Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

E. K.

BAM İstinaf
Bu kararla araştırma hazırlayın

T.C. .... BAM .... HUKUK DAİRESİ T.C. .... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A ... HUKUK DAİRESİ K A R A R

DOSYA NO : .../... KARAR NO : ..../.... BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : .../... KARAR NO : .../... KARAR TARİHİ : ....... İSTİNAF BAŞVURU TARİHİ :....... DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... - DAVALI : ...... ... VEKİLİ : Av. ... - DAVANIN KONUSU : Alacak B.A.M. KARAR TARİHİ : ..... KARAR YAZIM TARİHİ : ........ Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonunda mahalli mahkemesince davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonunda, incelemenin duruşma açılmadan karar verilmesi mümkün hallerden olduğu anlaşılmakla dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının ........ abone numarası ile davalı firmadan elektrik enerjisi satın aldığını, davalı şirketçe tahakkuk ettirilen faturalarda tüketim bedeli karşılığı olmayan kayıp - kaçak bedeli, PSHB, PSH sayaç okuma bedeli, iletim bedeli, dağıtım bedeli adı altında haksız ve hukuka aykırı tahsilatlar yapıldığını, Y.3H.D. 2014/11026 E 2015/3545 K. ve 05/03/2015 tarihli kararı ile anılan bedellerin abonelerden tahsil edilemeyeceği ve bu isimler altında yapılan ödemelerin iadesi gerekeceğine hükmedildiğini belirterek davanın kabulü ile fazlaya dair talep ve her türlü dava hakkı saklı kalmak kaydıyla davacının davalı taraf ile yapmış olduğu sözleşme uyarınca kullanmakta olduğu elektrik enerjisine ilişkin olarak aboneliği süresince tahsil edilen kayıp kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli, parekende satış hizmet bedeli, iletim bedeli, dağıtım bedeli ve enerji tüketim bedeli dışında başka bir ad altında her ay faturalara yansıtılan sözleşmeye ve hukuka aykırı olarak tahakkuk ve tahsil edilen tüm bedellerin ve bu bedellere ilişkin olarak tahakkuk ve tahsil edilen TRT Gelirleri Kanunu gereği %2 TRT payının 5784 sayılı Kanunun 13.maddesi gereği %1 enerji fonunun Belediye Gelirler Kanunu Gereği %5 Belediye vergisinin ve KDV'nin ve TEDAŞ'ın özelleştirmesinden sonra davalı şirketin davacı şirketin kullanmış olduğu elektrik enerjisini ticari elektrik olarak değerlendirmesi ve sanayi elektriği olarak faturalandırması gereken abonelikten fazladan yaptığı tahsilata ilişkin tüm talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte şimdilik 1.000,00.-TL'nin davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, davada idari yargının görevli olduğunu ve görev itirazında bulunduklarını, sektörlerde önlenemeyen sebeplerden kaynaklanan kayıpların maliyete eklenmemesi ve kar oranlarının bu maliyete göre hesaplanmaması halinde sürdürebilir üretim ticaret yapılmasının mümkün olmayacağını, uyuşmazlık konusu bedellerin kanunla veya kanunun verdiği yetki çerçevesinde ve kanunun temel amaçlarına uygun olarak EPDK tarafından belirlendiğini, yürürlükteki mevzuata uygun davranan müvekkili şirketin yasal zorunluluk gereği tahsiline aracılık ettiği bedellerden sorumlu tutulmasının hukuken kabul edilemeyeceğini, dava konusu edilen bedellere ilişkin “Kanun hükmü” ve “Kurul Kararı” yürürlükte ve mevzuatın bir parçası olduğundan bu bedellerin tahsilinde hukuka aykırılık bulunmadığını beyanla davacının haksız davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, 17/06/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6719 Sayılı Kanun’un 20.maddesi ile 6446 Sayılı Kanun’un 17.maddesinde yapılan değişiklik ile getirilen; ''Kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda; Tüketici Hakem Heyetleri ile Mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, kurumun (EPDK nun) düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır.'' hükmü gereğince bilirkişi raporuna göre; davacıdan tahsil edilen kayıp- kaçak bedelinin EPDK' nun bu konudaki düzenleyici işlemlerine ve tarife yönetmeliklerine uygun tahsil edildiği anlaşıldığı ve kayıp - kaçak bedeli, PSHB, PSH sayaç okuma bedeli, iletim bedeli, dağıtım bedellerinin kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetlenmesi ile sınırlı olduğu gerekçesi ile davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden ise davanın açıldığı tarih itibariyle yasal düzenlemeler, Yargıtay içtihatları, Hukuk Genel Kurulu kararına göre davacının dava açmakta haklı olduğu, dava açıldıktan sonra 17/06/2016 tarihinde yürürlüğe giren yasa ile getirilen düzenleme ile