Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2015/19293 E. K.

AYM 2018-07-17 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

YILDIZ YILDIZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/19293)

Karar Tarihi:17/7/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; mutat meskeni yurt dışında bulunan müşterek çocuğun

yurt dışında mukim olan başvurucuya iade edilmemesi nedeniyle aile hayatına

saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Türk vatandaşları olan başvurucu ve R.Y. Türkiye'de birlikte

yaşamaya başlamışlar, bu birlikteliklerinden 2001 yılında kızları M.N.Y.

dünyaya gelmiştir. M.N.Y.nin R.Y. tarafından

tanınmasıyla aralarında soy bağı oluşmuştur. Başvurucu ile R.Y. 2003 yılında

evlenmişlerdir.

9. Başvurucu 2006 yılında kızını da yanına alarak anne ve babasının

ikamet ettiği Belçika'ya ziyaret amacıyla gitmiş ve Belçika'da yaşamak

istediğine karar vererek ülkeye yerleşmiştir. Başvurucunun eşi R.Y., memur

olması sebebiyle Türkiye'de kalmıştır. Başvurucu ve sonrasında emekli olan eşi

zaman zaman bir araya gelmek suretiyle yaklaşık üç yıl bu şekilde ayrı

yaşamıştır. En sonunda başvurucunun eşi ile müşterek çocukları Türkiye'ye

gelmiş ancak başvurucu gelmemiştir.

A. Çocuğun İadesi Talebiyle Açılan Dava Süreci

10. Başvurucunun eşinin ortak çocuklarını Belçika'ya

göndermemesi üzerine başvurucu, çocuğun Türkiye'de alıkoymak suretiyle mutat

meskenine dönmesini engellediğini iddia ederek 25/11/1980 tarihli Uluslararası

Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) kapsamında

iade işlemlerinin başlatılması talebiyle 2/9/2009 tarihinde Belçika makamlarına

başvurmuştur.

11. Söz konusu talep, Fransa makamları tarafından Lahey

Sözleşmesi kapsamında Türk merkezî makamı konumunda olan Adalet Bakanlığı

Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük)

iletilmiştir.

12. Talep, Genel Müdürlük tarafından çocuğun iadesi işlemlerinin

başlatılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmiştir. Başsavcılığın

4/12/2009 tarihinde Ankara 5. Aile Mahkemesi (Mahkeme) sunulan davanamesi ile Lahey Sözleşmesi ve ilgili mevzuat uyarınca M.N.Y.nin mutat meskeninin bulunduğu Belçika'ya iade

edilmesi talep edilmiştir.

13. Mahkeme 9/2/2010 tarihli kararıyla ortak çocuğun anne ile

babası arasında boşanma ve velayet davası olduğunu belirterek söz konusu

davanın, iade talebiyle ilgili davayla birleştirilmesi gerektiği gerekçesine

istinaden davaları birleştirmiştir.

14. Birleştirme kararı, başvurucunun temyizi neticesinde

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin (Daire) 21/6/2010 tarihli kararıyla bozulmuştur.

Bozma gerekçesinde boşanma davası ile iade davasının yargılama usullerinin

farklı olduğu Dairece açıklanarak işin mahiyeti gereği öncelikle iade davasının

sonuca bağlanması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca Cumhuriyet savcısının davaya

katılımının zorunlu olduğu hatırlatılmıştır.

15. Bozma üzerine boşanma davasından ayrılan iade davası,

Mahkemenin 28/12/2010 tarihli kararıyla kabul edilmiş, çocuğun mutat meskenine

iadesine hükmedilmiştir. Kararda, çocuğun annesinin rızası hilafına Türkiye'de

alıkonulduğu tespitine yer verilerek Lahey Sözleşmesi kapsamında mutat

meskenine iade edilmesi gerektiği açıklanmıştır.

16. Başvurucunun eşi tarafından iade kararı temyiz edilmiştir.

Temyiz incelemesini yapan Daire tarafından 18/10/2011 tarihli kararla, çocuğun

geri dönmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ya

da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi

risk bulunduğu ileri sürülmesine rağmen bu hususta araştırma yapılmadığından

kararın bozulması gerektiği değerlendirilmiştir.

17. Bozmaya uyan Mahkeme tarafından anılan risk araştırılmış;

boşanma davasındaki tanık beyanları, uzman raporları ve diğer deliller

incelenerek iade talebinin bu kez reddine karar verilmiştir. Mahkemece,

müşterek çocuğun mutat meskenine dönüşünü istemediği ve uzman raporunda

belirtilen anlatımlar doğrultusunda müşterek çocuğun geri dönmesinin çocuğu

fiziki ve psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ihtimalinin mevcut olduğu

kanaatine varılmıştır.

