sonuçlandığına

ilişkin olarak başvurucu, Anayasa Mahkemesine bilgi ve belge sunmadığından

başvuru yollarının henüz tüketilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

28. Tutukluluğun devamı kararlarının gerekçesiz olduğu ve

tutuklamanın makul süreyi aştığı iddiaları yönünden de aynı şekilde 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun,

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olup başvurucunun anılan

iddialar yönünden tazminat davası açma yolunu tükettiğine ilişkin bir veri

sunmadığı anlaşılmıştır.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu; ceza infaz kurumuna girmeden önce böbrek

nakli ve açık kalp ameliyatı olduğunu, hepatit B ve kemik erimesi

rahatsızlıkları bulunduğunu, kendisine rahatsızlıkları nedeniyle %98 oranında

engelli raporu verildiğini belirterek ceza infaz kurumunda enfeksiyon kapma,

beslenme, hijyen, sağlık hizmetlerine erişim hususlarında yaşadığı sorunlar

nedeniyle yaşamının risk altında bulunduğunu, bu nedenle yaşam hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra tedavisinin gereği gibi

yapılmaması, beslenme ve fiziki şartlarının iyileştirilmemesi nedenleriyle de

kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ifade etmektedir.

31. Bakanlık görüşünde; başvurucunun sağlık sorunları ile

ilgili olarak Mardin Devlet Hastanesinden alınan rapor gereği böbrekleri ile

ilgili gereken tedavi ve sağlık teçhizatına ulaşabilmesini sağlamak üzere

Mardin'den Diyarbakır'a nakledildiği, kurum revirinde ve devlet hastanelerinde

başvurucunun tetkik ve tedavisinin yapıldığı, reçete edilen ilaçlarının temin

edilerek kendisine teslim edildiği, ceza infaz kurumunda barındırıldığı süre

içinde 5275 sayılı Kanun'un 16. veya 105. maddeleri kapsamında herhangi bir

talebinin bulunmadığı hususları bildirilmiştir. Başvurucunun tetkik ve

tedavilerinin aksatılmadan gerçekleştirildiği, görevli infaz ve koruma

memurları tarafından 7 gün 24 saat boyunca dikkatle takip edildiği,olası acil

ve ihtiyaç durumlarında odasındaki çağrı butonunu kullandığında personelin

oda/koğuşa intikalinin sağlandığı, sonuç olarak başvurucunun var olan sağlık

sorunlarının tutulmakta bulunduğu ceza infaz kurumu koşulları sebebiyle

kötüleştiği ya da yeterli tedavi imkânına kavuşamadığını gösteren bir bulgu

olmadığı Bakanlık tarafından ifade edilmiştir.

32. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyan

dilekçesinde, Diyarbakır'a nakil olana kadar nefroloji bölümüne muayene

olamadığını, Diyarbakır'da ise kendisine yanlış tedavi uygulandığını, perhizi

için gerekli besinlerin temin edilmediğini, tek kişilik odada tutulması

gerekirken kalabalık koğuşta tutulduğunu, ceza infaz kurumundaki koşullar

nedeniyle yeniden böbrek nakli olmasını gerektirecek şekilde sağlığının

bozulduğunu belirtmiştir.

2. Değerlendirme

33. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetine bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun anılan iddialarının tamamı kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddiası kapsamında incelenmiştir.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası

şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı”

kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

37. Temel hak ve özgürlüklere saygı devletin tüm

organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı

takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece

mahkemelerine başvurulmalıdır. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmesi için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir. İddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim

mekanizması içinde giderilememesi durumunda bireysel başvuru yoluna gidilebilir

(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17; Bayram Gök,

B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).

38. Somut olayda başvurucunun ceza infaz kurumunda sağlık

problemlerine uygun koşulların ve tedavinin sağlanmamasından şikâyetçi olduğu

anlaşılmaktadır.

39. 4675 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri gereğince

başvurucunun dile getirdiği tüm şikâyetlerini infaz hâkimliğine iletilebileceği,

tedavisinin sağlanmasını ve sağlığı üzerinde olumsuz etki doğurduğunu ileri

sürdüğü koşulların hastalığına uygun hâle getirilmesini isteyebileceği

anlaşılmaktadır.

40. Tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumundaki

tutuldukları yer, tutulma koşulları, haklarında verilen disiplin tedbirleri ve

cezaları başta olmak üzere yasal güvencelere aykırı olduğu düşünülen tüm idari

işlemler için müracaat edilmesi gereken hukuk yolu infaz hâkimliğidir. Anayasa

Mahkemesi bu konuda verdiği birçok kararda, ceza infaz kurumundaki tutma

koşullarına ilişkin başvurularda infaz hâkimliği yolunun bireysel başvurudan

önce tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu vurgulamıştır (birçok

karar arasından bkz. Mehmet Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, §§

21-35; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, §§

248-252; İsmail Çıtak, B. No: 2016/78629, 28/11/2019, §§ 79-82).

41. Başvuru formu ve eklerinden söz konusu temel hak

ihlali iddialarına ilişkin olarak başvurucunun infaz hâkimliğine başvuruda bulunduğu

anlaşılamamaktadır.

42. Başvuruya konu olay ve şikâyetler dikkate alındığında

anılan yolun başvurucunun şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir

çözüm sağlayabilecek nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep

de bulunmadığından başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını

gerektiren bir durumun da olmadığı görülmektedir.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezliğine karar verilmesi

gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

9/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Basri BAĞCI

Raportör

:

Gizem Ceren DEMİR KOŞAR

Başvurucu

:

Hüseyin DOĞAN

Vekilleri

:

Av. Ziya BAGI

:

Av. Ramazan DEMİR