davanın reddi yoluna gidildiği ve yasa değişikliği sebebiyle davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde, taraflarınca açılan alacak davasında davanın açıldığı andaki mevzuata ve içtihat durumuna göre dava açmakta haklı ve yararlarına olduğunu, davaya konu bedelleri tahsil eden davalı tarafın davanın açılmasına sebebiyet verdiğini, kararın kaldırılarak yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, elektrik aboneliği nedeniyle faturalardan tahsil edilen kayıp kaçak bedeli ve diğer bedellerin tahsili talebine ilişkindir. Dava tarihinden sonra 17/6/2016 tarih ve 29745 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6719 sayılı Kanun ile 6446 sayılı Kanunun 3, 5, 6, 7, 9, 14, 17, 18, 19, 27. maddeleri değiştirilip bazı maddelere yeni fıkralar eklenmiş, ayrıca geçici 19. ve 20. maddeler düzenlenmiştir. Geçici 20.maddede, Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17. madde hükümlerinin uygulanacağı, geçici 19. maddede ise, bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükmünü içermekte olup, 6719 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin Kanunun 17.06.2016 yürürlük tarihinden önceki dönemde geçerli olan EPDK kararlarına dayanılarak tahsil edilmiş dava konusu kayıp kaçak bedelleri ve diğer kalemlerle ilgili olarak açılan ve halen devam eden alacak davalarında da geçmişe etkili olacak şekilde uygulanması gerektiği anlaşılmaktır. Her dava, açıldığı tarihteki fiili ve hukuki sebeplere ilişkin koşullara göre hükme bağlanır. Ne var ki, dava açıldıktan sonra dava konusu alacağın ödenmesi, menkul malın davacıya teslim edilmesi, gayri menkulün tahliye edilmesi gibi nedenlerle veya davanın açılmasından sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun yada Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı nedeniyle davanın konusuz kalması mümkündür. Davanın konusuz kaldığının tespit edilmesi halinde, mahkemece; esas (asıl talep) hakkında "Davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına" ilişkin hüküm kurulması gerekmektedir. Bu tür kararlar, hükümler gibi (eda, tespit, inşai) nihai kararlardandır. Mahkeme kararı, aynı zamanda dava konusu hakkın mevcut olmadığını da tespit ettiği için tespit hükmü niteliğindedir. 6719 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi ile EPDK kararlarına dayanılarak alınmış olan ve dava konusu yapılan bedeller ile ilgili olarak açılan davalar konusuz kalmış olup bu nedenle uyuşmazlığın esası hakkında davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir (Y. 3. HD.14.11.2017 T, 2017/16327- 2017/15872). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri” başlıklı 331.maddesinin 1.fıkrasında; davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkimin, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemenin yargılamaya devam ederek dava açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğunu tespit etmesi ve tutumuyla dava açılmasına sebep olan tarafı yargılama gideri ile mahkum etmesi gerekmektedir. Bir kimseye diğer tarafın dava giderlerinin yükletilmesinin nedeni, o kimsenin diğer tarafın gider yapmasına haksız olarak sebebiyet vermiş olmasıdır. Bir tarafın, dava açıldığı andaki mevzuata veya içtihat durumuna göre davasında veya savunmasında haklı olup da, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren yeni bir kanun hükmü veya yeni bir içtihadı birleştirme kararı gereğince davada haksız çıkmış olması halinde, yargılama giderlerine mahkum edilemeyecektir (YHGK'nun 18.11.2009 T, 2009/18-421 E.-2009/526 s.k). Dava konusu uyuşmazlığın yasa değişikliği sonucu konusuz kalması nedeniyle usul ilkeleri de nazara alınarak yargılama giderlerinin tespiti yönünden dava tarihinde hangi tarafın haklı olduğunun tespiti gerekmektedir. YHGK'nun 21.05.2014 T, 2013/7-2454 - 2014/679 sayılı kararı ile Anayasa'nın "Vergi Ödevi" başlıklı 73.maddesinde "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre kayıp-kaçak, sayaç okuma, dağıtım, perakende hizmet ve iletim bedeli uygulamasının EPDK kararları ve tebliğleri çerçevesinde uygulama arz eden kanunlar ve ikincil mevzuat hükümleri çerçevesinde EPDK tarafından belirlenerek uygulandığından bu tarihteki mevcut hukuki düzenlemenin EPDK'ya sınırsız bir fiyatlandırma ve tarife unsuru belirleme hak ve yetkisi vermediği, özellikle kaçak elektrik bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmenin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığı, bu faturalara yansıtılan diğer kalemlere ilişkin bedel miktarlarının şeffaflık ilkesi ile denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne kadar bedel ödendiğinin bilinmesinin de şeffaf hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olduğundan EPDK kararları ile bu bedellerin mevcut mevzuat kapsamında tüketicilerden alınması doğru bulunmayarak hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir. Genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenlerler. Bu olanak, BK. ve TBK'da öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir sonucudur ve bu hak sözleşme hürriyeti prensibi ile Anayasa (m.48) tarafından da teminat altına alınmıştır. Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde kişiler kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya nev'i şahsına münhasır sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit etmek, buyurucu ve yasak koyan kurallara, ahlâk ve âdaba aykırı olmamak şartıyla kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tipini değiştirmek ve konusunu yasal sınırlar içinde tayin etmek hakkına sahiptirler. Dolayısıyla bu özgürlük, sözleşmeyi yapma, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini düzenleme ya da değiştirme, sözleşmeyi ortadan kaldırma ve nihayet sözleşmenin tabi olacağı şekli belirlemeyi de kapsamakta olup, Borçlar Hukuku'nun temelini oluşturan bireysel sözleşme, öneri, karşı öneri ve kabul gibi irade açıklamalarının uygunluğu ve uyuşmasının sağlanması, sözleşme hükümlerinin tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmedir. Ancak sosyal ve ekonomik gelişmeler kitlelere yönelik hizmet gereksinimini yaratmış ve bireysel sözleşmenin kurulmasından önce bankalar, sigorta şirketleri, üretim ve pazarlama girişimcileri tek yanlı olarak sözleşme koşulları hazırlamakta, bu şekilde gelecekte kurulacak belirsiz sayıda, aynı şekil ve tipteki hukuki işlemleri düzenlemektedirler. Bu tip sözleşmelere de tip sözleşme, katılmalı sözleşme, kitle sözleşme veya formüler sözleşme denilmektedir. Bu tip sözleşmelerde pazarlık yapılması söz konusu olmadığı gibi, çoğu kez fiyat konusu bile tarifelerle belirlenmekte ve pazarlık dışı bırakılmaktadır. İşte kitlelere yönelik bu sözleşmelerde girişimci karşısındaki diğer taraf, ya kendisine sunulan sözleşmeyi kabul edecek, ya da sözleşmeye konu edim veya hizmetten yoksun kalacaktır. Elektrik ve su dağıtım hizmetlerinin, "tekel" niteliğinde yürütülen bir hizmet olduğu yargı kararları ile de kabul görmüştür. (YHGK'nun 15/03/2006 T, 2006/4-60/ 2006- 74 ;Y. 19. HD'nin 27/l0/2010 T, 2010/3757-2010/12071; Y.13. HD'nin 16/06/2010 T, 2010/1500-8698 sk. k. )Bu durumda davacının, kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedelinin fatura edilmemesi yönünde alternatif bir elektrik abonelik sözleşmesi yapma imkân ve olanağı yoktur. 6098 sayılı TBK'nun uygulanması ile ilgili olarak kişi açısından bir sınırlama yapılmamıştır. Yani genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemeler tacirler yanında tacir olmayanlar (tüketiciler, alıcılar, müşteriler) içinde uygulanabilecektir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1. maddesi, Türk Borçlar Kanununun zaman bakımından uygulanmasında genel kural olarak, geçmişe etkili olmama kriterini benimsemekle birlikte, anılan Yasanın 2. maddesinde ise bu kuralın istisnalarına yer vererek, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın "Türk Borçlar Kanunu’nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kurallarının, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanacağı" belirtilmektedir. Genel işlem koşullarının içerik denetimine yönelik olarak, TBK'nun 25. madde hükümlerinin de kamu düzenini ilgilendiren hükümler olduğu kabul edilmelidir. Zira, bu kural hâkime doğrudan sözleşme içeriğine müdahale etme imkânı veren kural olup, davalı tarafın verdiği hizmetin tekel niteliğinde olması karşısında TBK. 20. ve 25. maddeleri de nazara alındığında sözleşme özgürlüğünde bulunması gerekli güç dengesinin bir taraf aleyhine bozulduğu görülmektedir. Ayrıca, kayıp/kaçak bedeli alınacağı hususunda 6719 sayılı kanunla yapılan değişiklik öncesi Kuruma verilmiş bir yetki bulunmamaktadır. Kayıp/kaçak miktarı elektrik dağıtım sistemine giren enerji ile elektrik dağıtım sisteminde nihai tüketicilere tahakkuk ettirilen enerji miktarı arasındaki farkı gösterir. Teknik kayıpları yani enerji miktarındaki azalmayı ifade eden kayıp ile teknik olmayan kayıpları yani hırsızlanan elektriği ifade eden kaçakları önlemek dağıtım şirketinin sorumluluğunda olduğundan bu bedel sistem kullanım bedeli sayılamaz. Özelleştirme faaliyetleri öncesinde kamu otoritesi tarafından enerji maliyetinin unsuru olarak enerji fiyatları içinde alınan kayıp kaçak maliyetleri, 4628 sayılı Kanun ile kurulan EPDK tarafından düzenlenen tarifelerde enerji bedeli hesaplamalarında dikkate alınmaya başlamıştır. 