18. Anılan karar, Dairenin 3/2/2015 tarihli kararıyla onanmış;

7/10/2015 tarihli kararıyla da karar düzeltme talebinin reddine karar verilerek

aynı tarihte kesinleşmiştir.

19. Başvurucu 16/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Boşanma Davasına

İlişkin Süreç

20. Başvurucunun eşi tarafından başvurucu aleyhine 28/12/2007

tarihinde Ankara 10. Aile Mahkemesine boşanma davası açılmıştır. Yargılama

sonucu, başvurucunun evi terk ederek dönmemesi haricinde geçimsizliğin ispat

edilememesi nedeniyle dava reddedilmiş ancak karar taraflara tebliğ

edilmediğinden kesinleşmemiştir.

21. Başvurucunun eşi bu kez 20/4/2009 tarihinde başvurucu

aleyhine Ankara 9. Aile Mahkemesine (Aile Mahkemesi) boşanma davası açmıştır.

22. Mahkemece taraf tanıkları dinlenmiş ve gösterilen tüm

deliller toplanmıştır. Tanıklar; uyumlu beyanlarında tarafların uzun süredir

ayrı yaşadıklarını, başvurucunun sadakatsiz davranışlarının bulunduğunu, ortak

çocuğun Belçika'da yaşına uygun olmayan bir ortamda yaşadığını ifade

etmişlerdir.

23. Ortak çocuk hakkında 13/11/2009 ve 5/10/2010 tarihlerinde

olmak üzere iki kez sosyal inceleme raporu alınmıştır. Raporlarda genel olarak

çocuğun yurt dışında anne yanında kaldığı süre içinde maruz kaldığı yalnız

kalma, fiziksel şiddet, çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan birtakım

davranış ve olaylara -annesinin erkek arkadaşıyla cinsel ilişkiye girmesine,

yanında alkol ve uyuşturucu kullanmasına- tanık olduğu ve istismara varan travmatik yaşantısının bulunduğu tespit edilerek çocuğun

bedensel ve ruhsal açıdan ciddi şekilde örselendiği kanısına varılmıştır.

Ayrıca Belçika'da başvurucunun bir yıl süre ile Fas uyruklu bir erkekle

birlikte yaşadığı, evin fiziksel şartları nedeniyle çocuğuncinsel

ilişkilerine tanık olmuş olabileceğini beyan ettiği, uzun süre yurt dışına

çıktığında çocuğu başvurucunun ailesinin yanına bıraktığı, çalışma

saatlerindeki düzensizlik nedeniyle çocuğun anneanne, teyze ya da etüt

merkezinde vakit geçirdiği ifade edilmiştir.

24. Aile Mahkemesi 31/12/2015 tarihli kararıyla, başvurucunun

sadakatsiz davrandığı, müşterek çocuğun bakım ve gözetimine özen göstermeyerek

yükümlülüklerini ihmal ettiği sonucuna ulaşarak davanın kabulüyle tarafların

boşanmalarına karar vermiş; aynı zamanda aynı gerekçelerle ortak çocuğun

velayetini başvurucunun eşine tevdi etmiştir.

25. Boşanma ve velayet kararı başvurucu tarafından temyiz

edilmiş olup Yargıtayda temyiz incelemesi

aşamasındadır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 22/11/2007 tarihli ve 5717 sayılı Uluslararası Çocuk

Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu

Kanunun amacı; velâyet hakkı ihlâl edilerek Sözleşmeye taraf bir ülkeden diğer

bir taraf ülkeye götürülen veya alıkonulan çocuğun mutat meskeninin bulunduğu

ülkeye iadesine veya şahsî ilişki kurma hakkının kullanılmasına dair 25/10/1980

tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmenin

uygulanmasını sağlamaya yönelik usûl ve esasları

düzenlemektir.”

27. 5717 sayılı Kanun’un “Kapsam”

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun, bir kişiye veya bir kuruma tek

başına veya birlikte kullanılmak üzere tevdi edilmiş bulunan ve yer

değiştirmenin veya alıkonulmanın gerçekleştiği sırada fiilen kullanılmakta olan

velâyet veya şahsî ilişki kurulması haklarının ihlâlinden hemen önce mutat

meskeninin bulunduğu taraf ülkelerden birinde bulunan çocuklara uygulanır.”

28. 5717 sayılı Kanun’un "Tanımlar"

kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Bu Kanunda geçen;

a) Merkezî Makam: Adalet Bakanlığını,

...

f) Sözleşme: 25/10/1980 tarihli Uluslararası

Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Sözleşmeyi,

g) Genel Müdürlük: Adalet Bakanlığı

Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünü,

...

ı) Mahkeme: Aile mahkemesini, ifade eder.”

