Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

İkinci Bölüm 2013/4211 E. K.

AYM 2015-12-01 Yüksek mahkeme
Bu kararla araştırma hazırlayın

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

GÜLŞEN BOZKURT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/4211)

Karar Tarihi: 1/12/2015

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, 1998 yılında askerde meydana gelen ölüm olayına ilişkin etkili

soruşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17., 36., 40. ve 125. maddelerinde

güvence altına alınan hakların ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 4/6/2013 tarihinde İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 24/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 10/7/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru

belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlık tarafından 19/8/2015 tarihinde başvuru hakkında

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 10/9/2015 tarihinde tebliğ

edilmiş; başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 21/9/2015 tarihinde

sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7.

Başvurucunun kardeşi Hamza Bozkurt (H.B.) piyade er rütbesiyle Şanlıurfa Suruç

3. Hudut Tabur 9. Hudut Bölük Komutanlığında askerlik hizmetini yaptığı sırada

22/4/1998 tarihinde nöbet tuttuğu bölgede ateşli silah yaralanması sonucu

hayatını kaybetmiştir.

8.

Ölüm olayına ilişkin olarak yürütülen soruşturmada Kara Kuvvetleri Komutanlığı

5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık) “arkadaşlarının H.B. hakkında askerliğiyle ilgili

çeşitli sıkıntılar yaşadığını belirttiklerini, ölüm olayından hemen önce Piyade

Er K.G.’nin, H.B.’yi nöbet

tuttuğu yerde yere çökmüş vaziyette gördüğünü ve ayağa kalkması gerektiği

konusunda uyardığını, H.B.’nin de cevap vermeden

ayağa kalktığını, daha sonra K.G.’nin nizamiyeye

doğru hareket ettikten sonra boğuk sesli bir patlama sesi duyduğunu, aynı sesi

olay yeri yakınındaki binanın dışında bulunan Piyade Er Y.T. ile binada bulunan

Tabip Teğmen R.B. ve Piyade Astsubay Başçavuş H.U.’nun

da duyduklarını, Y.T.’nin patlama sesinden sonra

H.B.’nin sağ omzundan tutarak yavaş yavaş ilerlemeye

çalıştığını gördüğünü ve daha sonra sırt üstü yere uzanmış olarak bulunan H.B.’ye ilk müdahalenin olay yerinde yapılıp, ardından

hastaneye kaldırıldığını ve H.B.’nin hastanede

hayatını kaybettiğini” tespit

etmiştir.

9. Olaya

ilişkin ifadesi alınan Piyade Astsubay Başçavuş

H.U. “2/4/1998 tarihinde odasında

iken saat 09:00 civarında yakın bir yerden tek el silah sesi duyduğunu, hemen

dışarı çıktığını, orada bulunanlara sesin nereden geldiğini sorduğunu, bu

sırada 8 nolu nöbet yerine baktığında nöbetçinin

tüfeksiz bir vaziyette sol eli ile sağ omzunu tutarak yavaş bir tempoda

ilerlediğini ve aynı zamanda sağ omzundan kan geldiğini gördüğünü, yanında

bulunan erlerden bölükte bulunan doktora haber vermelerini ve ambulansın

hazırlanmasını istediğini, başlangıçta Suriye tarafından ateş edilmiş

olabileceğini düşünerek çevreyi kontrol ettiğini, ardından olay yerine

geldiğini, olay yerinde H.B.’ye doktor tarafından

müdahale edildiğini gördüğünü, H.B.’nin hırıltılı bir

şekilde nefes aldığını ancak, bilincinin yerinde olmadığını, H.B.’nin yattığı yer ile tüfeğinin bulunduğu yer arasında

yaklaşık 20 metre mesafe bulunduğunu, olayda kullanılan tüfeğin üzerinde kan

olduğunu, tüfeğin emniyetinin tek atış pozisyonunda ve şarjörün tüfeğe takılı

vaziyette olduğunu, boş kovanın ise mekanizma ile atım yatağı arasında sıkışmış

bir vaziyette durduğunu, silahı emniyete alıp şarjörünü çıkardığını, kurma

kolunu geriye çekerek atım yatağını kontrol ettiğini, aynı zamanda atım

yatağını kokladığında barut kokusu aldığını, şarjörde 19 tane dolu mermi

bulunduğunu saydığını, zaten nöbetçilere her şarjörde 20 mermi olacak şekilde

toplam 100 mermi verdiklerini, ayrıca tüfeğin bulunduğu yer ile H.B.’nin düştüğü yer arasında kan izlerinin bulunduğunu”

beyan etmiştir.

