Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

Birinci Bölüm 2021/64934 E. K.

AYM 21.04.2026 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MİKAİL KÜÇÜK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2021/64934)

Karar Tarihi: 21/4/2026

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

​

Başkan

:

İrfan FİDAN

Üyeler

:

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Yılmaz AKÇİL

Raportör

:

Tolga BAŞBOZKURT

Başvurucu

:

Mikail KÜÇÜK

​

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sendika üyeliği nedeniyle terör örgütüne yardım etme suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/12/2021 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. 1981 doğumlu olan başvurucu Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasıyla (FETÖ/PDY) irtibatı nedeniyle öğretmenlik mesleğinden çıkarılmıştır.

7. Başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış ve Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/7/2016 tarihli kararıyla tutuklama tedbiri uygulanmıştır.

8. Soruşturma neticesinde Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 28/2/2017 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede başvurucunun FETÖ/PDY irtibatı nedeniyle 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamesi uyarınca kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasının (Aktif Eğitim-Sen) üyesi olduğu ve temsilciliğini yaptığı (bu sendikanın kuruluşundan kapatılmasına ilişkin süreç ve FETÖ/PDY ile bağlantısı konusundaki arka plan bilgisi için bkz. Ali Şeker [2. B.], B. No: 2016/68962 , 20/9/2018, §§ 6-15) terör örgütünün finans ayağı olan Bank Asya isimli bankada hesabının bulunduğu, terör örgütünün yayın organı olan Zaman gazetesi aboneliği bulunduğu olgularına dayanılmıştır.

9. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 14/3/2017 tarihli tensip duruşmasında başvurucunun tahliyesine ve hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir.

10. Mahkemenin 30/5/2017 tarihli ilk celsesinde başvurucu savunmasını yapmıştır. Başvurucu savunmasında eğitici olduğu için Aktif Eğitim-Sen isimli sendikaya üye olduğunu, bu sendikanın yasalara uygun olarak kurulan bir sendika olduğunu, terör örgütleriyle bağlantısının olduğunu bilmediğini belirtmiştir. Başvurucu 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişiminin ardından dilekçe vererek sendikadan istifa ettiğini de belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, her yıl mayıs ayının ortasında yetkili sendikayı belirleyebilmek için sayım yapıldığını, ilçe milli eğitim müdürlüğünde gerçekleşen sayıma her sendikanın bir üyesinin katıldığını, Adana il yönetimi tarafından da kendisinin aranarak gerçekleşecek olan sayıma gitmesini rica ettiklerini, bu doğrultuda ilçe milli eğitim müdürlüğünde gerçekleşen sayıma katıldığını, bu nedenle kendisinin söz konusu sendikanın ilçe temsilcisi olduğu düşüncesine neden olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca anılan sendikanın ilçelerde temsilciliğinin bulunmadığını da belirtmiştir. Başvurucu son olarak, bireysel emeklilik nedeniyle Bank Asyada hesabının bulunduğunu ve tarihini tam hatırlayamamakla birlikte 2011-2012 yılları arasında bazı köşe yazılarını takip etmek için de Zaman gazetesi aboneliği yaptırdığını belirtmiştir.

11. Yapılan yargılama sonucunda, Mahkeme 17/8/2018 tarihinde başvurucunun eylemlerinin terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğu gerekçesiyle 1 yıl 13 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararda, başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olmamakla birlikte terör örgütünün amaçları doğrultusunda kurulan Aktif Eğitim-Sen isimli sendikaya üye olduğunu ve Ceyhan ilçe temsilciliği yaptığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca, başvurucunun Zaman gazetesi aboneliği bulunduğunu da kararında ifade etmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

" Sanık Mikail Küçük'ün Bank Asya'da hesabının olması, örgüte müzahit Aktif Sen isimli sendikaya üye olması, zaman gazetesine abone olması sebebiyle TCK 314/2 maddesi gereğince cezalandırılması talep edilmiş, sanık savunmasında özetle, öğretmen iken ihraç olduğunu, sendikanın kurumsal olduğu için üye olduğunu, ancak temsilciliğin yasal boyutta olmadığını, sadece sayım için üye olduğunu, 2011-2012 yıllarında kısa süre zaman gazetesi okuduğunu, Bank Asya hesabının da bireysel emeklilik amacı ile olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.