29. 5717 sayılı Kanun’un "Merkezi

Makamın görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Merkezî Makam, mahallî Cumhuriyet

başsavcılığı aracılığı ile;

a) Sözleşme kapsamında çocuğun iadesi veya

şahsî ilişki kurulma hakkının kullanılması konusunda bir başvurunun yapılmasını

müteakip çocuğun bulunduğu yerin tespiti ile menfaatlerinin korunması için

kolluk ve diğer yetkili makamları görevlendirmek de dahil olmak üzere gerekli

bütün tedbirleri alır.

b) Çocuğun, kendisini kaçırmış olan kişinin

rızası ile iadesi veya taraflar arasında sulh yoluyla bir çözüme ulaşılmasını teminen gerekli bütün tedbirlerin alınmasını sağlar.

c) Çocuğun, kendisini kaçırmış olan kişinin

rızası ile iadesi veya taraflar arasında sulh yoluyla bir çözümün bulunması

mümkün değilse, çocuğun iade edilip edilmeyeceği veya şahsî ilişki hakkının

kullanılması konusunda bir karar verilmek üzere yetkili mahkemeye dava açar.”

30. 5717 sayılı Kanun’un "Yargılama

Usulü" kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:

"(1) Çocuğun iadesine dair davaname, duruşma günü ile birlikte taraflara tebliğ

olunur.

(2) Bu

Kanunun uygulanmasından doğan tüm dava ve işler basit yargılama usûlüne göre öncelikle ve acele görülür."

31. 5717 sayılı Kanun’un "Geçici

koruma tedbirleri" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“1)

Mahkeme, talep üzerine veya re'sen çocuğun yüksek

yararının tehlikeye düşmesini önlemek için dava sonuna kadar aşağıda belirtilen

geçici tedbirlere, gerektiğinde çocuğun görüşünü ve uzmanlardan rapor almak

suretiyle karar verebilir:

a) Bakım ve gözetimi üzerine alan akrabalardan

birine teslim.

b) Bakım ve gözetimi üzerine alan güvenilir

bir aile yanına yerleştirme.

c) Çocuk bakımı ve yetiştirme veya benzeri

resmî yahut özel kurumlara yerleştirme.

d) Resmî veya özel bir hastaneye veya tedavi

evine yahut eğitimi güç çocuklara mahsus kurumlara yerleştirme.”

32. 5717 sayılı Kanun’un "İade

davasında velâyet" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“(1)

Çocuğun iadesine dair bir karar verilmiş ise bu hükümde ayrıca velâyete ilişkin

karar verilmez. Ancak, çocuğun iadesi talebinin reddine karar verilmesi

halinde, velâyet hakkına dair bir karar verilebilir.”

33. 5717 sayılı Kanun’un "Bekletici

mesele" kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“(1) Görülmekte olan bir iade davası sırasında

velâyet davası da açılmış ise velâyete ilişkin dava bekletilir.”

34. 5717 sayılı Kanun’un "Davaların

Ayrılması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

“(1)

İade davası ile velâyet davası birleştirilmiş ise birleştirilen davalar tefrik

edilerek öncelikle iade davası görülüp sonuçlandırılır."

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

35. Lahey Sözleşmesi'nin 1. maddesi şöyledir:

“İşbu sözleşmenin amacı:

a) Taraf Devletlere gayrikanuni yollardan

götürülen veya alıkonan çocukların derhalgeri

dönmelerini sağlamak;

b) Taraf bir Devletteki koruma ve ziyaret

haklarına, diğer taraf Devletlerde etkili biçimde riayet ettirmek.”

36. Lahey Sözleşmesi’nin 3. maddesi şöyledir:

“Bir

çocuğun yer değiştirmesi veya geri dönmemesi:

a) Çocuğun, yer değiştirmesinden veya geri

dönmemesinden hemen önce mutat ikametgahının bulunduğu Devlet kanunu

tarafından, bir şahsa, müesseseye veya başka bir kuruma, tek başına veya

müştereken verilen koruma hakkının ihlali şeklinde meydana geldiği taktirde; ve

b) Bu hak, yer değiştirme veya geri dönmeme

anında tek başına veya müştereken fiili biçimde kullanılmakta veya bu olaylar

meydana gelmese kullanılacak idi ise,

Kanuna aykırı addedilir.

(a) da

söz konusu edilen koruma hakkı, özellikle, kanuni bir yetkiden, adli veya idari

bir karardan veya bu Devletin kanununa göre yürürlükte olan bir anlaşmadan

doğabilir.”

