Lexedes Emsal arama Fiyatlandırma Ücretsiz deneyin

6. Hukuk Dairesi 2022/213 E. 2022/4875 K.

Yargıtay 2022-10-20 Yüksek mahkeme 3 karar bu kararı anmış
Bu kararla araştırma hazırlayın

6. Hukuk Dairesi 2022/213 E. , 2022/4875 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi İLK DRC. MHK. : Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

- K A R A R -

Davacı şirket vekili, davacının inşaat sektöründe havalandırma, ısıtma, soğutma ve yangın sistemleri kurulması gibi genellikle üstyapı projelerinde faaliyet gösterdiğini, ekonomik durgunluktan ve döviz kurundaki artışlardan olumsuz etkilendiğini, kısa vadede borçlarını ödemede zora düştüğünü ileri sürerek, konkordato geçici mühleti verilmesini ve akabinde konkordatonun tasdikini talep ve dava etmiştir. İlk derece mahkemesince, yasal şartları taşıdığı anlaşılan davacı projesinin tasdikine dair verilen karar hakkındaki birkısım alacaklılar vekillerinin istinaf başvurusu üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi tarafından, ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak davacının tasdik isteminin reddi ile iflasının açılmasına karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Talep, konkordato geçici ve kesin mühleti verilmesi ile akabinde konkordatonun tasdikine ilişkindir. HMK'nın 266/1. maddesi "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir" hükmünü içermektedir. HMK'nın 281 ve 282. madde hükümlerinde de hakimin bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe takdir edeceği, ancak bilirkişi raporunu yeteri derecede kanaat verici bulmazsa veya daha önce alınan bilirkişi raporları ile aralarında çelişki bulunması halinde çelişkinin giderilmesi bakımından aynı bilirkişiden ek rapor ya da sözlü açıklama isteyebileceği gibi, çelişkinin giderilmesi bakımından yeni bir bilirkişiden de rapor alabileceği öngörülmüştür. Dosyada; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan komiser heyeti raporlarında, talep eden şirketin rayiç değer bilançosu uyarınca (-) 3.648.149,10 TL borca batık durumda olduğu, borçlarının varlıklarını karşılama oranının %83,4 seviyesinde kaldığı, projesinin gerçekleştirilebilir ve makul olarak değerlendirildiği, şirketin faaliyetlerine devam etmekte olduğu, kalan işlerden beklenen ve öngörülen gelirin 17.500.423 TL olduğu buna göre teklif edilen konkordatonun borçlunun kaynakları ile orantılı olduğu tespitleri yapılmış ve ilk derece mahkemesince de konkordatonun tasdikine karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince re'sen bilirkişi raporu alınmış bilirkişi asıl raporunda yeniden borca batıklık değerlendirmesi yapmış ve şirketin rayiç değer bilanço bilgilerine göre aktiflerinin pasiflerini karşılama oranının %48 olduğunu şirketin (-) 9.363.346,56 TL borca batık durumda olduğu, iflas halinde adi alacaklıların alacağına kavuşma oranının muhtemelen %38.25 olacağı dolayısıyla konkordatoda iflasa nazaran alacaklıların daha iyi durumda olduğu, adi alacaklılar yönünden projenin olumlu olduğu talep eden şirketin 6 aylık ödemesizlik döneminden sonra 48 eşit taksitle borcunu ödemeyi kabul ve taaahüt ettiği komiserler kurulu nihai raporu ve revize proje kapsamında yer verilen net nakit akışlarının sağlanması ve işletmenin sürekliliği ile olanaklı olabileceği dolayısıyla iflas halinde alacaklıların daha fazla bir alacağa kavuşmasının söz konusu olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Rapor veren bilirkişi duruşmaya davet edilmiş duruşmada raporundaki görüşleri tekrarla borçlu şirketin nakit girişi olması halinde projenin gerçekleşmesi ihtimalinin bulunduğunu ortaklar alacaklarından feragat etmeseler dahi kaynak girişinin düzenli bir biçimde gerçekleşmesi halinde konkordato takvimi çerçevesinde borçlarının ödenmesinin mümkün olduğu görüşü bildirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi tarafından alınan komiserler kurulu nihai raporunda şirketin aktif varlıkları toplamının 18.358.589,50 TL borçları toplamının 22.024.506,15 TL buna göre borca batıklık tutarının -3.689.911,26 TL olduğu borca batıklık oranın ise %83.4 olduğu, dairece alınan mali müşavir raporunda ise şirketin aktif