Sanığın ev aramasında ele geçirilen dijital veriler üzerinde yapılan teknik bilirkişi incelemesinde, Aktif Sen isimli sendikaya ilişkin mesajların olduğu tespit edilmiştir.

Sanığın Bank Asya hesap hareketlerinin incelenmesinde; ağırlıklı olarak kredi kartı borcunu ödemeye yönelik hesap hareketliliğinin olduğu görülmüştür.

Her ne kadar sanık savunmasında üzerine atılı FETÖ PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu kabul etmemişse de, örgütün amaçları doğrultusunda kurulmuş olan Aktif Sen isimli sendikaya üye olması ve bu sendikanın Ceyhan ilçe temsilciliğini yapması, zaman gazetesine abone olması, ancak yukarıda genel açıklamalar kısmında ayrıntılı olarak izah edildiği üzere sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmadığı, örgütün iradesine kendisini terk etmediği, örgütle organik bağ içerisinde olmasını gerektiren süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunmadığı, ancak örgütün amaçları doğrultusunda, örgütün amacına hizmet eder şekilde Aktif Sen isimli sendikaya üye olduğu anlaşılmış, bu sebeple sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan değil, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım suçunu düzenleyen TCK 220/7 maddesi yolu ile TCK 314/2 maddesi gereğince cezalandırılması cihatine gidilmiştir."

12. Başvurucu, mahkeme kararından sonra istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi 14/11/2019 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin -sevk maddesine ilişkin bir düzeltmeyle birlikte- esastan reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında ayrıca başvurucu hakkında belirtilen terör örgütü irtibatı nedeniyle kapatılan gazeteye abone olmuş olması eyleminin örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini de belirtmiştir.

13. Başvurucu yapılan kanun değişikliği sonrasında bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay tarafından 4/10/2021 tarihinde yapılan değerlendirme sonucunda, başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucu, nihai hükmü 26/12/2021 tarihinde öğrenmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

15. 2/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Terör tanımı" başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."

16. 3713 sayılı Kanun'un " Terör suçları " başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

17. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin gerekçesinde (7) numaralı fıkraya ilişkin olan kısım şöyledir:

" Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir. "

18. 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (7) numaralı fıkrasının atıf yaptığı terör örgütüne üye olma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun'un " Silâhlı örgüt " başlıklı 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

2. Yargıtay Kararları

19. Terör örgütüne yardım etme suçunun oluşumuna ilişkin genel açıklamalar ve hangi eylemlerin suçun unsuru kabul edildiği veya edilmediğine yönelik detaylı birçok Yargıtay kararı için bkz. Hanifi Yaliçli [GK], B. No: 2014/5224 , 10/6/2021, §§ 35-38.

20. Yargıtay kararlarında; FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı dernek, sendika ve diğer sivil toplum örgütlerine üye olmanın örgütün nihai amacını bilme, örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dâhil olma bakımından tek başına yeterli olmadığını kabul etmiştir (diğerleri arasından bkz. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/4/2021 tarihli ve E.2020/5713, K.2021/2837 sayılı; 22/3/2021 tarihli ve E.2020/1864, K.2021/2227 sayılı; 9/10/2019 tarihli ve E.2019/1326, K.2019/5918 sayılı; 19/10/2020 tarihli ve E.2019/5604, K.2020/5065 sayılı kararları). Yargıtay, sanıkların sadece FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı derneklerde üyelik kayıtlarının bulunmasının silahlı terör örgütüne yardım suçunu oluşturmayacağına (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 7/4/2021 tarihli ve E.2020/6785, K.2021/2588 sayılı kararı), sendika ve dernek üyeliğine dair eylemlerin sempati ve iltisak boyutunu aşmadığına ve örgüt hiyerarşisine dâhil olunduğunu göstermediğine (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 17/6/2021 tarihli ve E.2019/9574, K.2021/4104; 17/3/2021 tarihli ve E.2019/8868, K.2021/2169 sayılı kararları), terör örgütüne müzahir derneğin organlarında yer almanın tek başına örgüt hiyerarşisine dâhil olunduğunu göstermediğine (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 16/3/2021 tarihli ve E.2020/5437, K.2021/2637 sayılı kararı) içtihat etmiştir.