37. Lahey Sözleşmesi’nin 11. maddesi şöyledir:

"Tüm Taraf Devletlerin adlî ve idarî

makamlarının, çocuğun geri dönmesini teminen en kısa

zamanda gereğine tevessül etmeleri yükümlülükleridir,

Müracaatta bulunulan adlî veya idarî makam,

müracaattan itibaren 6 hafta içinde karar vermezse, talep eden veya talep

edilen Devletin merkezî makamı kendi girişimi ile gecikmenin nedenlerine dair

bir belge isteyebilir. Cevap, talep edilen Devletin merkezî makamına gelir ise,

bu makamın, cevabı, talepte bulunulan devletin merkezî makamına veya icabında

müracaat sahibine intikal ettirmesi gereklidir."

38. Lahey Sözleşmesi’nin 12. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

“Bir

çocuğun, 3. maddede belirtildiği şekilde, kanuna aykırı olarak yeri

değiştirilmiş veya çocuk alıkonulmuş ve çocuğun bulunduğu taraf Devletin adli

veya idari makamına müracaat anında, yer değiştirme veya alıkonulmadan itibaren

bir yıldan az zaman geçmişse, müracaatta bulunulan makam, çocuğun derhal geri

dönmesini emreder.

Yukarıdaki fıkrada öngörülen bir yıllık

sürenin sona ermesinden sonra bile müracaatta bulunulursa, adli veya idari

makamın, keza çocuğun geri dönmesini emretmesi gerekir, yeter ki, çocuğun yeni

çevresine intibak ettiği tespit edilmesin.”

39. Lahey Sözleşmesi’nin 13. maddesi şöyledir:

“Yukarıdaki madde hükümlerine rağmen, talepte

bulunulan Devletin adli veya idari makamı, geri dönmeye itiraz eden kişi, kurum

veya örgüt:

a) Çocuğun şahsının bakımını üstlenmiş bulunan

kişi, kurum veya örgütün, yer değiştirme veya alıkoyma döneminde koruma hakkını

etkili şekilde yerine getirmediğini veya yer değiştirmeye veya alıkoymaya

muvafakat etmiş olduğunu veya daha sonra kabul etmiş olduğunu veya,

b) Geri dönmesinin çocuğu fiziki veya

psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde, müsamaha

edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk olduğunu tesbit ederse, çocuğun geri dönmesini emretmek zorunda

değildir.

Adli veya idari makam keza çocuğun, geri

dönmek istemediğini ve görüşünün gözönünde

bulundurulmasının uygun olacağı bir yaşa ve olgunluğa erişmiş bulunduğunu

gözlerse, geri dönmesini emretmeyi reddedebilir.

Bu maddede yer alan şartların

değerlendirilmesinde, adli veya idari makamların, çocuğun sosyal durumuna

ilişkin bilgileri, merkezi makam veya çocuğun mutat ikametgâhı devletinin diğer

herhangi bir yetkili makamı tarafından sağlanan bilgileri gözönünde

bulundurması gereklidir.”

40.Lahey Sözleşmesi’nin 16. maddesi şöyledir:

“Bir

çocuğun 3. madde çerçevesinde, kanuna aykırı olarak yer değiştirdiği veya geri

dönmediğinden haberdar edilmesini müteakip, çocuğun götürüldüğü veya

alıkonulduğu Taraf Devletin adlî veya idarî makamları, çocuğun geri dönmesi

konusunda işbu sözleşmedeki şartların bir araya gelmediği tespit edilinceye

kadar veya sözleşme uyarınca bir talepte bulunulmadan makul bir süre geçinceye

kadar, koruma hakkının esasına ilişkin karar veremezler.”

41. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve

27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesi

şöyledir:

“(1)

Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya

yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün

faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,

vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve

ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için

gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve

idari önlemleri alırlar.

(3)

Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,

hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve

uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan

ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”

42. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:

“(1)

Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini

ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere

çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek

suretiyle tanırlar.

(2) Bu

amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya

doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi

fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa,

özellikle sağlanacaktır.”

43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"1. Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.

2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik,

kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda

gerekli bulunan müdahaleler dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale

yapılamaz."

2. Uluslararası İçtihat

44.Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri, aile

yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olup anne ve baba arasındaki ortak yaşamın

hukuken veya fiilen sona ermiş olması, aile yaşamını ortadan kaldırmaz (benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Berrehab/Hollanda,

B. No: 10730/84, 21/6/1988, § 21). Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının

anne ve babanın birlikte yaşamaya son vermelerinin ardından da devam edeceği

açık olup anne, baba ve çocuğun aile hayatına saygı hakkı belirtilen durumlarda

ailenin yeniden birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz

konusu yükümlülük, yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına

alınması bağlamındaki uyuşmazlıklar açısından değil ebeveyn veya diğer aile

bireyleri arasındaki velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar

açısından da geçerlidir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/2011

§§ 56-57).

45. Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu

olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla

sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile yaşamına

etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de

içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler

alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını

zorunlu kılar (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23).

46. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ebeveyn ile

çocuk arasındaki şahsi ilişkinin konu edildiği davalarda çocuğun menfaatlerinin

diğer tüm hususlardan üstün tutulması gereklidir. Mahkemeye göre bu menfaatin

iki yönü bulunmaktadır. İlk olarak çocuğun üstün menfaati sağlıklı bir ortamda

gelişmesinin sağlanmasını içermektedir, bu nedenle Sözleşme'nin 8. maddesi hiç bir koşulda ebeveynin çocuğun sağlığına ve gelişimine

zarar verebilecek davranışlarını korumaz. İkinci olarak çocuğun üstün

menfaatlerine aykırı olmadıkça ailesi ile bağlarını sürdürmesi çocuğun

hakkıdır. Bu bağlamda çocuğun aile bağları ancak istisnai durumlarda

koparılabilir ve aile bağlarının koptuğu durumlarda çocuğun üstün menfaati

kişisel ilişkinin sürdürülmesi ve koşullar uygun olduğunda ailenin yeniden bir

araya gelmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınmasını gerektirir (Gnahore/Fransa, B. No: 40031/98,19/9/2000, § 59).

47. AİHM de önüne gelen birçok davada, aile yaşamına saygının

kamu makamlarına ebeveyn ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif bir

görev yüklediğini vebu alandaki pozitif yükümlülüğün

bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence

altına almak için tasarlanmış ve hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici

yargısal bir çerçeve oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun

tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 58; Glaser/Birleşik Krallık,

B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk,

B. No: 35853/04, 12/12/2006, § 52).

48. Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki

pozitif yükümlülüklerin hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayı

gerektirdiğinin kesin çizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındaki

ilişkilerin mahiyeti gereği kolay değildir. AİHM de özellikle pozitif

yükümlülükler söz konusu olduğunda saygı kavramının çok kesin bir tanımının

bulunmadığını, taraf devletlerde karşılaşılan durumlar ve izlenen

uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında bu kavramın gereklerinin

olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini kabul etmektedir (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik Krallık [GK], B. No: 9214/80,

28/5/1985, § 67).

49. Ayrıca AİHM, uluslararası çocuk kaçırma meselelerinde

Sözleşme’nin 8. maddesinin aile hayatına saygı hakkı kapsamında Sözleşmeci

devletlere yüklediği yükümlülüklerin Lahey Sözleşmesi hükümleri dikkate

alınarak yorumlanması gereğine işaret etmektedir (Neulinger ve Shuruk/İsviçre [BD], B. No:

41615/07, 6/7/2010, §§ 131, 132).

50. Bu kapsamda AİHM'in Lahey

Sözleşmesi’ni özellikle pozitif yükümlülükler bağlamında yorumladığı

görülmektedir. Bu kapsamda AİHM, örneğin Lahey Sözleşmesi çerçevesindeki

mükellefiyetler uyarınca çocuğun ivedi olarak iadesinin sağlanması hususunda

yeterli önlemlerin alınmasında başarısız olunması, çocuğun mutat ikametine

dönüşünün sağlanmasında özenli davranılmaması ve iadeye ilişkin talep hakkında

yürütülen yargılamanın gereğinden uzun sürmesi nedeniyle Sözleşme’nin 8.

maddesinin ihlal edildiğine hükmetmektedir (Iglesias Gil ve A.U.I./İspanya, B. No:

56673/00, 29/4/2003, §§ 56-63; Sylvester/Avusturya, B. No: 36812/97, 40104/98,

24/4/2003, §§ 67-72; Carlson/İsviçre, B. No: 49492/06, 6/11/2008, §§

70-82; Serghides/Polonya, B. No: 31515/04, 2/11/2010, §§

68-75).

51. AİHM, çocuğun ve ebeveynin menfaatlerine ilişkin

değerlendirmenin ulusal yargı makamlarınca yapılması gerektiğini kabul etmekle

birlikte uyuşmazlığa ilişkin yargılama prosedürünün adil olması ve ilgililere

bütün haklarını kullanabilme olanağı sağlaması gerektiğini ifade etmektedir.

AİHM ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal, psikolojik, maddi ve

tıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunu derinlemesine inceleyip

incelemediğini ve kaçırılmış çocuğun iadesine ilişkin başvuru bağlamında

çocuğun yüksek menfaatlerini tespit etmek suretiyle ilgili kişilerin de

yararlarına ilişkin makul bir değerlendirme ve dengelemede bulunulup

bulunulmadığını belirlemek durumunda olduğunu belirtmektedir (İlker Ensar Uyanık/Türkiye, B. No:

60328/09, 3/5/2012, § 52; Neulinger ve Shuruk/İsviçre,

§§ 138, 139).