2011 yılı öncesinde tüm abonelere yansıtılarak faturalar üzerinden tahsil edilen kayıp/kaçak bedeli 2011 yılından itibaren elektrik faturalarında ayrı bir maliyet kalemi olarak gösterilmeye başlanmıştır. Kanuna dayanmayan ve ikincil mevzuat ile sözleşme ilişkisi gereği dağıtım ve görevli tedarik şirketleri tarafından tüketicilerden tahsil edilen kayıp/kaçak bedelinin iltihaki sözleşme nedeniyle alınması, tüketicinin müzakere edemeden sözleşmeyi imzalamak durumunda kalması nedeniyle genel işlem şartı niteliğindeki kayıp/kaçak bedeli alınmasına ilişkin hükümleri hükümsüz sayılacağı ve ikincil mevzuata dayanarak tüketiciden bu bedelin alınamayacağı açıktır (Y. 3. HD. 18/12/2014 T, 2014/13539-2014/16751 s.k) . Dava konusu yapılan kayıp kaçak bedeli ve diğer bedeller ile ilgili davacının talebi 6719 sayılı Kanunla yapılan değişiklik nedeniyle kanunun yürürlüğe girdiği 17/06/2016 tarihi sonrasında 6446 sayılı Kanunun 17. ve geçici 20. maddeleri gereğince dayanaksız kalmıştır. Sonuç olarak iltihaki sözleşme ile ve ikincil mevzuat gereğince abonelerden tahsil edilen kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedelinin dava tarihindeki mevzuat, YHGK. 21.05.2014 T, 2013/7-2454- 2014/679 sayılı kararı ve daire kararlarında da (Y.3.HD. 28.03.2017 T, 2017/2534 - 2017/3956 s. k; Y.3. HD nin 16.11.2017 T, 2017/14865–2017/16038 sy.k; Y. 3.HD. 2017/14955 -2017/14433 ve aynı dairenin 2017/14806 – 2017/14435 sy kararları) belirtildiği üzere dava açıldığı anda haklı durumda bulunan taraf, yargılama sırasında oluşan yasa değişikliği sonucu haksız duruma düşmesi halinde yargılama giderlerinden, dolayısıyla karşı tarafın vekalet ücretinden sorumlu değildir. Somut olay yukarıda açıklanan ilke ve kavramlara göre değerlendirildiğinde mahkemece dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi ve davacı lehine yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken (Y. 3. HD. 4.3.2020 T, 2018/5554-2020/2021 ve aynı dairenin 14.3.2020 T, 2018/5552-2020/2022 sy.kararları) davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmüştür. HMK'nun 355.maddesi gereğince istinaf konusu yapılan nedenler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, davacının dava açmakta haklı olduğu, bu kapsamda kayıp kaçak bedeli ve diğer bedelleri talep edebileceği dikkate alındığında, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren geçmişe etkili yasa değişikliği nedeniyle dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve dava açmakta haklı olan davacı lehine yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul, yasa ve uygulamaya uygun olmadığından davacının istinaf başvurusunun bu sebeple esas bakımından kabulü ve bu durum yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince mahkeme kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerekmiş ve aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ ile .... .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... tarih ve .../... - .../.... sayılı kararının HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, HMK'nun 353/1-b-2 maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA, a)Dava konusuz kaldığından ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, b)Alınması gerekli 31,40-TL harçtan peşin alınan 29,20-TL'nin mahsubu ile bakiye 2,20-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, c)Davacı tarafından yapılan toplam 906,40.-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, artan gider avansının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, d)Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, AAÜT'nin 13/2.maddesi gereğince 1.000,00,-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafça yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde ilk derece mahkemesince iadesine, 3-Karar tebliğ işlemlerinin Dairemizce yapılmasına, 4-Harç tahsil ve gider avansı iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, duruşma açılmadan dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 25/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

... Başkan ...

... Üye ...

... Üye ...

... Katip ...