10.

Somut olay kapsamında yapılan olay yeri incelemesinde, olay yerinde bulunan

13A017 seri numaralı G-3 piyade tüfeğinin müteveffaya ait olduğu, olay yerinde

bu tüfek üzerinde yaptırılan ilk bilirkişi incelemesinde taze barut kokusunun

bulunduğunun tespit edildiği, yapılan balistik inceleme sonucu söz konusu

silahın herhangi bir arızasının bulunmadığı, ateşleme ve emniyet tertibatının

sağlam ve işler durumda olduğu, olay yerinde bulunan boş kovanın da söz konusu

silaha ait olduğu belirlenmiştir.

11.

Olayın ardından Şanlıurfa Devlet Hastanesince yapılan ölü muayenesi işleminde “ceset üzerinde sağ omuzda sağ meme ucunun 10 cm.

üzerinde 5 cm. çapında ateşli silah yarasına bağlı, kenarlarında kahverengi

renkte yanık izleri bulunan parçalı bir deliğin bulunduğu ancak, barut izinin

bulunmadığı, yaranın simetrik olarak arka tarafında sağ skoplanın

2 cm. üzerinde 1 cm.’lik mermi çıkış deliğinin

görüldüğü, ön taraflı 5 cm. çaplı yaranın uçlarının dışa, arka taraftaki 1 cm.

çaplı yaranın ise içe dönük olduğu, bu haliyle giriş çıkış deliklerinin askeri

gömlek üzerinde yapılacak barut izi araştırması ile tespit edilebileceği” belirtilmiş ve klasik otopsiye gerek

görülmemiştir.

12.

Mermi giriş çıkış deliğinin tespiti için incelenmek istenen H.B.ye ait askerî

gömleğin imha edilmiş olduğu belirlenmiştir. İmha tutanağından ise mütevaffaya ait askerî gömleğin sağ cep kapağına yakın

bölgesinde 5 cm çapında düzensiz yırtığın bulunduğu, yırtığın etrafında kanla

beraber siyah renkte barut izlerinin görüldüğü, söz konusu giysinin kanla

ıslanmış olarak naylon torba içinde uzun süre postada kalması neticesinde pis

ve kokmuş olduğu ve bu giysinin tetkik amacıyla muhafaza edilmesine gerek

görülmediği değerlendirilerek ölüm olayından sekiz gün sonra imha edildiği

anlaşılmıştır.

13.

Bu gelişmelerin ardından ölüm olayına ilişkin dosya, ölü muayenesi esnasında

çekilmiş fotoğraflarla birlikte incelenmek üzere bilirkişi sıfatıyla adli tıp

uzmanına gönderilmiştir. Bu kapsamda alınan raporda “müteveffanın cesedinin sağ ön kısmında tespit edilen 5 cm. çaplı

ciltteki deliğin kenarlarında kahverengi renkli barut izlerinin mevcut

olduğunun tarif edildiği gibi fotoğrafların incelenmesinden de cilt defektinin kenarında siyah renkli yanık iz hattının

görüldüğü, sırt sağ orta kısmındaki defektin

kenarında herhangi bir yanık-is-barut izinin mevcudiyeti tarif edilemediği gibi

fotoğraflarda da bir is mevcudiyetinin gözlenmediği değerlendirilerek sağ

ön-üst 5 cm. çaplı cilt defektinin mermi çekirdeği

giriş deliği, sırt bölgesi sağ üst-orta kısımda tarif edilen deşiğin ise mermi

çıkış deliği olduğu, G-3 P. Tf. ile bitişik atış

mesafesinden yapılacak atışta ciltte çıkış deliğinin daha büyük, kenarları

parçalı ve yer yer dışa dönük bir giriş deliği oluşmasının tıbbi olarak

beklenebileceği, bu tür bitişik yapılan atışlarda namlunun ucundan çıkan

ürünlerin bir kısmının cilt altında açılan “Hofmann

Maden Boşluğu” içerisinde kalacağı, yanık is ve barut tanelerinin bir kısmının

cilt altında yani yara trajesi içerisinde bulunacağı,

bu nedenle Şanlıurfa Devlet Hastanesinde yapılan otopsi raporunda cesede

uygulanan dış muayene sırasında giriş deliğinde barut izlerinin bulunmadığı

şeklinde yanıltıcı sonuca varıldığı”

belirtilmiştir.