21. Somut başvuruya konu olan Aktif Eğitim-Sen isimli sendikaya üye olma eylemi de terör suçları bakımından Yargıtay kararlarına konu olmuştur. Bu kapsamda kalan Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2022/25705, K.2024/15279 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1. Sanık savunmaları, tanık beyanları, Bank Asya hesap kayıtları ve bu hesap kayıtlarına dair tanzim edilen bilirkişi raporu, MASAK Raporu, Aktif Eğitimciler Sendikası üyeliğini gösteren tespit ve tüm dosya kapsamı itibarıyla; İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde de belirtildiği üzere, tanık beyanları itibarıyla örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna dair somut bir bağlantı tespit edilemeyen sanığın, aşamalardaki savunmalarının aksine örgüt liderinin talimatı doğrultusunda terör örgütüne yardım etmek kastı ile örgütle iltisaklı bankaya para yatırdığına ve bankacılık işlemleri yaptığına dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, mevcut şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,

2. Kabule ve uygulamaya göre de,

a) Sanığın Zaman Gazetesi abonesi olmasının, müsnet suç yönünden delil yahut örgütle iltisaklı faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğinin gözetilmemesi,

...

Kanuna aykırı, sanık ve müdafinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2 nci maddesi uyarınca BOZULMASINA,"

22. Benzer yöndeki Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 9/12/2024 tarihli ve E. 2022/28170, K.2024/17195 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

" Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1. Sanık savunmaları, tanık beyanı, Bank Asya hesap kayıtları ve bu kayıtlara dair düzenlenen Bilirkişi Raporu, Aktif Eğitimciler Sendikası üyeliğine dair tespitler ve tüm dosya kapsamı itibarıyla; özellikle tanık beyanları itibarıyla örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna yahut örgütün operasyonel faaliyetleri başlayıp gerçek yüzünün ortaya çıkmasından sonra örgütsel faaliyetler yürüttüğüne dair herhangi bir bağlantı tespit edilemeyen sanığın, aşamalardaki savunmalarının aksine örgüt liderinin talimatı doğrultusunda terör örgütüne yardım etmek kastı ile örgütle iltisaklı bankaya para yatırdığına ve bankacılık işlemleri yaptığına dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, mevcut şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,

2. Kabule ve uygulamaya göre de,

a) Sanığın Aktif Eğitimciler Sendikası üyesi olduğu anlaşılmakla, gerekçenin son paragrafında örgütle iltisaklı Sağlık-Sen üyesi olduğuna dair sanık ile ilgili olmayan bilgiye yer verilmesi,

...

Kanuna aykırı, sanık müdafinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA,"

23. FETÖ/PDY'yle bağlantılı suçlarda Aktif Eğitim-Sen'e üyelik yönünden Yargıtayın benzer yönde verdiği diğer kararlar için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 9/12/2024 tarihli ve E.2022/28209, K.2024/17187 sayılı; 9/12/2024 tarihli ve E.2022/28253, K.2024/17186 sayılı; 9/12/2024 tarihli ve E.2022/28576, K. 2024/17211 sayılı kararları.

B. Uluslararası Hukuk

24. Uluslararası sözleşmeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Hanifi Yaliçli, §§ 39-47; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920 , 25/5/2017, §§ 30, 31.

25. AİHM, Yalçınkaya/Türkiye (B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında; başvurucunun sendikaya (Aktif Eğitim-Sen) ve bir derneğe üye olmasının terör örgütü üyeliği suçu bakımından delil olarak kullanılmasını örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir. AİHM, başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi kapsamında örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir. AİHM kararında söz konusu sendika ve derneğin şiddete teşvik veya demokratik bir toplumun temellerini reddetme olarak yorumlanabilecek herhangi bir eylemde bulunup bulunmadığına yönelik yargı mercilerince yapılan yargılamalarda herhangi bir tespitte bulunulmamasına dikkat çekmiştir. Ayrıca, yasal olarak faaliyette bulunan sendika ve dernek üyeliklerinin terör örgütü üyeliği suçu açısından delil olarak kullanılmasının genişletici bir yorum olduğu da kararda belirtilmiştir. AİHM, yargı mercilerince söz konusu delillerin terör örgütü üyeliği suçu bakımından delil olarak kullanılmasının suç alanını öngörülemez bir şekilde genişlettiği, bunun ise kanunilik ilkesi yönünden belirsizlik yarattığı değerlendirmesinde bulunmuştur.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Anayasa Mahkemesinin 21/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru aşağıdaki başlıklar altında incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