52. AİHM ayrıca, geçen zamanın çocuk ile beraber yaşamayan

ebeveyn arasındaki ilişkilerde geri dönüşü olmayan olumsuz etkiler

doğurabileceğinden çocuğun iadesiyle ilgili davaların dava sonunda alınan

kararların infazı dâhil acil bir uygulama gerektirdiğini belirtmektedir. (Carlson/İsviçre, § 69).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

53. Mahkemenin 17/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Aile Hayatına Saygı

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

54. Başvurucu,eşi

ile arasında devam eden boşanma davasına sunulan delillerle yetinilmek

suretiyle kızının mutat meskene iade davasının reddedildiğinden şikâyet

etmektedir. Başvurucu; kızının cinsel istimara maruz kaldığı iddiasının tamamen

soyut olduğunu, bu hususun ispatlanmamış olmasına rağmen çocuğun iadesi

talebinin reddedildiğini belirterek aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür. Hükme esas alınan tanık beyanlarının talebin reddedilmesi için

yeterli olmadığını vurgulayan başvurucu, sosyal inceleme raporlarının gerçeği

yansıtmadığını iddia etmiştir. Ayrıca mahkemelerin kararlarının gerekçesiz

olması sebebiyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de ifade

etmiştir.

2. Değerlendirme

55. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

56. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes

... aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. ... aile

hayatının gizliliğine dokunulamaz."

57. Anayasa’nın 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler

arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle

ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını

sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma,

yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan

ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı

çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

58. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

59. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında çocukla şahsi

ilişki kurulmasına yönelik şikâyetler aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde

ele alınmıştır (Marcus Frank Cerny

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 82; Serpil

Toros, B. No: 2013/6382, 9/3/2016; Selim

Adıyaman, B. No: 2013/8846, 9/3/2016; Dalga Eda Yıldırım ve Özgün Yıldırım, B. No: 2014/5974,

26/12/2017; Sezen Acar Özfidan,

B. No: 2014/16746, 25/1/2018; Levent Aşıklar,

B. No: 2014/13936, 8/3/2018).

60. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararları uyarınca ebeveyn

ve çocuklar arasındaki ilişkileri konu alan uyuşmazlıklarda idari ve yargısal

işlemlere dair şikâyetlerinbir bütün halinde aile

hayatına saygı hakkı bağlamında incelenmesi gerekmektedir (Marcus Frank Cerny, § 82; M.M.E. ve T.E., B. No: 2013/2910,

5/11/2015, § 137; Levent Aşıklar,

§ 59).

61. Adil yargılanma hakkı ile aile hayatına saygı hakkı

kapsamında sağlanan güvencelerin öngördüğü amaçlardaki faklılık

durumuna göre içlerinden biri veya diğeri uyarınca birtakım olguların

incelenmesini gerekebilir. Başvurucunun ileri sürdüğü gerekçeli karar hakkının

ihlali iddiası aynı zamanda aile hayatına saygı hakkı, kapsamında ele alınacak

yargısal mercilerin bireysel menfaat dengelemesinde yeterli gerekçesi ihtiva

edip etmediği hususuna da ilişkin olduğundan başvurunun sadece aile hayatına

saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Bu nedenle mevcut başvuruda

şahsi ilişki kurulmasına yönelik şikâyetlerin aile hayatına saygı hakkı içinde

inceleneceğine dair Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarından ayrılmaya gerek

bulunmamaktadır. Dolayısıyla konusu çocuğun ailesiyle yaşadığı mutat meskene

iade edilmesinin Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinde düzenlenen aile hayatına

saygı hakkı bağlamında ele alınması gerekir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

62. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

63. Aile hayatına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının

Anayasa’daki karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin

-Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına

ilişkin pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması

gerektiği açıktır (Murat Atılgan,

B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny, § 36).

64. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda

Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri, ebeveynin -mevcut olayda babanın- çocuğuyla

bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve

kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir.

Anayasa'nın 41. maddesinde her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve

babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu

açıkça belirtilmektedir. Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp her olayın özel

koşullarına bağlı olarak alınacak tedbirlerin nitelik ve kapsamı

farklılaşabilmektedir (Marcus Frank Cerny, §

41).