14.

Soruşturma sonucunda Askerî Savcılık 2/6/1998 tarihli ve E.1998/1304,

K.1998/925 sayılı kararıyla tanık ifadeleri, otopsi raporu, düzenlenen kriminal rapor, adli tıp uzmanının bilirkişi raporu, olay

yeri tespit tutanağı, olay yeri krokisi ve resimleri, müteveffaya ait fotoğraflar

ve tüm dosya kapsamında yaptığı değerlendirme sonucunda H.B.nin

nöbet yerinde kendisine zimmetli olan silahı sağ omzuna dayayıp bir el ateş

etmek suretiyle intihar etmiş olduğunu ve H.B.nin

ölümünde kimsenin kusurunun, kastının, etkisinin, ikna veya yardımının

bulunmadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

15.

Anılan karara yapılan itiraz, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2. Ordu Komutanlığı

Askerî Mahkemesinin (Askerî Mahkeme) 24/8/1998 tarihli ve K.1998/145 sayılı

kararıyla reddedilmiştir.

16.

Başvurucu 24/2/2012 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben

yazdığı dilekçe ile H.B.nin annesi F.B.ye ölüm

olayından sonra bir telefon geldiğini, telefondaki kişinin “başınız sağ olsun. Ben Suruç’ta asker iken Hamza’nın

devre arkadaşıydım. Hamza’yı vuran kişi o gün bölükte görevli Piyade Astsubay

Başçavuş H.U.’dur. Olay üzerine hemen Adana iline

tayinini istedi ve gitti. Bölükte askerlere yapılan baskı nedeniyle kimse bir

şey söyleyemedi. Hamza’nın ölümü nedeniyle askerlerden alındığı bildirilen

ifadelerin tamamı da ifadeyi alanlar tarafından yazılarak imzalandı. Vicdan

azabı çektiğim için bu haberi vermek istedim. Ancak hayatımı tehlikeye sokmamak

için ismimi veremeyeceğim.” şeklinde beyanda bulunup telefonu

kapattığını ve konuşmanın F.B.nin telefonla görüştüğü

odada bulunanlar tarafından hazırlanan bir tutanakla imza altına alındığını

belirterek yeni bir delilin ortaya çıktığından bahisle olaya ilişkin tanıkların

yeniden dinlenmesi ve H.B.nin vücudunda bulunan atış

izinin bitişik atış sonucu mu yoksa uzaktan atış sonucu mu meydana geldiğinin,

gerekirse fetikabir yapılarak tespit edilmesi

talebinde bulunmuştur.

17.

Başvurucunun bu talebine ilişkin dosya, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca

verilen görevsizlik kararı neticesinde 1998 yılındaki soruşturmayı yürüten

Savcılığa intikal etmiştir.

18.

Askerî Savcılık 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

172. maddesi uyarınca H.B.nin ölüm olayına ilişkin

yeniden soruşturma açılabilmesi için yeni bir delilin bulunup bulunmadığı

konusunda inceleme yapılması amacıyla soruşturma başlatmıştır.

19.

Yapılan soruşturma kapsamında, başvurucu tarafından dinlenilmesi istenen

tanıklardan bir kısmının ölüm olayının hemen ardından Suruç Cumhuriyet

Başsavcılığınca, diğer bir kısmının ise soruşturma kapsamında birlik

Komutanlığınca dinlenildikleri ve söz konusu şahısların ifadeleri

incelendiğinde olayı veya mütevaffayı öldüreni

gördüklerine yönelik doğrudan bir beyanda bulunmadıkları tespit edilmiştir.

20.

Soruşturma kapsamında dinlenen tanık H.A. ise talimat yoluyla alınan

ifadesinde, ölüm olayının hemen ardından Suruç Cumhuriyet Başsavcılığınca

alınan ifadesinden farklı olarak olay yerine geldiğinde H.B.yi çömelmiş vaziyette gördüğünü, ne olduğunu sormak

için dokunduğunda ise H.B.nin yere düştüğünü beyan

etmiş ancak olay yerinde silahlı başkaca bir personel görmediğini belirterek

herhangi bir şüpheli şahıstan bahsetmemiştir.

21.