27. Başvurucu, Aktif Eğitim-Sen'e üyeliği nedeniyle terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûm edilmesinin örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca Yargıtayın bir kararını referans göstererek yasal olarak kurulan bir sendikaya üye olmanın terör örgütüne yardım etme suçunun delili olarak kabul edilemeyeceğini belirterek adil yargılanma hakkı ile suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre mahkûmiyet kararına delil olarak gösterilen eylemlerinin tamamı bir temel hakkın kullanılmasına ilişkin olmasının yanı sıra FETÖ/PDY'nin bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmesinden öncedir. Bu nedenle ancak özel kastla işlenebilen terör örgütüne yardım etme suçunu işlediğine yönelik mahkûmiyet kararında bilerek ve isteyerek bir terör örgütüne nasıl yardım ettiğine dair yeterli gerekçe bulunmamaktadır.

28. Bakanlık görüşünde öncelikle başvuruda kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiği, kabul edilebilirlik şartlarının karşılandığının değerlendirilmesi hâlinde Anayasa Mahkemesince daha önce verilen kararlarda da belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetinin esası bakımından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir.

29. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı ihlal iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

30. Somut olayda başvurucu; cezalandırılmasına neden olan olayların meydana geldiği tarihlerde geniş toplum kesimlerince dinî bir cemaat veya sivil toplum örgütü olduğu zannedilen yapı ile irtibat ve iltisakını gösteren Aktif Eğitim-Sen isimli sendikaya üye olduğu ve Ceyhan ilçe temsilciliği yaptığı gerekçesiyle FETÖ/PDY'ye bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan cezalandırılmıştır.

31. Eldeki başvuruda çözümlenmesi gereken öncelikli mesele başvurucunun FETÖ/PDY'ye yardım etme suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesidir. Hiç şüphesiz başvurucunun mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiilleri işlediği sırada irtibat ve iltisaklı olduğu örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini öngördüğü kabul edilecektir ( Metin Birdal [GK], B. No: 2014/15440 , 22/5/2019, §§ 62, 67).

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngöremediği yönündeki şikâyetlerinin suç ve cezaların kanuniliği ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

33. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak olan '' Suç ve cezalara ilişkin esaslar '' başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.''

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a . Genel İlkeler

35. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölümlerinde kanunla düzenleme ilkesine pek çok maddede ayrı ayrı yer verildiği gibi 13. maddede ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkelerde de sınırlamaların ancak kanunla yapılabileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın suç ve cezaları düzenleyen 38. maddesinde de suç ve cezaların kanuniliği ilkesi özel olarak güvence altına alınmıştır ( Karlis A.Ş. [1. B.], B. No: 2013/849 , 15/4/2014; § 31).

36. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte; buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır ( Karlis A.Ş. , § 32; Adnan Şen [GK], B. No: 2018/8903 , 15/4/2021, § 104; Hasan Sarıcı [GK], B. No: 2018/37695 , 9/10/2024, § 46).

37. Bununla birlikte ne kadar açık ve anlaşılır şekilde düzenlenirse düzenlensin suç ve ceza öngören kurallar yargı organlarının yorumuna ihtiyaç duyabilir. Ancak yargı organlarınca yapılacak yorumun kuralın özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir ( Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri [2. B.], B. No: 2017/4902 , 28/1/2020, § 47). Özellikle terör suçları bakımından terörün veya terörizmin herkes tarafından kabul edilen evrensel bir tanımının bulunmadığı da gözardı edilmemelidir. Ancak bu durum, terör suçlarının kovuşturulması ve cezalandırılması söz konusu olduğunda Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen suç ve cezaların kanuniliği ilkesi kapsamındaki güvencelerin sağlanmasına engel olacak şekilde yorumlanmamalıdır. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır.

b. Terör Örgütüne Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme Suçuna İlişkin Değerlendirmeler

38. 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçu " bir kimsenin, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olacak şekilde kurulmuş ve kendisinin üye olmadığı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmesi " şeklinde tanımlanmıştır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere suç örgütüne veya terör örgütüne yardım etme suçunda, kanuni düzenlemede nitelikleri belirlenmiş bir suç örgütünün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlayan kişi cezalandırılmaktadır. Bu itibarla, bu suçun failinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması gerekmez.