65. Bu bağlamda ebeveynler tarafından gerçekleştirilen

uluslararası çocuk kaçırma vakaları, aile hayatına saygı hakkı bağlamında

değerlendirme yapılmasını gerektiren önemli bir dava grubudur. Uluslararası

çocuk kaçırma vakaları, uluslararası anlamda ciddi bir iş birliğini

gerektirmekte olup bu iş birliği bakımından en önemli vasıtalardan biri Lahey

Sözleşmesi’dir. Lahey Sözleşmesi en basit ifadeyle yasa dışı kaçırılan veya

taraf devletlerden birinde alıkonulan çocuğun ivedi şekilde iadesini öngörerek

ebeveyn tarafından gerçekleştirilen uluslararası çocuk kaçırma vakalarının

çözümü hususunda hızlı bir prosedür öngörmekte olup Lahey Sözleşmesi’ne taraf

bir devlette mutat olarak ikamet eden çocuğun diğer bir taraf devlete yasa dışı

kaçırılması veya orada alıkonulması durumunda -Lahey Sözleşmesi’nde yer verilen

sınırlı sayıdaki istisnai hâller dışında- çocuğun bulunduğu ülkenin yetkili

makamlarının çocuğu mutat ikametgâhı olan ülkesine ivedi şekilde iade etmesi

zorunludur (Marcus Frank Cerny, §§

44, 46, 47).

66. Lahey Sözleşmesi uyarınca taraf devletler, ülke sınırları

içinde Lahey Sözleşmesi’nin amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak üzere uygun

bütün önlemleri almak ve bu amaç doğrultusunda en süratli usullere başvurmakla

yükümlüdür. Bu yükümlülük ilgili vakalarda aile hayatına saygı hakkının

öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça

önemlidir (Marcus Frank Cerny, §

55).

67. Lahey Sözleşmesi kapsamında kural, ivedi iade olmakla

birlikte zorunlu iade kararının bir dizi istisnası bulunmaktadır. Bu istisnalar

Lahey Sözleşmesi’nin 13. ve 20. maddelerinde yer almakta olup ilgili hükümlerin

yargısal makamlara çocuğun iadesini reddetme yetkisi tanıdığı görülmektedir.

Lahey Sözleşmesi’nin temel amacı, çocuğun mutat meskeni olan ülkesine iade

edilmesini sağlayarak koruma hakkının nasıl düzenlenmesi gerektiğinin -çocuğun

üstün menfaatleri nazara alınmak suretiyle- mutat mesken yargı makamlarınca

belirlenmesidir. Bununla birlikte yer değiştirmenin veya alıkoymanın geçerli

sebeplerinin bulunabileceği veya iadenin çocuğa ciddi zararlar verebileceği

durumların olabileceği gerçeği karşısında, belirtilen istisna hükümlerine yer

verilmek suretiyle Sözleşme uygulamasında bazı güvence hükümlerine yer verilmek

istenildiği anlaşılmaktadır (Marcus Frank Cerny, § 58).

68. Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek öncelikle

derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. İç hukukun genel olarak

uluslararası hukuka veya uluslararası anlaşmalara atıf yaptığı hâllerde de

durum böyledir. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun

Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece

mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerin Lahey

Sözleşmesi hükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 41.

maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir (Marcus Frank Cerny, §

62; Levent Aşıklar, § 68).

69. Bu alandaki belirleyici mesele; çocuğun anne, baba ve kamu

düzeninin yarışan menfaatleri arasında devletin kendisine tanınan takdir alanı

içinde bu konuda adil bir denge kurup kurmadığıdır. Ancak bu denge kurulurken

velayet ve kişisel ilişki hakkıyla ilgili meselelerde çocukların menfaatlerinin

üstün bir öneme sahip olduğu unutulmamalıdır.Bununla

birlikte söz konusu haklar arasında denge kurulurken ebeveynin çocukla düzenli

ilişkide bulunması gereği de dikkate alınması gereken bir diğer önemli

faktördür (Marcus Frank Cerny, §

74; Levent Aşıklar, § 76).

70. Her çocuk, menfaatleri aksini gerektirmedikçe ebeveyni ile doğrudan

ve düzenli olarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir. Çocuğun

menfaati bir yandan -söz konusu ailenin sağlıksız olması durumu hariç-

ailesiyle bağlarını sürdürmesi gerektiğine işaret etmekte, öte yandan çocuğun

sağlıklı ve güvenli bir çevrede gelişimini sürdürmesini içermektedir. Aynı

düşünce Lahey Sözleşmesi için de geçerli olup Lahey Sözleşmesi, çocuğun geri

döndürülmesi çocuğu ağır fiziksel veya psikolojik zarar riskine maruz

bırakmadıkça veya başka bir şekilde katlanılmaz bir duruma sokmadıkça kural

olarak kaçırılan çocuğun ivedi olarak iadesini gerektirmekte ve bu şekilde aile

ilişkilerinin sürdürülebilirliğini amaçlamaktadır (Marcus Frank Cerny, § 75; Levent Aşıklar, § 77).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

71. Başvuru, Anayasa Mahkemesinin daha önce Marcus Frank Cerny ve Levent Aşıklar kararlarında

vurgulandığı gibi çocuk ile anne ve babanın yarışan menfaatleri arasında,

devletin kendisine tanınan takdir alanı içinde bu konuda adil bir denge kurup

kurmadığı yönünden incelenecektir.