Atış mesafesinin tespiti hususunda yapılan araştırmada ise adli tıp uzmanından

alınan raporda, olay üzerinden uzun bir zaman geçmiş olması gözönüne

alındığında ateşli silah mermi çekirdeği giriş deliğine ait yumuşak dokular

üzerindeki tüm bulguların ortadan kalkmış olacağının değerlendirildiği ve fetikabir yapılması hâlinde dahi atış mesafesinin tayini

açısından ek bir bulgu tespit edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu nedenle

bilirkişi raporunda, ölüm olayından sonraki raporlar ve delillerin

değerlendirilmesi neticesinde atışın bitişik atış veya bitişiğe yakın atış

mesafesinden yapıldığının kabulünün gerektiği bildirilmiştir.

22.

Yürütülen soruşturma sonucunda Askerî Savcılık 11/10/2012 tarihli ve

E.2012/485, K.2012/104 sayılı kararında “Kara

Kuvvetleri Komutanlığı 5 nci

Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığının 2/6/1998 tarihli kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararını ortadan kaldıracak yeni bir delilin elde edilemediği” gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiştir.

23.

Anılan karara itiraz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Askerî Mahkeme,

soruşturmanın genişletilmesine karar vermiştir. Mahkeme bu kapsamda

soruşturmadaki eksikliklerin giderilmesi amacıyla Askerî Savcılıktan; H.B.nin annesinin aranarak ölüm olayına sebep olduğu iddia

edilen kişi hakkında bilgi temin edilmesini, kemik incelemesinden atış

mesafesinin tespit edilip edilemeyeceğinin belirlenmesini ve Piyade Astsubay H.U.nun ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

24.

Askerî Savcılık, soruşturmanın genişletilmesi kararı kapsamında H.B.nin annesini arayarak ölüm olayına sebep olan kişi ile

ilgili bilgi verilmesine ilişkin olarak telefon görüşmesinin yapıldığı odada

bulunanların bilgisine başvurmuştur. Bilgisi alınan kişiler, telefon

görüşmesinin 1998 yılının Mayıs veya Haziran ayında

yapıldığını belirtmişlerdir. Bu bilgi üzerine yapılan araştırma doğrultusunda

bir seneden daha eski tarihlere ait görüşme ayrıntılarının saklanmasının teknik

olarak mümkün olmadığı tespit edilerek telefonla yapılan ihbara ilişkin

bilgilerin elde edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

25. Mütevaffanın cesedi üzerinde yapılacak kemik incelemesinden

atış mesafesinin ve yönünün tespit edilip edilemeyeceği hususunda alınan

bilirkişi mütalaasında ise “merminin giriş

bölgesinin elbiseli bölgeye denk gelmesi, giriş deliği altında geniş yüzeyli

kemik dokusunun bulunmaması, giriş bölgesinin altında kaburga kemiklerinin

bulunması, bu nedenle boyut ve yüzeylerinin düşük olması, ayrıca olayın

üzerinden geçen 15 yıllık uzun süre göz önüne alındığında ölüm sonrası meydana

gelen kimyasal değişiklikler, bozulmalar nedeniyle kemikler üzerinde feth-i kabir yapılmak suretiyle atış mesafesi tayini, giriş

yönü gibi hususlarda ek bilgi elde edilmesinin tıbben mümkün olmadığından”

bahisle müteveffanın mezarında fetikabir yapılmasının

somut olayı aydınlatmaya yönelik fayda sağlamayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

26.

Genişletilen soruşturma kapsamında tekrar ifadesi alınan Piyade Astsubay

Başçavuş H.U., “hakkındaki iddiaların

asılsız olduğunu, silah sesini duyduğu zaman dışarı çıktığını, dışarı çıkarken

bölüğün komutanının da dışarı çıktığını, silah sesini duyan askerlerin de olay yerine

geldiğini, olay anına H.K. ve Doktor R.B.’nin şahit

olduğunu” beyan etmiştir.

27.

Askerî Savcılık; Doktor R.B.nin, ölüm olayına ilişkin

daha önceden alınan ifadesi ile Piyade Astsubay Başçavuş H.U.nun

ifadesinin örtüştüğünü, H.K.nin ise ölüm olayının

ardından Bölükte alınan ifadelerde yazıcı olarak görev yaptığını, bu nedenle

anılan kişilerin yeniden ifadelerinin alınmasına gerek olmadığını

değerlendirmiştir.

28.