39. Kanun koyucu, örgüte yardım etme suçunun hangi hareketler ile gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir açıklamaya yer vermemiş veya yardım suçunu oluşturması muhtemel eylemleri tek tek saymamış, genel ve soyut bir düzenleme getirmiştir ( Hanifi Yaliçli [GK], B. No: 2014/5224 , 10/6/2021, § 83). Yargıtay içtihatlarında bir davranışın ancak örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi hâlinde örgüte yardım olarak nitelendirilebileceği ifade edilmiştir. Başka bir deyişle, Yargıtay serbest hareketli bir suç olan örgüte yardım etme suçunun işlendiğini kabul etmek için örgütün hareketlerini kolaylaştıran, etkinliğini artıran, etki alanının genişlemesini veya varlığını devam ettirmesini sağlamaya yönelik eylemlerin (davranışların, icra hareketlerinin) netice olarak terör örgütünün amacını gerçekleştirmeye hizmet ettiğinin belirlenmesi şartını aramaktadır. Dolayısıyla uygulamada örgütün mevcudiyetini koruması, büyümesi, güçlenmesi, örgütsel amaçları gerçekleştirmesi için maddi ya da manevi bir katkıda bulunmuş ise failin örgüte yardım ettiği kabul edilmektedir ( Hanifi Yaliçli , § 97).

40. Örgüte yardım etme suçu, failin yardım ettiği üye veya örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür. Çünkü Anayasa Mahkemesinin suç örgütüne üye olma suçu bağlamında ifade ettiği gibi birden fazla kişinin suç işlemek için organize olması ve böyle bir organizasyona destek sağlanması toplum için daha açık ve yakın bir tehdit oluşturur. Özellikle günümüzde terörizmin gerek ulusal gerek uluslararası alanda ulaştığı düzey gözönüne alındığında bu tehdit oldukça somut hâle gelmektedir ( Metin Birdal , § 61).

41. Anayasa Mahkemesi Hanifi Yaliçli kararında temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiş, özellikle terör örgütüne yardım etme suçunun yapısına ve bu suç bağlamında yarışan değerler arasında denge kurulmasına dair ayrıntılı açıklamalar yapmıştır ( Hanifi Yaliçli, § 67-121).

42. Anayasa Mahkemesi, yukarıda yer verilen değerlendirmeler ve Hanifi Yaliçli kararında bir kişinin terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûm edilebilmesi için " terör örgütünün amacını gerçekleştirmeye hizmet ettiğinin belirlenmesi " şeklinde eldeki başvurunun çözümlenmesinde de önemli olan bazı değerlendirmelerde bulunmuştur. Her ne kadar gerçekleştirilecek olan bu hizmetin neler olduğu kanunda ayrı ayrı sayılmamışsa da terör örgütünün mevcudiyetini koruması, büyümesi, güçlenmesi, örgütsel amaçları gerçekleştirmesi için maddi ya da manevi bir katkıda bulunmasına yönelik eylemler bu suçun oluşmasında yeterli kabul edilmektedir. Dolayısıyla kişinin yasa dışı bir örgüte, örgütün bu özelliğini ve hareketinin örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etme neticesini doğuracağını bilerek ve isteyerek yardım ettiğinin yeterli bir gerekçe ile ispat edilmesi şarttır. Örgüte yardım suçunda iddia makamınca ortaya konulan maddi olayların gerçekleşip gerçekleşmediğinin yanı sıra suçun unsurlarının, nedensellik bağının, failin kusur yeteneğinin, kastının ve failin hareketlerinin hangi surette örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etme neticesini doğurduğunun gösterilmesi gerekir ( Hanifi Yaliçli, § 117).

c . Başvurucunun Cezalandırılmasında Delil Olarak Kabul Edilen Faaliyetlerinin Değerlendirilmesi

43. Başvurucunun terör örgütüne yardım ettiği gerekçesiyle cezalandırılmasına neden olan FETÖ/PDY, Fetullah Gülen tarafından kurulan 1960'lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve uzun yıllar boyunca dinî bir grup olarak nitelenen bir yapılanmadır ( Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169 , 20/6/2017, § 22). Anılan yapılanma özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmiş, bunun yanı sıra başta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunmuş, sivil alanda önemli bir etkinliğe ulaşmıştır. Bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenen, bazen de yasal yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden özellikle de kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur ( Aydın Yavuz ve diğerleri , § 26; Mustafa Baldır [2. B.], B. No: 2016/29354 , 4/4/2018, § 75; Bilal Celalettin Şaşmaz [1. B.], B. No: 2019/20791 , 18/10/2022, § 44). FETÖ/PDY ancak 2013 yılı sonrasında bir terör örgütü olarak nitelendirilmiş, örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak bu tarihten sonra soruşturma ve kovuşturmalar yoğun olarak yürütülmüştür (adli makamlar tarafından FETÖ/PDY mensubu oldukları ve bu örgütün faaliyetleri doğrultusunda çeşitli suçlar işledikleri değerlendirilen kişiler hakkında başlatılan soruşturmalara ve yapılan yargılamalara, devletin güvenlik birimlerinin karar, açıklama ve uygulamalarına ilişkin izahat için bkz. Adnan Şen [GK], B. No: 2018/8903 , 15/4/2021, §§ 13-25, 116; Bilal Celalettin Şaşmaz, § 45).