72. Çocukların ebeveyninden birinin velayet hakkı ihlal edilmek

suretiyle kaçırılmaları veya alıkonulmalarının sonuçlarının

hafifletilmesi/önlenmesi amacıyla ülkemizce kabul edilen Lahey Sözleşmesi ve bu

Sözleşme'ye dayanılarak yürürlüğe giren 5717 sayılı

Kanun'a göre çocukların mutat meskenlerine derhâl iadesi kuraldır. Kurala

istisna tanıyan hükümler ise aynı metinde yer almaktadır.

73. Başvurucu, ortak çocuğun mutat meskenininBelçika

olduğunun tereddütsüz olmasına rağmen mevcut delillerin hatalı değerlendirilmek

suretiyle iade talebinin reddedilmesinden şikâyet etmektedir.

74. Lahey Sözleşmesi'nin 13. maddesine göre, alıkonulan çocuğun

mutat meskeni tespit edildikten sonra ancak çocuğun iade edilmesininçocuğu

fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağının veya başka bir şekilde

müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceğinin tespiti hâlinde yargısal

makamların usule ilişkin güvenceleri işleterek ve çocuğun üstün yararı gözönüne alarak iade talebini reddetme konusunda takdir

hakkına sahip oldukları şüphesizdir.

75. İade talebini inceleyen Mahkeme, çocuğun yurt dışında anne

yanında kaldığı süre içinde maruz kaldığı yalnız kalma, fiziksel şiddet,

çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan birtakım davranış ve olaylara

tanık olması ile istismara varan olguları değerlendirerek çocuğun iade edilmesi

hâlinde fiziki ve psikolojik tehlikeyle karşılaşabileceğini varsaymıştır.

Mahkemenin kanaatine üst derece mahkemesi de katılarak kararı onamıştır.

76. Bu bağlamda başvuruya konu iade talebini inceleyen

mahkemelerce verilen kararlarda uzman değerlendirmelerine ve çocuğun aile

yaşantısı hakkında bilgi ve görgü sahibi kişilerin beyanlarına yer verilerek

delillerin değerlendirildiği, Lahey Sözleşmesi’nin 13. maddenin birinci

fıkrasının (b) bendinde yer alan istisnanın hangi gerekçelerle gerçekleştiğine

yönelik hususlarda ayrıntılı açıklamalara yer verildiği anlaşılmaktadır.Ayrıca

başvurucu ile çocuğu arasında kişisel ilişki tesis edilerek başvurucunun

çocuğunu görme, ilişki kurma hakkı ile çocuğun yüksek menfaati arasındaki denge

gözetilmiş olmaktadır. Başvurucunun dava süreçlerinde iddia ve savunmalarını

dile getirebildiği, verilen nihai kararlara karşı kanun yollarına başvurarak

etkili bir katılım sağladığı da görülmektedir. Sonuç olarak Lahey

Sözleşmesi'nin getirdiği güvenceler gözönüne alınarak

derece mahkemelerince oluşturulan karar gerekçelerinin aile hayatına saygı

hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olduğu, bu suretle başvurucu ile çocuğun

menfaatleri arasında denge kurulduğu değerlendirilmiştir.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

78. Başvurucu, müşterek çocuğun iadesi talebinden itibaren altı

yılı aşkın bir süre sonra talebin reddine karar verilmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

79. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

80. Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medeni hak ve

yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması

gerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bu

konuda kararlar verilmiştir (Güher Ergun ve

diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No: 2012/12,

17/9/2013). Başvuru konusu olayda bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir husus

bulunmamaktadır.

81. Somut olayda 2/9/2009 tarihinde iade talebiyle başlayan

yargısal sürecin7/10/2015 tarihinde Dairenin karar düzeltme istemini

reddetmesiyle sonuçlandığı anlaşılmıştır. Başvuruya konu yargılama süreci

incelendiğinde davanın iki dereceli bir yargılama sisteminde toplam 6 yıl 1 ay

5 gün sürdüğü görülmektedir.

82. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar ve somut başvuruya konu yargılama sürecinin niteliği dikkate

alındığında yaklaşık 6 yıl 1 ay 5 günlük yargılama süresinin makul olmadığısonucuna varmak gerekir.

83. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

84. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine kar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

85. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

100.000 TL manevi, 100.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

86. Somut olayda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

87. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığındabaşvurucuya

net 6.750 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

88. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 6.750 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 5. Aile Mahkemesine

(E. 2013/1603, K.2014/714 sayılı dava dosyasına) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Raportör

:

Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI

Başvurucu

:

Yıldız YILDIZ

Vekili

:

Av. Mustafa Hüseyin BUZOĞLU