Genişletilen soruşturma sonucu, soruşturma dosyasındaki eksikliklerin

giderildiğini tespit eden Askerî Mahkeme 11/4/2013 tarihli ve K.2013/A-12-194

sayılı kararıyla Askerî Savcılık tarafından verilen 11/10/2012 tarihli

kovuşturmaya yer olmadığı kararının usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek

bu karara yapılan itirazı reddetmiştir.

29.

Anılan karar 17/5/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup

4/6/2013 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı bulunmadığı tespit

edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

30.

25/10/1963 tarihli ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü

Kanunu’nun “İtirazın reddi” kenar

başlıklı 109. maddesi şöyledir:

“İtiraz süresi içinde

yapılmamış veya sebep gösterilmemişse veyahut kamu davasının açılması için

yeter sebepler bulunmazsa askeri mahkeme itirazı reddeder.

Ret kararı suçtan zarar görene; eğer itiraz,

teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı

veya askerî kurum amiri tarafından yapılmış ise bu makama tebliğ olunur ve

ayrıca askerî savcıya ve şüpheliye bildirilir.

İtiraz

reddedildikten sonra kamu davası ancak yeni olaylara ve yeni delillere

dayanılarak açılabilir.”

31.

353 sayılı Kanun’un “İtirazın kabulü”

kenar başlıklı 110. maddesi şöyledir:

“Askerî mahkeme, itirazın yerinde ve haklı olduğuna kanaat getirirse,

şüpheli hakkında kamu davası açılmasının gerekli olduğuna karar verir ve evrakı

yetkili askerî savcıya gönderir.

Bu karar üzerine askeri savcı soruşturma

yapmaksızın iddianame ile kamu davasını açar.”

32.

5271 sayılı Kanun’un “Kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar” başlıklı 172. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Kovuşturmaya yer olmadığına

dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı

kamu davası açılamaz.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

33.

Mahkemenin 1/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 4/6/2013

tarihli ve 2013/4211 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34.

Başvurucu;

i.

Kardeşinin askerlik hizmetini yerine getirdiği esnada nöbet tuttuğu yerde

silahla vurulmuş olarak bulunduğu ve ardından hayatını kaybettiği olayla ilgili

olarak başlatılan soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini, anılan soruşturmanın etkin bir şekilde yürütülmediğini, somut

olaya ilişkin detaylı bir araştırma yapılmadığını ve olay anında H.B.nin üzerinde bulunan eşyaların olaydan sekiz gün sonra

imha edildiğini, bu bilgiler ışığında H.B.nin intihar

etmeyip kasten öldürüldüğünün anlaşıldığını ancak adli mercilerce olayı

aydınlatmak için gerekli çabanın gösterilmediğini,

ii.

Ölüm olayının ardından H.B.nin annesi F.B.ye bir

telefon geldiğini, telefondaki kişinin H.B.yi öldüren

kişinin bölükte görevli Piyade Astsubay Başçavuş H.U. olduğunu söylediğini, bu

yeni durum esas alınarak 2012 yılında yeniden soruşturma yapılması talebiyle

şikâyette bulunduklarını ancak anılan taleplerine yönelik etkili bir soruşturma

yapılmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirterek

Anayasa’nın 17., 36., 40. ve 125. maddelerinde güvence altına alınan haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat

taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

35.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde başvurunun,

başvurucunun kardeşinin ölümüne ilişkin olayda etkili bir soruşturma

yapılmadığı iddialarına dayandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, her ne kadar

Anayasa’nın 36., 40. ve 125. maddelerinde güvence altına alınan haklarının da

ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun şikâyetinin özünün,

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkına ilişkin olduğu

değerlendirilmiş ve başvuru bu kapsamda ele alınmıştır.

1. Başvurucunun Asıl Soruşturmaya İlişkin

İddiaları Yönünden

36. Başvurucu

1998 yılında kardeşinin hayatını kaybettiği olayın ardından yürütülen

soruşturmada delillerin yeterince toplanıp korunmadığını ve bu nedenle hukuka

aykırı olarak kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini ileri

sürmüştür.

37.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

38.

Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen

nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.

Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla

sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan tarihten önce

kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının

genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

39.

Başvurunun kabul edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai

işlem veya kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olması da

gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce kesinleştiği

tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu

tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür

(Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 32).

40.