44. Somut başvuru kapsamında da öğretmen olarak kamu görevi yürüten başvurucu 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin ardından başlatılan soruşturmalar kapsamında gözaltına alınmıştır. Başvurucu hakkında FETÖ/PDY'nin amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla kurulan Aktif Eğitim-Sen isimli sendikaya üye olmak ve bu sendikanın Ceyhan ilçe temsilciliğini yapmak, terör örgütünün finans yapılanması içerisinde yer alan Bank Asya isimli bankada hesabının olması ve yine terör örgütünün basın yayın organı olan Zaman gazetesi aboneliği eylemleri isnat edilmiştir. Yapılan yargılama sonucunda ise yargı mercileri başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer almadığını ancak terör örgütüyle irtibatlı olan Aktif Eğitim-Sen isimli sendikaya üyeliği ve bu sendikanın Ceyhan ilçe temsilciliği yapması nedeniyle terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir (Aktif Eğitim-Sen ile ilgili detaylı bilgi için bkz. Ali Şeker, §§ 6-15).

45. Öncelikle Mahkemenin mahkûmiyet kararında dikkate alınan eylemleri yer, zaman, bağlam ya da kişinin bu eylemlerdeki rolü gibi kriterlerin hiçbiri yönünden ilgili ve yeterli bir gerekçe ile değerlendirmediği, sadece söz konusu olguları sıralayarak sonuca vardığı anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle Mahkemenin gerekçesi, ilgili delillere dayalı olarak olguların makul seviyede bir analizine dayandırılmamıştır ( Ramazan Topuz [1. B.], B. No: 2018/37949 , 19/11/2024, § 31). Başvurucunun sadece söz konusu sendika üyesi olduğu ve söz konusu sendikanın ilçe temsilciliği yaptığı belirtilmiştir. Başvurucu, yargılama safhalarında yaptığı savunmalarında söz konusu sendikaya üye olduğunu kabul etmesine rağmen sendikanın ilçe temsilciliğini yapmadığını hatta ilçelerde temsilcilik bulunmadığını ileri sürmüştür. Ancak yargı mercileri, başvurucunun itirazlarına yönelik herhangi bir araştırma yapmadığı gibi sadece soyut gerekçelerle başvurucunun ilçe temsilciliği yaptığını kabul etmiştir. Bu itibarla, yargı mercileri başvurucunun söz konusu sendikanın ilçe temsilciliği yürüttüğü ve bu üstlendiği görev itibarıyla terör örgütüne nasıl bir katkı sağladığına yönelik herhangi bir değerlendirmede bulunmadığı anlaşılmaktadır.

46. Dolayısıyla mevcut başvuruda yargı mercilerinin sadece başvurucunun Aktif Eğitim-Sen'e üye olması nedeniyle FETÖ/PDY'nin amaçlarına ulaşmasına katkı sağladığı sonucuyla mahkûmiyetine dayanak oluşturduğu anlaşılmaktadır. Halbuki, FETÖ/PDY'yle iltisaklı sendika, dernek ve diğer yasal örgütleri kurmaları, bunlara üye olmaları veya yönetim ve denetim kurullarında yer almaları tek başına kişilerin örgütün nihai amacını bilerek katkı sağladığı ve iltisak boyutunu aşarak örgütsel bir faaliyet kapsamında olduğu değerlendirilemez (benzer yönde terör örgütü üyeliği açısından yapılan değerlendirmeler için bkz. Hasan Sarıcı , § 38). Bununla birlikte, kişiler kendi istedikleri şekilde sendika kurmak veya bir sendikaya üye olmakta özgürdür. Anayasa'nın 51. maddesinde, çalışanların sendikalara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahip olduğu gibi hiç kimsenin bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamayacağı da ifade edilmiştir ( Abbas Akçay ve diğerleri [1. B.], B. No: 2015/2790 , 23/5/2018, § 30). Zira sendika hakkının unsurlarından birini oluşturan sendikal faaliyette bulunma hakkı öncelikle bireysel sendika üyeliğinin güvence altına alınması ile mümkündür ( Hüseyin Ercan [2. B.], B. No: 2018/11352 , 8/9/2021, § 33).