varlıkları toplamının 8.607.570,65 TL borçları toplamının 17.970.917,21 TL buna göre borca batıklık tutarının -9.363.346,56 TL ve aktifin pasifi karşılama oranının ise %48 olduğunun tespit edildiği yıllara yaygın inşaat onarım maliyetleri ile yıllara yaygın inşaat hakediş kalemlerinin şirketin rayiç değer bilançosunda yer almasının doğru olmadığı buna göre aktiflerin borçları karşılama oranının %48 olduğu ortakların alacaklarından feragat etmediği, dairede dinlenen bilirkişinin borçlarının ödenmesinin mümkün olduğu görüşünün çelişkili olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak konkordato talep eden şirketin iflasına karar verilmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere mahkemenin HMK’nun 266. maddesi kapsamında bir hususun çözümünün özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği gerekçesiyle bilirkişiye başvurulduktan sonra hakimin bilirkişi tarafından yer verilen özel ve teknik bilgileri yok sayarak ve kendisini bilirkişi yerine koyarak bilirkişi tarafından yapılan tespit ve değerlendirmeleri yerinde görmeyerek bir sonuca gitmesi hukuka uygun değildir. Nitekim Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre borca batıklık incelemesi bir borçlunun aktif ve pasif malvarlığı değerlerinin tespiti konusunun çözümü özel ve teknik bir bilgiyi gerektirmekte olup, bu hususta uzman bilirkişi veya bilirkişilere başvurulması zorunludur. Bilirkişi raporları arasında çelişki oluşması halinde ise HMK’nun 281. maddesi gereğince raporlar arasında çelişki giderilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu kapsamda somut uyuşmazlıkta yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere konkordato talep eden şirketin aktif ve pasif malvarlığı ile borca batıklık oranı bakımından ilk derece mahkemesince hükme esas alınan komiserler kurulunun verdiği raporla bölge adliye mahkemesince alınan rapor arasında iki kata yakın fark ve çok açık bir biçimde yapılan tespit ve değerlendirmeler bakımından farkılılıklar bulunmaktadır. Bu çelişkilerin varlığı Bölge Adliye Mahkemesince de kabul edilmesine rağmen çelişkileri giderecek yeni bir rapor alınmadan bilirkişi raporundaki özel ve teknik bilgilerin mahkeme tarafından değerlendirilmek suretiyle sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür. Bölge Adliye Mahkemesi kabulüne göre de; alacaklıların iflas halinde alacaklarına kavuşma oranının %38.25 olduğu halbuki alınan en son raporda ve dairenin kabulüne göre konkordato talep eden şirketin konkordato projesindeki alacakların borçları karşılama oranını %48 olduğu bu durumda dahi iflasa nazaran alacaklıların daha iyi durumda olacağının gözetilmemesi, şirketin ticari faaliyetine devam ettiği dikkate alındığında bilirkişi tarafından da doğrulanan ve komiserler kurulu raporunda belirtilen hakedişlerden kaynaklanan alacak tutarının 17.500.423 TL olduğunun bu tutarın alacaklıların alacaklarına kavuşmasını sağlayacak nitelikte devam eden işler nedeniyle şirket malvarlığına girmesi mümkün ve muhtemel bir alacak kalemi olduğu anlaşılmaktadır. Diğer yandan İİK’nun 305. maddesi gereğince teklif edilen konkordatonun borçlunun kaynakları ile orantılı olduğu, iflasa nazaran alacaklıların daha yüksek oranda tatmin edileceği ve konkordatonun %78.30 oranında alacaklı ve %56.06 oranında alacak tutarı bakımından kabul edilmiş olduğu kısmen çelişkili olmakla birlikte sonuç olarak raporların konkordato tasdik koşullarının bulunduğu bakımından birbirini doğruladığı dikkate alınmaksızın borçlu şirketin iflasına karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Kabule göre de; İcra İflas Kanunun 292. son maddesi gereğince ‘’Mahkeme bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder...’’ hükmüne göre borçlunun duruşmaya davet edilmeden iflasına karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırı görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23.Hukuk Dairesi kararı usul ve yasaya aykırı görüldüğünden BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, HMK 373/2. maddesi gereğince dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 20.10.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.