Somut olayda her ne kadar müteveffanın cesedi üzerinde klasik otopsi yapılmayıp

harici muayeneyle yetinilmesi nedeniyle mermi giriş ve çıkış deliklerinin

tespit edilememesi, müteveffanın olay anında üzerinde bulunan ve mermi

deliklerini taşıyan giysilerin olaydan kısa süre sonra imha edilmesi, olayda

kullanılan silaha olaydan sonra uzman olmayan kişilerce temas edilmesi

nedeniyle silah üzerinde yeterli delil araştırması yapılmasının engellenmesi

gibi somut olayın aydınlatılmasını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte ciddi

eksikliklerin bulunduğu tartışabilir ise de somut olaya ilişkin yürütülen

soruşturmanın, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı

tarihten önce sonuçlandığı anlaşılmıştır.

41.

Bu çerçevede H.B.nin ölümüne ilişkin soruşturma

sonucunda Askerî Savcılık 2/6/1998 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiş ve anılan karar, Askerî Mahkemenin 24/8/1998 tarihli kararıyla

reddedilerek kesinleşmiştir. Başvurucunun daha sonradan soruşturmanın

yenilenmesi talebinde bulunmasının kararın kesinleşmesi üzerinde herhangi bir

etkisi yoktur.

42.

Açıklanan nedenlerle başvuru konusu kararın 23/9/2012 tarihinden önce

kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Başvurucunun Soruşturmanın Yenilenmesi

Talebine İlişkin İddiaları Yönünden

43.

Bakanlığın başvuru hakkındaki görüş yazısında öncelikli olarak AİHM içtihatları

uyarınca yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza soruşturmasının etkili

olabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi, soruşturmakla görevli olan

ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış olabilecek kişilerden

bağımsız olmaları; soruşturmanın, ölenin ailesinin meşru çıkarlarının korunması

için yeterli ölçüde kendilerine açık olması, makul bir hızlılık içinde

yürütülmesi, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarına

imkân verecek nitelikte olması gerektiği ifade edilmiştir.

44.

Bakanlık görüşünde yine AİHM kararlarına dayanılarak somut olayda varılan sonuçla

ilgili değil; bu sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu

olduğu, yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için

kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almaları gerektiği, soruşturmada

sorumlu kişi ya da kişilerin tespit edilmesini engelleyebilecek nitelikteki her

eksikliğin onun etkinliğine zarar verebileceği, etkili bir yargısal denetim

oluşturma şeklindeki pozitif yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası

açılmasını veya her ceza davasında mahkûmiyet kararı verilmesini

gerektirmediği, mağdurlara idari ve hukuki dava yollarının açık olmasının da

yeterli görülebileceği belirtilmiştir.

45.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde kardeşinin hayatını

kaybettiği olaya ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmediği yönündeki

iddialarını yinelemiştir.

46.

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1)

numaralı fıkraları uyarınca Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini iddia eden kişilere, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı

tanınmıştır.

47.

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

48. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

49.

Yaşam hakkına yönelik olarak yapılacak bir incelemede öncelikle başvurucunun

başvuru ehliyeti ve ihlal iddiasının incelenmesinde menfaatinin bulunup

bulunmadığı denetlenmelidir. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişilerin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucu, başvuru

konusu olayda ölen kişinin kardeşi olup olayla ilgili olarak yeniden soruşturma

başlatılması talebinde bulunmuş ve soruşturma sürecini takip etmiştir. Bu

nedenle gerçekleşen ölüm olayı ile ilgili soruşturmanın Anayasa’nın 17. maddesindeki

yaşam hakkının ihlali niteliğinde olduğunun tespitinde başvurucunun meşru

menfaati olup başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

50.

Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı; birbirleriyle

sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu

konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir

yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve

hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

51.

Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerine

getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan

ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin

belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini

gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 54). Bu usul

yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif

ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olarak tespit

edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu madde

kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013,

§ 29).

52.

Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı, yaşam

hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku

bulan ölüm olayında varsa sorumluların sorumluluklarını tespit etmek üzere

adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun

araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer

yandan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa'nın 17.

maddesinin, başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya

da cezalandırma hakkı verdiği yahut devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya

da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına

gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

53.

Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına soruşturma makamlarınca

resen harekete geçilmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57, Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 94 ).

54.