d. Başvurunun Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi Yönünden Değerlendirilmesi

47. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorumun ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken, özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır ( Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri, § 47; Adnan Şen , § 107; Hasan Sarıcı , § 48). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken, terör örgütüne yardım etme suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (terör örgütü üyeliği suçu bakımından benzer değerlendirmeler için bkz. Ahmet Aslan , [1. B.], B. No: 2021/23949 , 6/10/2022, § 68; Hasan Sarıcı , § 48). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir ( Hasan Sarıcı , § 48).

48. Başvuru konusu olayda yargı mercileri, başvurucunun terör örgütüyle ilgisi nedeniyle kapatılmış bir sendikada üye olmasını ve ilçe temsilciliği görevini üstlenmesini terör örgütüne yardım etme suçunun delili olarak kabul etmiştir. Ancak somut olayda yargı mercileri; örgütsel özellik taşıyıp taşımadığı değerlendirilmemiş olan sendika üyeliği ve herhangi bir tespite dayalı olmayan sendikanın ilçe temsilciliğini yürüttüğüne ilişkin tespitleri başvurucunun bir terör örgütüne yardım ettiği bilinciyle hareket ettiğini ortaya koymakta başarılı olamamıştır. Yukarıda belirtilen Yargıtay içtihatları da incelendiğinde, benzer bir yaklaşımın benimsendiği ve terör örgütüne yardım etme suçu bakımından sadece sendika üyeliğinin yeterli olmayacağının kabul edildiği anlaşılmaktadır.

49. Bu itibarla, yargı mercilerince başvurucunun mahkûmiyetine esas alınan fiillerin suç oluşturan ya da örgütsel faaliyetler bağlamında gerçekleştirilen fiiller olduğu, bu fiilleri işlediği sırada başvurucunun söz konusu yapının bir terör örgütü niteliğinden haberdar olduğunun kabul edilmesi gerektiği ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyulamamış ve başvurucuyu cezai yönden sorumluluk altına sokacağı gösterilememiştir. Başvurucunun bu şekilde terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun terör örgütüne yardım etme suçundan mahkûmiyeti nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

51. Başvurucu, sendika üyeliğinin mahkûmiyetinde delil olarak kullanılması nedeniyle örgütlenme özgürlüğünün de ihlal edildiğini iddia etmiştir. Kişilerin anayasal hak ve özgürlükler kapsamında kalan faaliyetlerinin mahkûmiyet kararlarında delil olarak kullanılması, bireysel başvuru kapsamındaki çeşitli hak ve özgürlükler üzerinde caydırıcı etki doğurabilir. Bu durum Anayasa Mahkemesinin ilgi alanındadır (toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bağlamında bkz. Metin Birdal § 48; örgütlenme özgürlüğü bağlamında bkz. Hakan Yılmazöz [1. B.], B. No: 2017/37725 , 3/6/2020, § 25; Tüncay Yıldız ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/12717 , 8/1/2020, § 31; din ve vicdan özgürlüğü bağlamında bkz. Mehmet Bozhan [2. B.], B. No: 2014/2797 , 23/10/2019, § 51; toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile birlikte ifade özgürlüğü bağlamında bkz. Uğur Ahmet Yaşar [2. B.], B. No: 2014/11842 , 2/6/2020, § 33; Candar Şafak Dönmez [GK], B. No: 2015/15672 , 5/11/2020, § 78).

52. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi somut olaya benzer başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meseleyi, başvurucunun FETÖ/PDY'ye yardım etme suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi şeklinde kabul etmiştir ( Bilal Celalettin Şaşmaz , § 40). Bu doğrultuda eldeki başvuruda örgütlenme özgürlüğü kapsamında bir inceleme yapılmasına - suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden yapılan tespitler ve varılan sonuç - gözönüne alınarak gerek görülmemiştir.

V I . GİDERİM

53. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama ve 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

54. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875 , 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506 , 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949 , 21/1/2021, §§ 93-100).

55. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

Ç. Kararın bir örneğinin, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/106, K.2018/287) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 487,60 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.