Ölüm olayına ilişkin olarak yapılacak etkili bir soruşturma kapsamında

yetkililerin; tanık ifadelerinin alınması, bilirkişi incelemeleri ve

gerektiğinde yaralanmalar ile ilgili eksiksiz ve detaylı bir rapor

hazırlanmasına imkân verecek otopsinin yapılması, ölüm sebebinin objektif

analizinin yapılması ve söz konusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi

için mümkün olan tüm tedbirlerin alınması gibi işlemleri yapmaları

gerekmektedir. Ölüm sebebinin veya olası sorumlulukların tespit edilmesini

olumsuz yönde etkileyecek nitelikteki her türlü eksiklik, etkili bir soruşturma

yürütülmesi açısından risk teşkil edebilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Giuliani

ve Gaggio/İtalya [BD], B. No: 23458/02,

24/3/2011, § 301; Mehmet Köse/Türkiye,

B. No: 10449/06, 1/4/2014, § 64).

55.

Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de

teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için

soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ek olarak

her olayda ölen kişinin yakınlarının, meşru menfaatlerini korumak için bu

sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).

56.

Somut olayda başvurucu; kardeşi H.B.nin ölümünün

ardından annesi F.B.ye bir telefon geldiğini, telefondaki kişinin H.B.yi öldüren kişinin bölükte

görevli Piyade Astsubay Başçavuş H.U. olduğunu söylediğini, bu yeni durum esas

alınarak 2012 yılında yeniden soruşturma yapılması talebiyle şikâyette

bulunduklarını ancak anılan taleplerine yönelik etkin bir soruşturma

yapılmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ileri

sürmüştür.

57.

Gerek 353 sayılı Kanun’un 109. maddesi gerekse 5271 sayılı Kanun’un 172.

maddesi kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen bir olay hakkında tekrar

soruşturma başlatılıp kamu davası açılabilmesini, yeni bir delilin ortaya

çıkması şartına bağlamıştır (bkz. §§ 30-32). Bu kapsamda somut olayda öncelikle

H.B.nin annesi F.B.ye gelen telefonun ve bu telefon

görüşmesinde söylenildiği iddia edilen bilgilerin, yeniden soruşturma

başlatılıp ardından kamu davası açılabilmesi noktasında yeni bir delil

niteliğinde olup olmadığına ilişkin olarak yaşam hakkının usul boyutu dikkate

alınmak suretiyle etkili bir inceleme yapılıp yapılmadığı ortaya konulmalıdır.

58.

Başvurucunun 24/2/2012 tarihli dilekçesi ile yeniden soruşturma talebinde

bulunması üzerine Askerî Savcılık, H.B.nin ölüm

olayına ilişkin yeniden soruşturma açılabilmesi için yeni bir delilin bulunup

bulunmadığı konusunda inceleme yapılması amacıyla derhâl soruşturma başlatmıştır.

Soruşturma kapsamında Askerî Savcılık, başvurucunun dinlenilmesini istediği

tanıkların ölüm olayından hemen sonra yürütülen soruşturmada ifadelerinin

alındığını ve mütevaffayı öldüreni gördüklerine

yönelik herhangi bir beyanlarının bulunmadığını tespit etmiştir. Diğer taraftan

atış mesafesinin tespiti hususunda yapılan araştırmada, adli tıp uzmanından

alınan rapor doğrultusunda olay üzerinden uzun bir zaman geçmiş olması gözönüne alındığında ateşli silah mermi çekirdeği giriş

deliğine ait tüm bulguların ortadan kalkmış olacağı değerlendirilmiş ve bu

nedenle fetikabir yapılması hâlinde dahi atış

mesafesinin tayini açısından ek bir bulgu elde edilemeyeceği sonucuna

ulaşılmıştır. Bu gerekçelerle Askerî Savcılık 11/10/2012 tarihli kararıyla daha

önceden verilmiş kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı ortadan kaldıracak

nitelikte yeni bir delilin elde edilemediğini belirterek tekrar kovuşturmaya

yer olmadığına karar vermiştir.

59.

Bu karara başvurucu tarafından itiraz edilmesi üzerine Mahkeme, soruşturmadaki

eksikliklerin giderilmesi amacıyla Askerî Savcılıktan; H.B.nin

annesinin aranarak ölüm olayına sebep olduğu iddia edilen kişi hakkında bilgi

temin edilmesini, kemik incelemesinden atış mesafesinin tespit edilip

edilemeyeceğinin belirlenmesini ve Piyade Astsubay H.U.nun

ifadesinin alınmasını talep etmiştir.

60.

Genişletilen soruşturma kapsamında yapılan incelemede; yeniden soruşturma

talebine konu telefon görüşmesinin 1998 yılının Mayıs veya Haziran ayında

yapıldığı, aradan uzun süre geçmesi nedeniyle görüşmenin ayrıntılarına

ulaşmanın mümkün olmadığı, yine ölüm olayının üzerinden uzun süre geçmesi ve

mermi giriş deliğinin vücutta bulunduğu yerin niteliği gereği müteveffanın

cesedi üzerinde yapılacak kemik incelemesinden atış mesafesinin ve yönünün belirlenmesinin

mümkün olmadığının bilirkişi mütalaasından anlaşıldığı tespit edilmiştir.

Ayrıca soruşturma kapsamında Piyade Astsubay Başçavuş H.U.nun

ifadesi tekrar alınmış ve bu ifadenin bölükte görevli Doktor R.B.nin ifadesi ile örtüştüğü belirlenmiştir. Böylelikle

soruşturma dosyasındaki eksikliklerin giderildiğini tespit eden Askerî Mahkeme

11/4/2013 tarihli kararıyla Askerî Savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer

olmadığı kararının usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek bu karara yapılan

itirazı reddetmiştir.

61.

Somut olayda başlatılan soruşturma kapsamında ölüm olayının hemen ardından

ortaya çıktığı iddia edilen bir delile (telefon görüşmesine) dayanılarak

yaklaşık 14 yıl sonra yapılan soruşturmanın yenilenmesi talebi neticesinde

detaylı bir inceleme yapıldığı, bu kapsamda olayın üzerinden uzun zaman geçmiş

olması nedeniyle telefon görüşmesine ilişkin kayıtlara ulaşılamayacağının ve fetikabir yapılması hâlinde dahi atış mesafesinin ve

yönünün tayini açısından ek bir bulgu elde edilemeyeceğinin uzman raporlarınca

tespit edildiği; başvurucunun, kardeşinin ölümünden sorumlu tuttuğu askerî

görevlinin ifadesinin de tekrar alındığı ve bu ifadenin olayın hemen ardından

yapılan soruşturmaya ilişkin dosyada bulunan mevcut bilgilerle uyuştuğu

belirlenmiştir. Bu nedenle soruşturmanın yenilenmesi talebine konu olan ve

yaklaşık 14 yıl önce gerçekleştiği iddia edilen telefon görüşmesinin ve

görüşmenin içeriğine ilişkin bilgilerin doğru olma ihtimali gözönüne

alınarak elde edilmesi mümkün olabilecek tüm delillerin ayrıntılı bir şekilde

araştırıldığı ancak tekrar soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte yeni

delillere ulaşılamadığı anlaşılmıştır.

62.

Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda yeniden soruşturma

başlatılmasına ilişkin talebin kendisine ulaşmasıyla Askerî Savcılık tarafından

derhâl soruşturma başlatıldığı, olayın aydınlatılması açısından detaylı bir

inceleme yapılarak gerekli delillerin toplandığı, soruşturmanın makul sürede

tamamlandığı ve başvurucunun soruşturmaya etkin bir şekilde katıldığı

anlaşılmaktadır. Başvuru dosyasındaki bilgi ve belgeler dikkate alındığında

sorumluların tespitine yönelik soruşturmanın yetersiz olduğundan, kararın somut

kanıtlarla çelişecek ve açıkça hukuka aykırılık oluşturacak şekilde keyfî

verildiğinden söz edilemeyeceği gibi bu konuda ihmalden kaynaklanan bir

davranış veya yetkililere yüklenebilecek bir eksiklik de saptanamamıştır.

Dolayısıyla kişinin yaşam hakkının korunması kapsamında yürütülen ceza

soruşturmasının etkisiz olduğuna ilişkin bir sonuca varılmasını gerektirecek

herhangi bir husus tespit edilememiştir.

63.

Açıklanan gerekçelerle yapılan soruşturma

sonucunda verilen karar nedeniyle başvurucunun yaşam hakkına yönelik bir ihlal açıkça tespit

edilmediğinden başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. 1. Asıl soruşturmaya ilişkin şikâyetlerin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Soruşturmanın yenilenmesi taleplerine ilişkin şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

1/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Alparslan ALTAN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Bülent ALTINSOY

Başvurucu

:

Gülşen BOZKURT

Vekili

:

Av. Selçuk KAR